Oca 08 2018

Fehmi Koru: Avrupa ile ilişkinin yeni adı 'imtiyazlı ortaklık'

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Fransa, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun da Almanya gezileri sona erdi. 

Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerin derin yaralar aldığı, karşılıklı suçlamaların rutin halini aldığı bir dönemde iki gezi de ilişkilerin yumuşamasında atılmış önemli adımlar olarak değerlendiriliyor.

Ancak artık ilişkilerin tam üyelik hedefinden uzakta başka bir mecrada ilerlediğine de şüphe yok. Peki tam üyelik perspektifi hem Türkiye hem de AB için artık bir nostalji ise, yeni ilişki türünü nasıl tanımlamak gerekir?

Gazeteci-yazar Fehmi Koru'ya göre, artık 'imtiyazlı ortaklık' olarak tanımlanabilecek bir diyalog türü geliştirilmiş durumda. Daha çok ticarete dayanan, tarafların birbirini sıkboğaz etmediği bir birliktelik.

Koru'ya göre, hem Batı'nın Türkiye'yi dışlamasının bir sınırı olduğu anlaşıldı hem de Türkiye'nin AB ile ilişkilerine aslında önem verdiği gözler önüne serildi.

Yeni ilişki türüyle ilgili Koru şunları yazıyor:

"Evet, AB, Türkiye’yi tam üye olarak içine almakta tereddüt yaşasa da fazla uzağında görmek de istemiyor. Bulunan formulün Berlin’in yıllardır telaffuz ettiği Ankara’nın ise kabule yanaşmadığı ‘imtiyazlı’ veya ‘özel’ ortaklık olduğu bu defa Paris’ten duyuruldu."

Koru, bu durumu "Türkiye de, farklı mesajlar verilmeye devam edilse de, AB ve Batı ile yollarını bütünüyle ayırmak istemediğini, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fransa gezisiyle iyice belli etmiş oldu" sözleriyle tanımlıyor.

Koru yazısını şöyle sürdürüyor:

'Macron ile Erdoğan basın toplantısı için yan yana poz vermeden hemen önce, ülkeleri adına iki taahhüt altına girdiler:

1. Fransız-Alman ortak yapımı Airbus yolcu uçaklarından 25 adedi Türkiye için üretilecek… (Kısa süre önce 40 Boeing uçağı alımı için ABD ile de bir anlaşma imzalanmıştı).

2. Ruslar ile S-400 füze savunma sistemi için anlaşmış olan Türkiye, buna ek olarak, Fransız-İtalyan ortak yapımı füze savunma sistemini de satın alacak…

Eksen kayması, ittifak değiştirme iddialarına böylece bir son verilmek istenmiş olmalı.

[Bir ara mülahaza: Rusya’dan gerçekten füze savunma sistemi alınacaksa, neden S-400? Rusya çoktan S-500 adının verileceği bilinen ve daha ileri bir teknolojiyi yansıtan yeni sistem üzerindeki çalışmalarını üretim aşamasına ilerletmiş bulunuyor.

Herhalde yakışan, ille alınacaksa, S-500’ün kullanım özelliklerinin ve yazılımının de paylaşıldığı ilk müşterisinin Türkiye olması değil midir?]

Siyaset başka, ticaret daha başka

En fazla eleştirinin geldiği Batı’nın Türkiye’yi dışlamak istemediği iradesini beyan etmesi, Türkiye’nin de ha koptu ha kopacak izlenimi alınan Batı ile yol ayrımında bulunduğu görüntüsü yerine yakınlaşma jestlerini öne çıkartması şaşırtıcı mı?

Bana göre değil.

İyi ilişkileri her halükârda korumamız gerekse de komşumuz Rusya’nın temel konularda Batı’dan pek farklı olmadığını yaşayarak öğrendik. Suriye’de (İran ile birlikte) ortak çabalar sarf etmemize ve kalıcı çözüm arayışlarında yakınlaşmamıza rağmen, Rusya’nın Türkiye’nin PYD/YPG hassasiyeti konusunda duyarsız kaldığı ortada. Esad’lı çözüm istiyor Rusya ve PYD/YPG’ye de ‘düşman’ gözüyle bakmıyor.

Ayrıca, 2017’de arttığı gözlemlenen ithalat ve ihracat rakamlarımızda hala Avrupa ile ticaretimiz ön planda.

Ticaret siyasetin aldığı biçimden fazla etkilenmiyor, onun dinamikleri farklı. İsrail’le siyasi ilişkilerin yerlerde süründüğü 2017 yılında, ticaret hacmimiz, ilk 6 aylar baz alındığında, bir yıl öncesine göre yüzde 14 artarak 3.2 milyar dolara ulaşmış bulunuyor.

Rusya ise jet krizi sonrası kısıtladığı Türkiye’den ithalatını bütünüyle açmaya yanaşmıyor. Domates ithalini bile zorlaştırmayı sürdüren Rusya, S-400 ile birlikte, Türkiye’yi, doğalgazdan sonra silah sanayiinin de büyük alıcısı haline dönüştürmüş olacak.

http://fehmikoru.com/eksenin-yerinde-durdugunu-dosta-dusmana-hatirlatan-bir-hafta-yasadik/