Piero Castellano
May 22 2018

Avrupa ile siyasi gerilim, Türk-İtalyan savunma işbirliğini güçlendiriyor - Ahval Dosyası: 'İşler tıkırında'

Suriye savaşının ve geleneksel ortaklarla krizlerin ardından uluslararası politikada Türkiye’nin rekabet düzeyine gelmesi, milli savunma sanayinin kurulmasını hızlandırıyor.

Geleneksel olarak Batılı müttefikleri tarafından desteklenen Türkiye, silahlı kuvvetlerinin yabancı silahlara bağımlılığını azaltmak istiyor.

YPG'nin Afrin'den sürülmesi için düzenlenen askerî harekât sırasında Alman hükümeti Türkiye'nin Alman tanklarını kullanmasından dolayı protestolarla karşı karşıya kaldı.

Benzer bir tartışma İtalya'da da yaşand, ama daha küçük ölçekte. Türk basınında “yerli üretim” olduğu söylenen ve Afrin'de kullanılan taarruz helikopterleri, İtalyan basınında İtalyan yapımı A129 “Mongoose” olarak tanımlandı. Bu da kısaca İtalyan ve Türk savunma sanayinin yoğun işbirliğine dikkatleri çekmeye yetti.

Aslında T129 “Atak”, hem Türk savunma sanayinin baş tacı hem de batı endüstrisi ile ortaklığı nasıl optimize ettiğinin en iyi örneği.

İtalyan A129'u esas alan “Atak”, İtalyan Leonardo helikopterleri ile Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş.’nin (Turkish Aeronautics Industries-TAI) sıkı bir işbirliği ile geliştirildi. Bu işbirliği, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin özel ihtiyaçları çerçevesinde daha yeni ve güçlü bir modelin yapılmasına yol açtı.

Ahval’e konuşan eski bir İtalyan helikopter pilotu, “T129 Atak’ın Mongoose’dan çok farklı bir helikopter olduğunu” söylüyor ve ekliyor:

“İki motor iki kattan daha fazla güce sahip. Bunlar daha fazla yük taşıma kapasitesi ve daha yüksek hız sağlıyor, ancak bu tamamen farklı mekanik ve daha güçlü bir gövde anlamına geliyor. Daha büyük faydalı yük kapasitesi ve Türk yapımı daha gelişmiş avionikler, Türk Ordusu’nun faaliyet gösterdiği karmaşık ortamın talepleri ile uyumlu olarak daha geniş bir görev yelpazesi sağlıyor.”

atak

 

T129 projesinin işbirliği modeli Türk savunma sanayinin gelişmesinin ve uluslararası pazarlara açılmasının tipik bir örneği.

Genova Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırma görevlisi olan Federico Donelli “Silahlı kuvvetlerin siyasi olarak kontrol altına alınmasından sonra hükümet, yerli bir savunma sanayisinin kurulması hedefi ile açıklanan iddialı bir modernizasyon programını başlattı. Konu, herkesin dilinde olan 'milli tank, milli uydu, milli uçak' kavramları ile seçim ve siyasi retoriğin merkezine hızlı bir şekilde yerleşti” diyor.

Bu, Türk kamuoyunda derin bir şekilde yankı uyandıran bir konu:

“Milli savunma sanayinin eksikliği, Osmanlı İmparatorluğu'nun uğradığı tarihî yenilgilerin ve aşağılanmaların sebeplerinden biri olarak görülüyor. Savunma sanayinin kurulması, iyileştirme ve yeniden güçlenmenin yanı sıra bağımsızlık ve ulusun hayatta kalması için gerekli şart olarak görüldü.”

Bununla birlikte tam bağımsız bir milli savunma sanayii dönemi sona erdi. Modern silah sistemlerinin karmaşıklığı ve gerekli kıldığı finansman çok uluslu projeleri gerektiriyor ve onları teşvik ediyor.

Yerel kitle için heyecan verici olan 'milli üretim' vurgusu bu yüzden yanıltıcı.

Ancak ortak yatırımları sadece teknik bilgi edinme olarak görmek de eşit derecede hatalı.

“Eğer İtalyan şirketlerden önemli bir teknoloji transferi olduğu doğruysa, milyarlarca dolar değerindeki siparişlerle genç ve enerjik bir savunma sanayi ile işbirliğinden faydalandılar” diyor Donelli.

Ekliyor:

“Türkiye'nin jeopolitik merkeziyeti özellikle Afrika başta olmak üzere Türk ve İtalyan ortaklara yeni pazarların kapılarını açabilir.”

Afrika ve Asya, geleneksel olarak barışı koruma ve NATO görevlerine yoğun bir şekilde katılan İtalya'nın, dış politikasının ayrılmaz bir parçası olan ordusunu konuşlandırdığı yeni harekât alanları.

Bu görevlerden biri ABD ve Alman birliklerinin çekilmesi ardından Türkiye'nin güney sınırını korumak için Kahramanmaraş'ta bir İtalyan hava savunma füzesi bataryasının konuşlandırılmasıydı.

