Zehirlenerek, donarak ve yanarak ölen askerler: TSK’de neler oluyor?

 

15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsü, yargıdan üniversitelere,  sivil toplum, dernekler, medya, özel eğitim kurumları, dershanelerden sağlık kurumlarına kadar pek çok kritik alanın yeniden dizayn edilmesine zemin hazırlarken, “sil baştan tersyüz edilen” kurumların başında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) yer aldı.

16 Kasım’da Manisa Komando Er Eğitim Tugayı Kışlası’nda 21 askerin gıda zehirlenmesiyle hastaneye kaldırılması, TSK’nın eğitim, sağlık başta olmak üzere kurumsal yapısında uygulamaya konulan radikal değişiklikleri yeniden sıcak tartışma gündemine taşıdı.

Geçen yıl Mayıs ve Haziran aylarında yine Manisa’daki er eğitim tugayında meydana gelen kitlesel gıda zehirlenmelerinde, bin 50 asker hastaneye kaldırılmış, bir asker de yaşamını yitirmişti.

Ardından Diyarbakır, Kastamonu ve başka illerdeki askeri kışlalarda, kitlesel zehirlenme olayları yaşandı. Kışlalara tabldot yemek servisi yapan iktidara yakın bazı özel şirketlerin sözleşmeleri feshedildi. Bu olaylar üzerine, dönemin Milli Savunma Bakanı (MSB) Nurettin Canikli, kışlaların beslenme, gıda temini ihalelerinin gözden geçirileceğini, 2018 başından itibaren gıda maddesi tedarikinin ağırlıkla, Et ve Süt Kurumu, Toprak Mahsulleri Ofisi gibi kamu kurumlarından yapılacağını açıklamıştı.

Bir yıl aradan sonra, 16 Kasım’da askerlerin tekrar toplu zehirlenmesi üzerine, CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel bir soru önergesiyle olayı TBMM gündemine taşıdı. MSB Hulusi Akar’ın yanıtlaması istemiyle, bazı sorular yöneltti.

CHP’li Özel, Canikli’nin geçen yıl açıkladığı sistemin 2018 başından itibaren uygulamaya girip girmediğinin yanı sıra; “16 Kasım 2018 günü zehirlenmenin yaşandığı kışlada yiyecek temini hangi usulle yapılmakta, hangi firmalardan karşılanmaktadır? Kışladaki gıda denetimi en son ne zaman yapılmıştır? Kışlalarda gıda kontrolü yapmakla görevli gıda kontrolü müfreze komutanlıklarının kapatıldığı iddiaları doğru mudur?" sorularını sıraladı.

Kışlalardaki kitlesel gıda zehirlenmelerinin yanı sıra bir diğer gelişme, herhangi bir saldırı, çatışma olmaksızın, son birkaç haftada art arda yaşanan askeri can kayıplarının başlattığı tartışmalar. Tunceli’de 27 Ekim’de iki askerin donarak ölmesinin ardından, top, havan, mühimmat patlamalarında 8 askerin daha yaşamını yitirmesi, 29 askerin de bazıları ağır olmak üzere yaralanması, “TSK’da neler oluyor?” sorusunu gündeme taşıdı.

11 Kasım’da, Hakkari-Şemdinli’deki top atışı sırasında yaşanan mühimmat patlamasında 7 asker ölürken, 25 asker yaralandı. Bu olaydan 5 gün sonra, Manisa’da 21 askerin zehirlenmesiyle aynı gün, Şırnak’ta havan topu ile eğitim atışı sırasında meydana gelen patlamada bu kez bir asker öldü, 4 asker yaralandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Şemdinli’deki patlamayı ‘terör saldırısı’ olarak nitelendirirken, MSB Akar, Cumhurbaşkanını tekzip edercesine, “dış saldırı olmadığını” patlamalar ve şehitlerle ilgili olarak Genelkurmay’ın idari, savcılığın da adli soruşturma başlattığını açıkladı.

Bütün bu yaşananlar, bir kez daha 15 Temmuz sonrasında Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK), TSK’nın kurumsal, eğitim, sağlık sistemlerinde, komuta kademelerinin yapılandırılmasında devreye konulan radikal düzenlemelerin orduda zafiyet ve tahribat yaratıp yaratmadığı tartışmalarını öne çıkarttı.

“FETÖ” bağlantısı çerçevesinde muvazzaf subay-astsubaylar arasında sürdürülen kitlesel tasfiyeler ve tutuklamalar, davalar sürüyor. Bunun yanında, 15 bin TL karşılığında bedelli askerlik ile zorunlu askerlik hizmetinden muaf olmak için başvuranların sayısının 1 milyonu aşması, TSK’nın asker kaynağını oluşturan gençlerin, zorunlu askerlikten muafiyet arayışlarındaki bu artış dikkat çekici.

Geçen yıl yaşanan zehirlenme vakaları sonrasında muhalefet partilerince verilen araştırma önergeleri, TBMM’de özel araştırma komisyonu kurulması ve TBMM Milli Savunma Komisyonu’nun acilen toplanması talepleri AKP oylarıyla reddedilmişti.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkartılan KHK’larla, tüm askeri eğitim kurumları, askeri liseler, harp okulları, harp akademileri kapatıldı. Bunların yerine Milli Savunma Üniversitesi kuruldu.  Hükümet, Milli Savunma Üniversitesi’nde, demokrasiye bağlı subaylar yetiştirileceğini savunuyor.

