Ağu 29 2019

Türk ordusunda küçülmeye asker direnci: 'Rencide edildiği' izlenimi direnci artırıyor

Üst rütbeli beş generalin istifa haberleri, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki (TSK) bölünmeleri ve sivil-asker ilişkilerinin geldiği noktayı yeniden gündeme getirmesi açısından önemli. Ayrıca, ‘beka,’ diye sunulan Suriye politikası ile ilgili sorunları da yeniden gün yüzüne çıkardı.

Beş generalin, 22 Ağustos tarihli kararla Suriye'deki operasyonlardan sorumlu kritik görevlere atandıktan kısa süre sonra bu hafta başında istifalarını verdikleri, diğer bir deyişle erken emeklilik talebinde bulundukları basında yer aldı. Bunlardan ikisinin istifalarının kabul edildiği diğer üçünün ise kararlarından vazgeçmeye ikna edildikleri belirtiliyor.

Suriye'ye sınır ötesi operasyonlardan sorumlu generallerin istifalarının, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve parti lideri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye siyasetiyle ilgili anlaşmazlıklarını gösterdiğine dair spekülasyonlara yol açtı.

Nitekim, 1 Ağustos’taki, general ve amirallerin terfi, atama ve emekliliklerinin ele alındığı yıllık Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında, normal bekleme süresi tamamlanmadan emekliye sevk edilenler arasında yer alan Tuğgeneral Erdal Şener, Suriye politikasından duyduğu rahatsızlığı dile getiriyordu. 

Şener, Cumhuriyet gazetesine  9 Ağustos tarihinde verdiği mülakatta, Türkiye’nin Suriye bataklığından kurtulmak için Şam rejimi ile anlaşma yapması gerektiğini yani Beşir Esad yönetiminin muhatap alınmasını öneriyordu.  

Menbiç’ten sorumlu  ABD ile birlikte Müşterek Özel Görev Kuvvet Komutanı iken emekliye sevk edilen Şener, ABD ile Temmuz ayında varılan ve Türkiye sınırı boyunca güvenli bölge kurulması amacıyla varılan mutabakatı ise Washington’un oyalama taktiği olarak nitelendiriyordu.

Diğer yandan, teknik olarak erken emeklilik isteyen beş generalin, 22 Ağustos kararı ile  sıcak çatışma bölgesi olan Suriye sınırında görevli birliklere atanmış olması, ister istemez bu komutanların hükümetin Suriye politikasına ters düştükleri yorumlarını da beraberinde getirdi. 

Özel Kuvvetler Komutanı iken İdlib dahil önemli bir bölgeden sorumlu 6. Tümen Komutanlığı’na atandıktan sonra hafta başında verdiği emeklilik kararı onanan Tuğgeneral Ahmet Ercan Çorbacı, Sözcü gazetesine 27 Ağustos’ta yaptığı açıklamada ise, “Göreve karşı tepki olmaz. Sonuçta biz askeriz. Bu görevlerde kendimizi ispatlamışızdır. Sanki terörle mücadeleden kaçıyormuşuz gibi bir izlenim vermek istiyorlar” diyordu.  

Çorbacı, kendisiyle birlikte istifalarını verdiğini söylediği diğer generallerin bu tasarruflarının arkasında, görev yerinden ziyade  1 Ağustos’taki YAŞ toplantısında yapılan atama kararlarının kıdem ve liyakat geleneğine uygun olmadığı düşüncesinin yattığını ima ediyordu. 

Beş generalin  istifasının arka planında, geçmişte siyasete müdahaleyi alışkanlık haline getirmiş olan TSK’nin, hükümetin aldığı kararlara direncinin yansımasının yattığı yorumları yapılıyor.  

Bu istifalar aynı zamanda, 2016 yılındaki başarısız darbe girişiminden sonra TSK içinde artan güvensizlik ortamı ve darbe suçu işlediği iddiasıyla askerlerin cezaevine konma endişelerinin yansıması olarak da görülüyor. 

Başarısız darbe girişimi üzerinden üç yıl geçmiş olmasına rağmen halen gerek askerler gerekse sivillere dönük operasyonların devam ediyor olması generallerin tutuklanma korkularını haklı çıkarır nitelikte. 

