Piero Castellano
Oca 23 2018

İki yıldır Türkiye’de kayıp bir İtalyan turist

Türkiye'deki tatili sırasında bir anda ortadan kaybolan bir İtalyan vatandaşı, ailesiyle iletişime geçerek kim olduğu belirsiz silahlı bir örgütün esiri olduğunu söyledi.

Olay Aralık ayında, yerel basının, bir yıldır kayıp olan, Brescialı, işsizlik yardımı alan 32 yaşındaki Alessandro Sandrini'nin Ekim ayında annesini aradığını ortaya çıkarmasıyla başladı.

Sandrini, Türkiye'deki bir haftalık tatilinden geri dönmemiş ve yardım istediği birden fazla telefon konuşmasının ilkinde esir olarak tutulduğunu ama nerede olduğunu bilmediğini söylemişti.

Söylemeye gerek bile yok ki hikaye sansasyon yarattı, komşusu Fransa'nın aksine büyük terör saldırılarına maruz kalmamış ülkenin damarına bastı, ama asıl öfkeli tartışma, İtalya vatandaşlarını rehin alan teröristlere devletin geçmişte fidye ödediğine ilişkin iddiaların haberlerde yer almasıyla başladı.

Bazıları fidye ödenmesinin terör ve suç örgütlerinin İtalyanları daha çok hedef almasına sebep olacağını söyleyerek itiraz ederken, birçok kişi de tehlikeli olarak bilinen ülkelere giden “pervasız” gezginleri ya da yardım görevlilerini vergi verenlerin paralarını riske atmakla suçladı.

Ve gerçekten de Sandrini'nin annesi, telefon görüşmelerinin birinde oğlunun, kendisini kaçıranların “ailesinden değil devletten para istediklerini” iddia ettiğini söyledi, bu durum (Sandrini'nin) fidye için alıkonulduğunu teyit eder nitelikteydi.

Kulağa bir turistin kabusu gerçekleşmiş gibi geliyor.

Sandirini, seyahatini bir ajans aracılığıyla ayarlamış ve annesini 3 Ekim 2016'da telefonla arayarak Adana'da bir hotelde olduğunu söylemişti.

Bir hafta sonra, 10 Ekim'de, o dönemki partnerinden kendisini Orio al Serio havaalanından almasını istedi, ama Sandrini havaalanına hiç gelmedi.

Annesi yerel basına verdiği bir röportajda oğlunun kayıp olduğunu polise anlattığını, polisin kendisine inandığını ve o zamandan beri “onu hiç yalnız bırakmadığını” söyledi.

Bir sonraki iletişimi, bir yıldan fazla süre sonra telefonla olacaktı. Ama sorgulama sırasında, Dışişleri Bakanlığı durumdan “uzun süredir” haberdar olduğunu ve olayın Brescia'daki savcı tarafından araştırıldığını kabul etti.

Belli ki, telefon görüşmesinde ortaya çıkan durum soruşturmacılar için hiç de sürpriz değildi ve bu durum daha önce de görüşme ya da müzakere yapıldığına ilişkin spekülasyonlara yol açtı.

Alışılmadık bir şekilde, bu hikaye, İtalyan ana akım medyasından pek ilgi görmedi, haber yerel basında geniş yer bulurken ana akım medya, kayıp vakasını soruşturan yetkililerden gelen sessiz kalmaları yönündeki talebe saygı gösterdi.

Ama haberler, darbe girişiminden yaklaşık üç ay sonra, Türk turizminin en zor zamanları yaşadığı bir dönemde, arkadaşlarına göre mahallesinden pek de uzağa gitmemiş olan işsiz bir kişinin birden bire tek başına Türkiye'ye tatile gitmesinin tuhaflığına dikkat çekti.

Sandrini'nin silahlı örgüte katıldığını kesin bir şekilde inkar eden soruşturmacılar, arzusu dışında esir tutulduğundan şüphelenmeyi gerektirecek unsurların da bulunmadığının altını çizdi.

Ankara'daki İtalyan Büyükelçiliği durumu yakından takip ettiklerini belirtse de yöneltilen soruların tümünü Brescia'daki savcılık bürosuna yönlendirdi.