Federico Donelli, “Bu görevin NATO içindeki normal rotasyonun bir parçası olmasına rağmen, Avrupa’nın Türkiye’yi ağır bir şekilde eleştirdiği bir dönemde bu görevin bir parçası olmaya yönelik İtalyan tercihi ikili ilişkiler açısından kesinlikle olumluydu” diyor.

Suriye'deki savaştan sonra ihtiyaç olan görev, Türk hava savunmasındaki ciddi eksiklikleri ortaya çıkardı. Belki de şans eseri olmadan, bu görevde Fransız-İtalyan ortak yapımı SAMP-T silah sistemi vitrine çıktı. Bu silah sistemi, daha sonra Türkiye'ye yerli hava savunma füzesi kazandırmayı amaçlayan ortak yatırım için seçildi.

Bu yeni yatırım, etkileyici bir ortak projeler listesinin en son maddesi. Taarruz helikopterinin yanı sıra, İtalyan “Leonardo” şirketi, MELTEM-III projesi kapsamında deniz karakol uçakları ve uzun menzilli hava gözetleme radarı Selex RAT-31DL sağlamak için Türk şirketleri ile işbirliği yapıyor.

Leonardo’nun C27J “Spartan” uçağı Türkiye’nin taktik nakliye uçağı ihalesi için bir aday iken diğer şirketler silah sistemleri için parça ve yazılım sağlıyor. Yaygın olarak kullanılan 76/62 mm Oto Melara top MILGEM fırkateynlerinde de bulunacak.

Türkiye'ye verilen Leopard 2A4 tanklarının kullanımı için sıkı şartlar koyan Almanya’nın aksine İtalya, ortağına sağladığı veya onunla birlikte yaptığı askerî donanımın nasıl kullanılacağı konusunda şart koşmuyor.

Bununla birlikte İtalya, Türk savunma sanayinin NATO üyesi veya Batılı çok sayıdaki ortaklarından sadece birisi. Türkiye, T129 Atak'ın yanı sıra, Amerikan yapımı Sikorsky UH60 “Blackhawk” ve Avrupa menşeili “Cougar” gibi helikopterleri de yurt içinde üretmekte.

Türkiye, çok uluslu A400 stratejik nakliye uçağı ve F35 müşterek taarruz uçağı projelerinin bir ortağı. Türk savunma sanayii, sırasıyla Amerikan Humvee ve İngiliz Land Rover'daki parçalar ile geliştirilen hafif zırhlı “Cobra” ve “Akrep”, mayına dayanıklı pusu korumalı “Kirpi” gibi zırhlı ve muharebe araçlarını başarılı bir şekilde ihraç etmekte.

İspanyol tersanesi Navantia ile birlikte Türkiye ilk amfibi taarruz gemisini inşa ederken “Altay” tankı Koreli Hyundai Rotem ile birlikte tasarlandı.

Bu kapsamda, Rus S400 hava savunma sisteminin kendine özgü durumu çok özel bir anlama sahip olabilir.

Kendi pazarlarındaki Türk şirketleriyle işbirliği, Avrupa sanayisi için hızla önem kazanmakta. İngiliz BAE System ile yapılan son bir anlaşmayla Türkiye’nin ilk milli savaş uçağını üretilecek. TFX projesi, İngiliz askeri havacılık sanayisine atılan bir “can simidi” olarak kabul ediliyor.

Türkiye'nin politikasını etkilemeye çalışan yabancı güçlere bir darbe olarak övülen güçlü ve bağımsız bir milli savunma sanayinin kurulması, çelişkili bir biçimde, Türkiye'nin Batılı müttefikleri ile bütünleşmesini kuvvetlendiriyor.

Donelli, “Şu ana kadarki bu projelerin hiçbiri uluslararası tedarikçilerden, ayrıca üçüncü ülkelere ihracat yapmak için bunların yeşil ışığına ihtiyaç var, önemli patentler ve parçalar alınmadan üretilemez” diyor ve bu bağların sağlayabileceği herhangi bir sözde avantaj konusunda da uyarıyor:

“Türkiye ortaklarını hızlı bir şekilde çeşitlendirdi ve bu ülkelerin kendi politikaları üzerinde sağlayabileceklerinden daha fazla avantaj sağladı. Avrupa ülkeleri Türkiye’nin baskısını eleştirdiğinde ya da Kürt sorunu ile Ermeni iddiaları gibi hassas noktalara değindiğinde Ankara savunma sözleşmelerini ve siparişlerini tamamen askıya alma, hatta iptal etme konusunda hiçbir tereddüt göstermedi.”

Bu Avrupa'da iyi anlaşılan bir ders. Almanya ile yaşanan diplomatik gerilimler, MILDEN (Milli Denizaltı) inşa programını durdurmaya yetmedi. Hatta, PYD ve Suriye'deki mevcut diplomatik anlaşmazlığın ortasında bile Türkiye ve Fransa, ticaret hacimlerini 20 milyar avroya çıkarmak için bir dizi başarılı toplantı düzenledi.