FT: Merkel’den sonra Türkiye-AB ilişkileri nasıl olacak?

Türkiye hem hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü, demokrasi ve özgürlükler konusunda hem de Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz politikasında Avrupa Birliği (AB) ile derin bir ayrışma yaşıyor.

Doğu Akdeniz krizi nedeniyle AB’de Türkiye’ye yönelik yaptırımların gündeme gelmesi ve ABD’de 3 Kasım’da yapılan başkanlık seçimlerini Demokratların adayı Joe Biden’ın resmen kazanmasıyla yaşanan gelişmelerle birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan AB’ye yönelik ılımlı açıklamalar gelmeye başladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Geleceğimizi AB’de görüyoruz. Tam üyelik hedefinden hiçbir zaman vazgeçmedik” yönündeki sözlerinin Türkiye-AB ilişkilerine nasıl yansıyacağı merak ediliyor. Özellikle de Almanya Başbakanı Merkel’in AB dönem başkanlığının 2020 sonu itibarıyla sona ermiş olmasının bundan sonraki AB-Türkiye ilişkilerini nasıl etkileyeceği yeni bir tartışma konusu.

İngiliz gazetesi Financial Times, Türkiye ile ilgili hazırladığı yazı dizinin bugünkü ikinci bölümünde Merkel sonrası Türkiye-AB ilişkilerini mercek altına alıyor.

Doğu Akdeniz krizi nedeniyle mart ayında gerçekleşecek AB Zirvesi’nde Ankara'ya yönelik yaptırımların gündeme gelineceği belirtilen analizde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son dönemde AB konusunda daha yumuşak bir dil kullandığı belirtilse de, gazeteye konuşan bir diplomatın “Türkiye Cumhurbaşkanı'nın daha saldırgan yaklaşımının marttan önce yeniden yüzeye çıkmasını beklediğini” söylediği aktarılıyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel'in yıl sonunda görevini bırakmasıyla Türkiye-AB ilişkilerinin hangi yöne evrileceği sorusunun da yanıtsız olduğuna dikkat çekiliyor ve şu soru yöneltiliyor:

"Merkel'in halefi ve diğer Avrupa liderleri, Erdoğan'ın Türkiyesiyle bağın koparılamayacak kadar stratejik olduğunu düşünmeye devam edecek mi?”

Analizde, Erdoğan’ın Brüksel'i terk etmenin eşiğinden döndüğü belirtiliyor ve şu ifadeler kullanılıyor:

"Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin üyelik çabasının resmen başlamasından önce AB'yi neredeyse terk ediyordu. Katılım müzakerelerini başlatıp başlatmama kararının verileceği zirve için Brüksel'de bulunan Türkiye Cumhurbaşkanı, ön koşullar nedeniyle küplere binmişti. Aralık 2004'teki restleşmede İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi olarak bulunan Peter Westmacott, 'Havalimanına 'motorları çalıştırın, eve dönüyoruz' talimatı verdiğine dair bir mesaj aldım' diye hatırlıyor. Westmacott, dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair'in anlaşmazlığı çözmek için aceleyle girişimlerde bulunduğunu hatırlıyor. Avrupalılar [sonrasında] Türk liderin endişelerini yatıştırmayı başardı ve müzakereler bir yıl içinde başladı."

Türkiye’nin AB'ye katılmaya hiç olmadığı kadar uzak olduğu vurgulanan analizde, Doğu Akdeniz krizi nedeniyle AB’nin Ankara'ya karşı yeni yaptırımların hazırlanması kararı almasından sonra ilişkilerin daha derin bir krize sürüklendiği ve ilişkilerin nasıl canlandırılacağına dair belirgin bir planın da olmadığı belirtiliyor.

Analizde “İnsan haklarından denizlerdeki iddialara uzanan alanlarda tırmanan anlaşmazlıklar ihtilaf korkularına yol açtı ve birçok Avrupa ülkesi ile Brüksel'deki yetkilinin güneydoğu komşularına duydukları güveni yok etti. Aynı zamanda, ticaret, göç ve terörle mücadele gibi alanlarda karşılıklı bağımlılık, taraflardan hiçbirinin [ilişkilerde] topyekûn bir kesintiye henüz hazır olmadığı anlamına geliyor; bu da her iki tarafı acı verici bir kabullenmenin içine sıkışmış halde bırakıyor” ifadeleri yer alıyor.

Erdoğan’ın son zamanlardaki uzlaşmacı dilinin ülkeye yabancı sermaye çekme amacından kaynaklandığı belirtilen analizde, şunlar söyleniyor:

"Fakat yıllardır devam eden ağız dalaşlarıyla yaralanmış birçok AB diplomatı, ilişkilerde derin bir değişime şüpheyle yaklaşıyor. Bir diplomat, Türkiye Cumhurbaşkanı'nın daha saldırgan yaklaşımının, AB liderlerinin Türkiye'nin uzun süredir yaşadığı ekonomik sorunlar nedeniyle uzun zamandır kaçındığı sert mali yaptırımlar konusunda nihai kararı vereceği 'marttan önce yeniden yüzeye çıkmasını' beklediğini söyledi. Diplomat, 'Tuhaf ama doğru olan mantık, 'düşene tekme atılmaz çünkü daha çılgın şeyler yapabilir' şeklindeydi. Yapısal sorunları hiçbir zaman ele almadık ve Erdoğan'a 'Eğer böyle davranmaya devam edersen ekonomik sonuçlar olacaktır' demedik." 

AB'nin en zorlu ikileminin Doğu Akdeniz'deki sondaj faaliyetleri nedeniyle Türkiye'ye karşı daha sert adım atıp atmamak olacağını ifade edilen analizde, "Fakat birçok Avrupa ülkesi daha sert bir yanıta şüpheyle yaklaşıyor. Türkiye'nin ana muhalefet partisi bile bu konuda uyarıda bulundu" deniliyor.

“AB ile Türkiye arasında topyekûn bir kopuşu engellemekte hayati rol oynadığı” belirtilen Almanya Başbakanı Angela Merkel'in yıl sonunda AB dönem başkanlığı görevinin sona erdiği hatırlatılan analizde, Merkel'in yıl sonunda görevinin son bulması Türkiye-AB ilişkileri açısından “büyük bir an” olarak niteleniyor.

"Soru şu: Merkel'in halefi ve diğer Avrupa liderleri, Erdoğan'ın Türkiyesiyle bağın koparılamayacak kadar stratejik olduğunu düşünmeye devam edecek mi?" sorusu yöneltilen analiz, şöyle son buluyor:

 "Üst düzey bir Alman diplomat Erdoğan yönetimi hakkında, 'Bu hükümet sonsuza dek burada olmayacak. Belki işler sonrasında değişir, belki değişmez. Fakat Türkiye her zaman çok önemli olacak ve onu kaybetmek istemiyoruz' diyor.”

 

Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz