Tim Lowell
May 15 2018

İngiltere Erdoğan'ı krallar gibi ağırladı - Ahval Dosyası: 'İşler Tıkırında' (2)

Avrupa Erdoğan yönetimiyle ticari ve sınai ilişkisini her geçen gün derinleştirirken diğer yandan OHAL ve  KHK rejimi altında mağduriyet çeken toplumun en az yarısı için 'timsah gözyaşları' döküyor.
Ekonomik çıkarlar, stratejik NATO bağlantısı ve taktik mülteci anlaşması ile birlikte son tahlilde ilişkiyi belirleyen ana faktör.
Avrupa ile akçalı işler tıkırında ve Ankara'da yönetim bundan memnun.  
Kıta, Türkiye’nin her bakımdan birinci ekonomik ortağı.
Başta silâh olmak üzere ticaret artıyor, Avrupalı kredi muslukları akmaya devam ediyor ve Avrupalı şirketler büyük altyapı projelerinde birbirleriyle yarışıyorlar. Doğrudan yabancı yatırım kaleminde duraklama olsa da Batı Avrupalı sermaye stok bazında birinci sırada.
Toplam ticaret 2016’da 144,681 milyar avrodan 2017’de 154,483 milyara çıkmış.
AB lehine ticaret açığı ise 11,378 milyar avrodan 14,993’e yükselmiş.  
Almanya, İtalya, Fransa, İsviçre, İngiltere, İspanya, Hollanda, Belçika, İsveç şirketleri ve bankaları en önemli ortaklar.
Sırf Alman sermayeli veya ortaklı 6000 şirket Türkiye'de faal.
Türkiye’nin iş ortamı özellikle Avrupalı şirketler için bir lütuf.
Çevresel veya stratejik etki analizi şartı yok, yerel alt yüklenicilerin iş güvenliği standartlarına uyma şartı yok (Türkiye, ölümcül iş kazalarının Avrupa şampiyonu). Hemen her kesim utanç verici bir şekilde, kaynağı ve şeceresi belirsiz yatırımcılar tarafından ülkeye saçılan nakit paraya gözünü kapatıyor.  
Bu yazı dizisinin amacı 'ballı' ve çoğu zaman ahlaksız ilişkinin Avrupa ayağındakileri ifşa etmek, bilinenleri bu kritik dönemde tarihe kayıt düşmek ve bilenlere hatırlatmak. Haberleştirdiğimiz bu çetele okurların paylaşmak isteyeceği bilgiye açık olacak, bildiklerinizi şu adrese yazabilirsiniz:
editor@ahvalnews.com

 

may

 

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan son yıllarda Avrupa’da pek fazla dost edinemedi. Ama İngiltere ile ilişkilerini istikrarlı bir şekilde iyi tuttu. Hatta Salı günü Kraliçe Elizabeth’in huzuruna bile kabul edildi ki, bu görüşmeyi zorlu bir seçim kampanyasının tam ortasında ona verilmiş önemli ama aslında destek olmayan bir destek olarak görmek mümkün.

Erdoğan’ın İngiltere ziyaretinin sebebi Tatlı Dil Forumu’nun yıllık toplantısına katılmaktı. Bu forum, Erdoğan’ın selefi Abdullah Gül ile İngiltere’nin eski dışişleri bakanı Jack Straw tarafından kurulmuş, ekonomik ve jeopolitik konuların konuşulduğu, ikili bir tartışma platformu.

Ancak birbirleriyle şaşırtıcı bir dostluk kurmuş bu iki yakın arkadaşın ortak başarılarının en büyüğünün Tatlı Dil olduğunu söylemek haksızlık olur.

Straw’un Avrupa Kamuoyu’nu idare etmek konusundaki yeteneği ile Abdullah Gül’ün Erdoğan’ın vehimlerini yatıştırmak konusundaki yeteneği birleşmemiş olsa, Türkiye’nin 2005 yılında AB’ye üyelik görüşmelerine başlaması hayal olurdu.

Dolayısıyla, Tatlı Dil Forumu’nun bu yılki gündeminin neredeyse tamamen İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkışına (Brexit’e) odaklanmış olmasında, neşeli bir ironi de yok değil.

Bu gündem, aynı zamanda, İngiltere’nin AB üyesi olmayan, büyük muadili Türkiye’ye neden bu kadar sıkı sıkıya sarıldığına ilişkin de açık bir ipucu veriyor. İngiltere’nin Avrupa kurumlarından çıkışı ekonomik açıdan ne kadar sancılı olacaksa, bir pazar olarak Türkiye’ye ihtiyacı da o ölçüde büyük olacak.

Halen İstanbul’un değişen çehresi üzerine bir kitap yazmakta olan gazeteci Alexander Christie-Miller, Ahval’e, “Brexit bağlamında, AB üyesi olmayan ve  yeni ticaret anlaşmaları yapmak amacıyla şu anda kur yapabileceğimiz ne kadar ülke varsa hepsine kur yapıyoruz, dolayısıyla Türkiye gibi ülkelerdeki insan hakları ihlallerini eskiden olduğundan bile daha az önemser durumdayız,” şeklinde konuştu.

Christie-Miller “Birleşik Krallık’taki Türk nüfusu, diğer bir çok ülkedeki Türklere kıyasla çok daha büyük oranda Erdoğan karşıtı ama Türkiye’deki demokratik bozulma, kamuoyunun ilgisini Almanya’da olduğundan çok daha az çekti,” dedi.

