Efe Kerem Sözeri
May 20 2018

Hollanda-Türkiye krizi ikili ticaret ilişkilerini nasıl semirtti? - Ahval dosyası: 'İşler tıkırında'

Türkiye'deki en büyük Avrupalı ​​yatırımcılardan birisinin hikayesi polis şiddeti ile başlıyor.

1972 yılıydı; İstanbul'da dış ticaretle uğraşan ve uluslararası hukuk mezunu olan bir genç, henüz bebeklik çağında olan kızını uyandırdıkları için bir grup polis memuruna doğru yürüdü ve onlardan arabalarının kornasını çalmamalarını istedi.

Ancak, kızını tekrar uyutma imkanına kavuşmak yerine polis karakoluna götürüldü ve dövüldü.

Hollandalı enerji şirketi Unit’in kurucusu ve CEO'su olan Ünal Aysal, Brüksel'de iş kurmak için Türkiye’den ayrılmaya bu yüzden karar verdi.

Kendisi artık bir Belçika vatandaşı. Türkiye, İran, Hırvatistan ve Bulgaristan'da 10 milyar dolardan daha fazla değere sahip yatırımları yönetiyor.

Aradan 35 yıl geçti, İstanbul'da polis tarafından her gün daha fazla insan dövülüyor ve yüksek eğitimli genç Türkler daha güvenli bir yerde yaşamak için ülkeyi terk ediyor.

Bununla birlikte, para koşa koşa ülkeye gelmeye devam ediyor.

Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, Hollanda Türkiye’nin en büyük yatırımcısı: 2017 yılında ülkeye yapılan tüm doğrudan yabancı yatırımların yaklaşık çeyreğinden (yüzde 23,8) sorumlu.

Türkiye’nin mevcut Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2002 yılında iktidara gelmesinden bu yana Hollanda şirketleri Türk ekonomisine yaklaşık 24 milyar dolar akıttı.

Toplam 2790 şirket ile Hollandalılar hemen hemen tüm sektörlerde mevcut.

Aynı dönemde Türkiye siyasi özgürlükler ile insan hakları konusunda büyük bir gerileme yaşadı.

Bu, Washington merkezli insan hakları örgütü Özgürlük Evi'nin (Freedom House) söylediği “özgür değil (not-free) bir ülke olmak için uzun süreli ve hızlanan bir düşüşün en son noktaya ulaşması” neticesinde gerçekleşti.

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, kötüleşen yurtiçi ve bölgesel güvenlik ortamında, devlet ve toplum üzerinde kişisel kontrolünü uygulama mücadelesi verdiği için, basına, sosyal medya kullanıcılarına, protestoculara, siyasi partilere, yargıya ve seçim sistemine yönelik saldırıların çoğalmasından dolayı, 2014 yılından beri ülkenin özgürlük notu serbest düşüşte.”

Bir ülkenin rejimi ile yatırım girişi arasındaki ilişki üzerine yapılan bir akademik araştırma “demokratik ülkelerin, otoriter emsallerinden yüzde 70 daha fazla doğrudan yabancı yatırım çektiği” öngörüsünde bulunuyor.

Türkiye’ye gelen küresel doğrudan yabancı yatırımların toplam hacmi 2011'den beri yarı yarıya azaldı, fakat yükselişi kolaylıkla görülebilen otoriterleşmeye rağmen söz konusu düşüş eğilimi, Türk pazarına ilgi duyan Hollandalı şirketler için geçerli değil.

Aşağıdaki grafik, seçilen Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye'ye doğrudan yabancı yatırım hacmini göstermekte. Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya için düşüş 2014'ten sonra hızlanıyor. İspanyol yatırım girişi daha çalkantılı, ama Hollandalı yatırım girişi net bir büyüme grafiğine sahip.

Yatırımların yanı sıra Hollanda ve Türkiye arasındaki karşılıklı ticaret de büyüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, son on yılda ticaret hacmi neredeyse iki katına çıktı, ve Aralık 2017 itibarıyla 7.6 milyar dolara ulaştı.

İki ülke arasındaki diplomatik krizlerin yakın tarihi ve Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine yönelik yol haritasının genel başarısızlığı dikkate alındığında, bu yakın ticari ilişkileri işin ilginç tarafı oluyor.