2016 yılı Temmuz ayında çıkartılan 669 sayılı KHK ile de, 127 yıllık geçmişi olan Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) başta olmak üzere, 33 tam teşekküllü askeri hastane, 8 gelişmiş askeri dispanser, askeri rehabilitasyon merkezleri, askeri revirler, TSK’dan alınıp sivilleştirilerek Sağlık Bakanlığı’na devredildi.

KHK’lerle yaklaşık 6 bin askeri doktor, cerrah, psikiyatrist, hemşire, laboratuvar elemanı, sağlık uzmanı ve askeri sağlık personeli Sağlık Bakanlığı hastanelerine gönderildi. Askeri personele hizmet veren askeri hastaneler, sivillere açıldı.

Milli Savunma Bakanlığı o dönemde KHK’lerin gerekçesini, askeri liseler, harp okulları, harp akademileri, astsubay meslek liseleri, jandarma astsubay liseleri, askeri bando ve mızıka okulu da dâhil askeri eğitim-öğretim ve sağlık kurumlarındaki personelin yüzde 95’inin “FETÖ” bağlantılı olmasıyla açıklarken, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ise yürürlüğe konulan KHK’lerin baştan sona yanlış olduğunu öne sürmüştü.

Başbuğ, TSK’nin 200 yıllık eğitim ve sağlık kurumları birikiminin,  geleneğinin yok edildiğini, harp okullarının Osmanlı’nın mirası olduğunu belirterek hükümete; “Bu müesseseleri kaldırarak, sorunu çözecek misiniz?  Türk Ordusunun damarlarını kesiyorsunuz” uyarısında bulunmuştu.

Türk Tabipler Birliği (TTB), kışlalardaki kitlesel zehirlenmeler sonrasında kapsamlı bir açıklama yaparak, KHK’lerle kapatılan ya da Sağlık Bakanlığı’na devredilen askeri sağlık kurumları ve hastanelerin, laboratuvarların, sağlık ve rehabilitasyon merkezlerinin ciddi bir boşluk yarattığını, Sağlık Bakanlığı’nın bu boşluğu doldurmakta yetersiz kaldığını, GATA ve askeri hastanelerin tekrar açılması, sağlık kurumlarının TSK’ye iade edilmesi çağrısında bulunmuştu.

Emekli Astsubaylar Derneği ise askeri doktorların aynı zamanda hem doktor hem asker olduğunu,  alınan kararlar sonrası TSK’nin dünya orduları içinde kendi hastanesi, doktoru olmayan tek ordu konumuna getirildiğini açıkladı. Savaşta da askerin yemeğini, kumanyasını, özel yemek şirketlerinin mi getireceği sorusu gündeme getirildi.

Geçen yıl mayıs ve haziran aylarında, Manisa’daki binlerce askerin zehirlendiği olaylarda sivil hastanelerde, sağlık bakanlığına bağlı kamu hastanelerinde askerleri tedavi edecek yer bulunamayınca, yüzlerce asker kollarında serum şişeleriyle hastane bahçesinde, dışarıya yerleştirilen sedyelerde tedavi edildi.

16 Kasım’da yaşanan son zehirlenmede de benzer görüntüler yaşandı. Genelkurmay’ın, Kuvvet Komutanlıkları’nın karar mekanizmalarının, sivil bürokrasiye bağlanması yanında,  askeri eğitim ve sağlık kurumlarının lağvedilmesinin, askerlerin eğitiminde, komuta ve yönetiminde, askerleri eğitecek askeri personelin eğitimi konusunda ciddi zafiyetlere yol açtığı, eğitim ve görev zayiatlarının artmasını beraberinde getirdiği gözleniyor.

Kışlalardaki kitlesel zehirlenmelerin yanı sıra, Tunceli’de 2 askerin operasyon sırasında donarak ölmesiyle başlayan olaylar zincirinin Şemdinli ve Şırnak’taki kayıplarla sürmesi, Erdoğan hükümetine ve AKP’ye destek veren MHP lideri Devlet Bahçeli’nin de sert tepkisine yol açtı.

Bahçeli geçen hafta yaptığı grup konuşmasında “Tunceli’de donarak, Hakkari’de yanarak ölmek, Türk askerinin kaderi olamaz” dedi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise donarak ölen askerlerin ailelerini TSK’den kimsenin aramadığını belirterek, cenazeler için ailelerin mezarlık personeli tarafından aranmasının şehitlere büyük saygısızlık olduğunu dile getirdi.

TSK’nin kurumsal yönetiminin siyasi iktidara teslimi yanında, eğitim, sağlık sisteminin ortadan kaldırılması ve profesyonel orduya geçiş planlarının, önümüzdeki dönemde tartışmaların odak noktasına oturması bekleniyor.

Son dönemde yaşanan olaylar,  bir kez daha TSK’nin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili düzenlemelerin, tartışılması, sorgulanması gerektiğini işaret ediyor.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.