Türk ordusunu yakından tanıyan bir Batılı kaynak Ahval’a yaptığı açıklamada, darbe girişimi sonrası TSK’de havanın değiştiğini askerlerin konuları açık bir şekilde tartışmaktan imtina ettiklerini ve göreceli biçimde TSK’de var olan güven ortamının kalktığını belirtiyor. 

Aynı kaynağa göre, askerler özellikle siyasi sınıfın insafına kaldıklarını düşünüyorlar ve ordu da da gerilim tırmanıyor. 

Bu noktada, emekli Kurmay Albay Murat Tulga’nın, 28 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesine yazdığı makaledeki bazı unsurlara kulak kabartmak gerekiyor. Tulga, “TSK’deki dönüşüm adeta askerlerden hınç alınarak yapıldı,” diyor.

TSK’nin, ülkenin laik yapısının korunması adına 1960 yılından bu yana üç darbe yaptığı, 2016’daki darbenin ise başarısız kaldığı bilinen bir gerçek. Bu darbeler ya emir komuta zinciri içinde ya da ordu içindeki gruplar tarafından yapıldı.

2016’daki darbe girişimi sonrası, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki AK Parti, ilke olarak doğru ancak uygulamada yanlışlıklar olan radikal kararlar alarak, TSK’yi Milli Savunma Bakanlığı'na bağladı.

Hükümetin Suriye politikasına her ne kadar askerlerin tepkili olduğu bir vakıa iken TSK’deki beş generalin istifa etmesinin, ordunun sivil demokratik denetime tabi kılınmasına direncin bir yansıması olduğu yorumları da ağırlık kazanıyor. 

Bu noktada dikkat çekilmesi gereken nokta ise; her ne kadar hükümet, TSK’yi sivil otoritenin yani kendisinin denetimi altına almış olsa da, bu uygulama Batı demokrasilerindeki ordunun sivil demokratik kontrolü uygulamasından ayrılıyor.

Zira, özellikle darbe girişiminden itibaren TSK’de yapılan atamalar,  göreceli olarak liyakatten ziyade siyasi lidere itaat anlayışının ordunun siyasileşmesi sürecini de beraberinde getirme tehlikesini barındırıyor olması.

1 Ağustos YAŞ toplantısı ile onu takip eden 22 Ağustos kararlarının, TSK'nin zaten çok gecikmiş olan yeniden yapılanmasını uygulama stratejisinin bir parçası olduğu anlaşılıyor.

1990'larda Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra, TSK'nin küçülerek çevik ve ateş gücü yüksek profesyonel bir silahlı kuvvetlere geçişi stratejisinin uygulamaya konması konusu zaman zaman gündeme geldi.

Bu strateji, ordunun aynı zamanda darbeler yoluyla demokrasiyi kesintiye uğratmasını önleyecek, iç düşmanlar yerine dış tehditlere karşı etkin bir ordu haline gelmesini de sağlayacaktı. Ancak, bu yeniden yapılandırma stratejisi, TSK’de dirençle karşılaşınca uygulamaya konamadı.

2016 darbe girişimi sonrası, Erdoğan hükümetinin attığı adımlar, TSK’nin profesyonelleşmesi adımlarının atılmaya başlandığının ipuçlarını da aslında vermeye başlamıştı.

Nitekim, ordunun siyasi otoriteye bağlanması sonrasında  25 Haziran'da yürürlüğe giren askerlik yasası, TSK’nin yeniden yapılandırılması yolunda somut adımlardan biri oldu. TSK’nin savaş kabiliyetini artıracak bir adım olarak, eğitim düzeyi düşük erlerin zorunlu askerlik süresi 12 aydan altı aya düşürüldü.

YAŞ toplantısında general ve amiral sayısının 241’den 233’e düşürülmüş  olması da küçülen bir TSK için gereksinim idi. Zira, zorunlu askerlik süresinin erler için yarı yarıya düşürülmesiyle birlikte komuta edecekleri karargahları da azalacağı anlamına geldiğinden  general ve amirallerin sayısının da azaltılması gerekiyordu.

YAŞ’ta orgeneral ve oramiral rütbelerine  atama yapılmayarak bu rütbedeki personel sayısının 15’ten yediye düşürülmesi de TSK’nin küçülmesi stratejisinin bir parçası.


© Ahval Türkçe