Turkey's President Recep Tayyip Erdogan listens via an interpreter as Britain's Prime Minister Theresa May speaks during a joint press conference following their meeting inside 10 Downing Street in central London on May 15, 2018

Erdoğan, eşcinsel koruyucu aileye verilen bir Türk kökenli Hollandalı çocuk konusunu gündeme getirdiği Mart 2013'te bazı Hollandalı politikacılar tarafından şiddetle eleştirilmişti. Kimi Hollandalı gazeteciler tarafından da Türkiye'de azınlıklara baskı yapan bir İslamcı olarak tasvir edilmişti.

Yine aynı yıl, Hollanda'nın Türkiye'den ithalatı yüzde 9 oranında arttı.

Sonraki yıl da, Türkiye'deki Hollanda yatırımları rekor kırarak 2 milyar doları aştı.

Ocak 2015’te, Hollandalı serbest gazeteci Fréderike Geerdink, Hollanda Dışişleri Bakanı Bert Koenders'in Türkiye'ye yaptığı ziyaret sırasında tutuklandı. Serbest bırakıldıktan sonra, Eylül ayında terörizmle ilgili suçlamalardan dolayı yeniden tutuklandı ve sınır dışı edildi.

Sonraki yılın Nisan ayında, Türkiye kökenli ve çifte vatandaş olan Hollandalı köşe yazarı Ebru Umar tatilde olduğu Türkiye'de polis tarafından gözaltına alındı. Erdoğan’ın bir Alman komedyenine daha önce sert tepki göstermesi ile birlikte, bir Hollanda vatandaşın “Erdoğan’a hakaret” iddiası ile tutuklanması, yaklaşık bir ay Hollanda basınında geniş bir şekilde yer aldı.

Aynı zamanlarda Hollanda'daki Türk diplomatik misyonunun AKP taraftarı Türklerden “Erdoğan'a hakarette” bulunan kişileri ihbar etmelerini istemesi yeni bir skandala yol açtı.

Temmuz 2016’daki başarısız darbeden sonra Türk hükümetinin talebi üzerine, Türk imamların Erdoğan’ın Avrupa’daki muhalifleri hakkında bilgi topladığı ortaya çıkarıldı. Bu olaylar Hollanda hükümeti ve benzer şekilde muhalefet tarafından kınandı, ve Ankara Lahey'deki dini ataşesini geri çağırmak zorunda kaldı.

Casus imam skandalı daha sonra bütün Avrupa’ya yayıldı.

Oysa 2016 yılında Türkiye’nin Hollanda’ya ihracatındaki en büyük artışa, yüzde 14 oranında büyüme gerçekleşti. Türkiye'nin ihracat hacmi 3,6 milyar dolara ulaştı.

Özel şirketlerin yanı sıra Hollanda hükümeti de anlaşmazlıklara rağmen Türkiye'deki işletmeleri destekledi.

Hollanda Devlet Kalkınma Bankası (FMO) sadece son üç yılda Türk şirketlerine yaklaşık 400 milyon dolar kredi verdi.

Ahval’in iki taraflı ticaret hakkındaki sorularına yanıt olarak, Hollanda Dışişleri Bakanlığı’nın bir sözcüsü şunları söyledi:

“Hollanda ve Türkiye birçok farklı alanda işbirliği yapmaya devam ediyor. Bu, sadece güvenlik ve göçü değil ticareti de kapsamaktadır.”

Türkiye’nin insan hakları sicilindeki gerilemenin önemine ilişkin olarak, Hollanda’nın Türkiye’de hukukun üstünlüğünü ilkesinin yeniden tesis edilmesi için ticareti bir araç olarak kullanıp kullanamayacağı konusunda sözcü şunları söyledi:

“Hollanda, insan hakları gibi önemli konularda Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki diyalogu destekliyor. AB-Türkiye Gümrük Birliği'nin güncellenmesinin Türkiye'deki hukukun üstünlüğü ilkesinin iyileştirilmesi ile birlikte ele alınması gerektiğine inanıyoruz.”