Büyükelçilik, sadece, kaçırılan kişinin ailesinin basınla iletişime geçerek sıkıntılarını kamuoyuna duyurma kararına rağmen soruşturmanın Türk polisinin kusursuz işbirliği ile sürdürüldüğünü açıkladı.

Sandrini, 22 Aralık'ta basına yansıyan son telefon görüşmesinde, soruşturmacıların ketum tutumlarının aksine, annesinden basına konuşmaya devam etmesini, ilgiyi yüksek tutmasını istedi.

Krizin diplomatik bir meseleden ziyade adli bir sorun gibi ele alınması, olayın terör olayından çok kriminal bir senaryo olduğuna işaret ediyor.

Birden fazla kez iletişime geçmeye çalıştığımız savcılık bürosu bir cevap vermedi, ki bu durum davanın çözümü için soruşturmacıların ihtiyata ihtiyacı olduğunu doğruluyor.

Resmi bilgi eksikliği en uç spekülasyonlar ve olası yersiz şüpheler için kapıyı açık bırakıyor. Raporlarda yer alan pek çok detay ve tutarsızlıklar basına sızdırıldı ve yerellerin bazıları, eski partnerinin uyuşturucu kullandığını söylediği Sandrini'nin sorunlu geçmişine dikkat çekip bu acayip tatilin bir turist gezisi olmayabileceğine dair şüphelerini dile getirdi.

Ama genel olarak, en yaygın tahmin, Türkiye'de turistlerin kaçırılma tehlikesinin olduğu varsayımı.

İtalyan Dışişleri Bakanlığı'nın internet sitesinde Suriye sınırındaki bölgelerden uzak durulması tavsiyesinin yer aldığı bir gerçek, lakin Akdeniz'e kıyısı olan Adana büyük bir şehir, sınıra yakın bile değil ve söz konusu uyarılarda adı geçmiyor.

Diğer yandan, Adana çok ilgi çekici bir yer, acılı kebabı ve tarihi şehir Tarsus'un yakınında bulunan Aziz Paul'un doğum yeri gibi tarihi simgeleriyle ünlü bir kent ama alışıldık bir turizm merkezi de değil. Gerçi son 4 yılda Suriye'den gelen göçmen ve mültecilerle kalabalıklaştığı göz önünde bulunulursa güvenli bir şehir de sayılmaz.

Garip bir şekilde, Sandrini'nin kaçırılışına dair İtalyan basınında yer alan makaleler, Adana'yı “Şam'a 180 km mesafede” diye tanımlayıp, “Suriye bağlantısı” olduğunu öne sürerek Sandrini'nin kontörlü telefonla yaptığı görüşmelerin “Türkiye-Suriye sınırından” yapıldığını iddia ettiler.

Gerçekte, Adana ile sınır arasındaki mesafe 200 km'den fazla. Ama ayrıca Adana, İncirlik hava üssüne de ev sahipliği yapıyor ki, bu üs Türk, ABD ile NATO hava güçleri tarafından kullanılıyor ve özellikle “İslam Devleti”ni yok etme savaşı açısından önemli bir yer.

Türkiye hala Olağanüstü Hal ile yönetilen, birçok siyasi gerilimle uğraşan, son Freedom House raporunda “Özgür olmayan” ülkeler arasında yer alan ve daha da sorunlu bir bölgeye sınır komşusu olan bir ülke olsa da, geçtiğimiz iki yıl Türkiye'nin turistler açısından Paris, Brüksel, Barselona, Berlin, New York ya da Las Vegas'tan daha tehlikeli olmadığını gösterdi.

Ama bu davanın belirsizliği, Türkiye'nin zor yıllardan sonra yavaş yavaş kendine gelen turizm endüstrisi için başka bir potansiyel bela.

Ne olursa olsun, Alessandro Sandrini'nin ailesi sevdiklerinin kaybının yarattığı acıyla ikinci Noellerini geçirmek zorunda kaldı.

Bu acayip davanın mutlu sonu, herkes için en iyi sonuç olan kaybolan kişinin evine sağsalim dönmesiyle tüm belirsizliklerin çözülmesi olacaktır.