2017 yılında, iki taraflı diplomatik ilişkiler her iki ülke için bir anda dibe vurdu: Mart ayındaki Hollanda genel seçimleri ve Nisan ayında Erdoğan'ın yürütme yetkisini genişletmek için düzenlenen Türkiye anayasa referandumu.

Hollanda hükümeti, Türkiye’nin iktidar partisi yetkilileri 400 bin Türk asıllı çifte vatandaş için Hollanda’da miting yapılmasına izin vermeyince Erdoğan Hollandalı’ları “Nazi artığı” olarak niteledi ve sert yaptırımlarla tehdit etti.

Hollanda seçimlerinden bir hafta önce, o esnada Almanya'da seçim kampanyası yürüten Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya Türkiye diplomatik aracıyla gizlice ülkeye girdi.

Ancak, Hollanda polisi tarafından durduruldu ve sınır dışı edildi.

Hollandalı seçmenler hükümetlerinin duruşunu büyük bir çoğunlukla destekledi ve krizden Ankara'yı sorumlu tuttular.

Buna karşın Erdoğan kendi seçmenleri önünde gittikçe sertleşen bir söylemi benimsediği için, söz konusu olay Türkiye'nin dört bir yanında Hollanda'nın ulusal rengi sayılan turuncu 'cisimlere' karşı büyük çaplı protestoların düzenlenmesine neden oldu.

Türkiye’nin Lahey büyükelçisi resmî olarak Haziran ayında Türkiye'ye döndü. Hollanda hükümeti ise resmi olarak Şubat 2018'de Ankara büyükelçisini geri çekti.

Güzel günlerde Hollanda'nın İstanbul Başkonsolosu, Türk basınına “Hollanda’nın teknoloji yatırımlarının Türkiye'nin orta gelir tuzağını çözecek anahtar” olduğunu söyleyen Robert Schuddeboom’du.

Krizin tırmanışı sırasında, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik Reuters'e verdiği demeçte, “Türkiye'de yatırım yapan, işletme sahibi olan ve istihdam yaratan Hollandalı işadamları… kesinlikle bu krizin bir parçası değil” dedi.

Hollandalılar, 2017 yılındaki krizden kurtulmuş ve kendilerini güvende hissediyor olmalılar. Bir önceki yıla göre Hollanda'nın Türkiye'ye olan doğrudan yabancı yatırımları yüzde 72 oranında artarken iki ülkenin ticaret hacmi ise yüzde 15 oranında büyüdü.

Bazı gözlemcilerin belirttiği gibi Türkiye'nin Avrupa Birliği adaylığı konusundaki karşılıklı ikiyüzlülük, Ankara’nın Avrupalı ​​yatırımcıları ve bankaları cezbetmek için büyük çaplı altyapı projelerini kullanması nedeniyle iki tarafın da ticaret ilişkilerine dönmesini sağlamış durumda.

Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin insan hakları siciline yönelik eleştirisine şüpheyle yaklaşan Global Source Partners'ın politika analisti Atilla Yeşilada, Amerikan kamu yayıncısı Amerika’nın Sesi’ne (Voice of America-Voa), “Avrupa bankaları Erdoğan'ın mega inşaat projelerini finanse ederken, onlara Türk Hazinesi tarafından dolar cinsinden hazine garantisi verildiğini” söylüyor ve ekliyor:

“Projenin kârlı olup olmaması fark etmiyor, hükümet farkı yaratıyor.”

Türkiye'nin sunduğu güvenli bahis, inşaat devleri için daha uygun olabilir, ancak Erdoğan’ın mega projelerindeki Hollandalı şirketlerin varlığı oldukça sınırlı.

Türkiye genelinde enerji santrallerine yatırım yapan Aysal’ın Unit şirketi dışında, büyük çaplı projeler Hollandalı yatırımcıları cezbetmiyor gibi görünüyor. Bununla birlikte ING Bank’ın Türkiye şubesi, AkzoNobel ve Unilever gibi uzun vadeli yatırımlar yapanlar var.

Siyaset bilimci Cengiz Aktar, Ahval'in sorularını yanıtlarken, “Avrupa Birliği’ne üyelik umutlarının sona ermesinin, katılım müzakereleri sırasında gündeme getirilen itirazların artık hükümsüz olması nedeniyle iki taraflı ticaret üzerindeki herhangi bir yükü kaldırdığını” söylüyor, ve ekliyor:

“Türkiye, Birlik için şu anda herhangi bir üçüncü dünya ülkesi.”

Daha fazla demokrasiye karşıt sav, daha çok doğrudan yabancı yatırım girişi önermesi Türkiye'nin kendine özgü yöntemi hakkında bir açıklama sunabilir: “Yabancı yatırımcılar, sermayesini nereye yatıracağına karar verirken politik özgürlüklerden ziyade ekonomik özgürlükleri dikkate alır.”

Aslında bazı araştırmacılar, demokratik kurumların bir hükümetin yatırımcıları cezbetmek için kullandığı ekonomik girişimleri kısıtlayarak doğrudan yabancı yatırım girişini azalttığını iddia ediyor.

Aşağıdaki grafik, 1975'ten bu yana seçilmiş Avrupa Birliği ülkelerine kıyasla Türkiye'nin ekonomik özgürlük puanını göstermekte. Dünya Ekonomik Özgürlük Araştırması Kanadalı düşünce kuruluşu Fraser Institute tarafından yayımlanmakta.

Bu araştırma son on yılda, aradaki farkın gittikçe arttığı politik özgürlük endeksine kıyasla Türkiye'nin ekonomik özgürlük endeksinin Avrupa Birliği’ni yakaladığı ve oldukça olumlu bir eğilim gösterdiğini ortaya koyuyor.

Wall Street Journal ve Washington merkezli düşünce kuruluşu Heritage Foundation tarafından hazırlanan Ekonomik Özgürlük Endeksi ikinci bir ölçü olarak, siyasi hakların ve insan haklarının sıkı kontrol altında olmasına rağmen, ekonomik özgürlüklerin hâlâ nasıl artabileceğine dair durumu göstermekte.

Türkiye’de, Temmuz 2016’dan beri olağanüstü hâl yönetimi var. Birleşmiş Milletler “Olağanüstü hâlin, çalışma hakkının ve seyahat özgürlüğünün keyfi olarak kısıtlanmasından, işkence ve diğer kötü muamelelerden, keyfi tutuklamalardan, dernek kurma ve ifade özgürlüğü haklarının ihlalinden dolayı yüz binlerce insanın hakkının ihlal edilmesine yol açtığını” söylüyor.

Bu koşullar altında, meclisteki iktidar partisinin çoğunluğu sayesinde, küresel standartlarla uyumlu daha iyi patent ve ticari marka koruması sağlayan ve 193 maddeden oluşan uzun patent kanunu TBMM tarafından bir gün içinde onaylandı.

Tek parti iktidarında benzer düzenlemeler, küresel insan hakları örgütlerine göre endişe verici ihlallerle öne çıkan Türkiye’nin 2013 sonrası döneminde, daha ziyade küresel ticareti çekmek için yapıldı.

Hâlâ bu hikayede kalan son bir viraj var: Türk Lirası değer kaybettiği ve aşırı ısınan ekonomiye rağmen Merkez Bankası Erdoğan'ın seçim öncesi büyüme baskısı altında olduğu için, Aysal ile Türkiye pazarındaki diğer büyük yatırımcılar bugünlerde borçlarını geri ödemek için uğraşıyor. Söylentilere göre aldıkları kredileri yeniden yapılandırmak için bankalarla görüşüyorlar.

Aktar “Yabancı yatırımcıların insan hakları ihlallerini görmezden gelmeye istekli olabileceğini, ancak otoriter uygulamaların nihayetinde mülkiyet haklarını riske atabileceğini” söylüyor.

“Özellikle Gülen cemaatine yakın işadamlarının mülklerine el konulması ve karar alma sürecinin tek bir otoriteye düşürülmesi sonrasında, Türkiye hâlihazırda güven sağlamada sendeliyor. Kuvvetler ayrılığı sistemi göz ardı edildiğinde, şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkeleri görmezden gelindiğinde, bu durum iş dünyası için bir risk oluşturur.”

Erdoğan’a cumhurbaşkanlığı yolunu açan unsur yabancı para olsa da, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı 'türü' bunu sürdürülemez kılan şey.