İngiltere, Almanya’dan sonra Türkiye’nin ikinci büyük ihraç pazarı. Türkiye ise 2016 yılında İngiltere’nin en büyük pazarları listesinde, 19. sırada yer alıyordu, ancak geçtiğimiz yıl ki güçlü büyüme neticesinde, bu listede üç sıra birden yükseldi.

Londra, Türkiye doğumlu iş insanlarının, yurtdışı pazarlarını büyütmek umuduyla veya sıkıntılı zamanlar geçirmek amacıyla taşınmak için en çok tercih ettikleri yer haline de geldi. Siyasi ilişkilerin istikrarlı bir şekilde sürmesi, Türkiye’de hala büyük çaplı yatırımları olan iş insanlarının açıkça işine geliyor ve bu büyük şirketlerin çoğu Tatlı Dil’de güçlerini hissettirecekler.

İngiliz Hükümeti’nin insan hakları ile kaygıları bir kenara itmesinin bir sebebi de, İngiliz ekonomisinin önemli ve siyasi olarak en hassas sektörlerinden birinin, İngiltere’nin Avrupalı komşuları tarafından uygulanacak çeşitli yaptırımların hemen öncesinde, gayet makbule geçecek bir destek bulmuş olması.

İngiltere, 2016’da’ki darbe girişiminden bu yana, Türkiye’ye bir milyar doları aşkın bir meblağ tutarında silah satarak, bu sektördeki istihdamı muhafaza etmekle kalmadı, aynı zamanda iç askeri üretim kapasitesini de korumuş oldu ki bu kapasiteyi korumak yıllardır kendi cüssesinden büyük hedeflere vurmayı adet edinmiş bir ada devleti için siyasi açıdan oldukça önemli.

 

erdoğan

 

Muhtemelen Erdoğan’ın ziyareti sırasında kendisiyle paylaşılacak daha yerel bir kaygı da var: Türk TF-X avcı uçağı projesinde kullanılacak uçak motorlarının, İngiltere’deki Rolls Royce’dan değil, Rusya’daki daha ucuz tedarikçilerden alınacağı yönündeki dedikoduların boşa çıkmasını sağlamak.

Daha çok Türk nüfusu barındıran bir çok devlet Erdoğan’a şeytanmış gibi muamele ederken, Erdoğan’la açıkça ittifak halindeki İngiltere’deki Türkiye diasporasının daha çok ondan nefret eden laiklerden ve Kürtlerden müteşekkil olması bazılarına garip gelebilir.

Ancak bu durum, ironik bir şekilde, İngiltere’ye daha çok manevra alanı da sağlıyor olabilir. İngiltere’de Erdoğan’ın hakaretlerinin prim yapabileceği büyük bir dinleyici kitlesi bulunmadığından, İngiliz hükümetinin, Erdoğan’ın Türk azınlıkları beşinci kol olarak kullanma çabalarıyla uğraşmak zorunda kalmadan, onunla daha iş odaklı bir ilişki kurması mümkün olabilir.

En azından şimdilik, ne İngiltere’deki Türk diasporası, ne de İngiliz kamuoyu’nun Erdoğan hükümeti ile ilgili olumsuz yargısı — ki Türkiye’nin İngiliz kamuoyu nezdindeki itibarı 1980 başlarındaki askeri rejim döneminden bu yana görülmemiş ölçüde yerlerde sürünüyor — bu ilişkinin İngiliz tarafını yoldan çıkartmayı başaramadı.

Erdoğan rejiminin sayıları her geçen gün artan Londra’daki sürgünleri de başaramadı bunu.

Jewish Chronicle’da dış haberler editörü olarak çalışan İngiliz-Türk gazeteci Michael Sercan Daventry Ahval’e “kendilerini ortaya atarak ne kazacaklar ki? İngiliz basınında çıkan bir mülakat, Türkiye’deki iddianameye eklenecek yeni bir satır anlamına gelir,” şeklinde konuştu.

Ancak ufukta giderek büyüyen bir faktör daha var ki, o da majestelerinin muhalefeti. İşçi partisinin Lideri Jeremy Corbin ve onun en yakın müttefiklerinden bazıları, Londranın Türk, Kürt, Yunanlı ve Kıbrıslı seçmenlerle dolu bölgelerini temsil ediyorlar ve bu gruptaki en güçlü ses, yurt dışındaki Kürt topluluğundan çıkıyor.

Corbyn Türkiye’nin Suriye’nin Afrin bölgesine yaptığı sınır ötesi harekatı açıkça eleştirdi, ayrıca Kürdistan’da Barış isimli kampanya grubunun da hamilerinden biri. Dolayısıyla bu partinin iktidara gelmesi durumunda, elitler arasındaki yakın ilişkilerin sürdürülmesi pek mümkün olacakmış gibi durmuyor.

Daventry “Ne söylemiş olduklarına bakmaktan başka çare yok” diyor.

“Türkiye’ye insan hakları karnesi nedeniyle saldırdılar, İngiliz Hükümetine de Türkiye ile yaptığı savunma anlaşmaları nedeniyle.”

Buna karşın, büyük büyük dedesi Osmanlı devletinin dahiliye nazırlarından biri olan Dışişleri Bakanı Boris Johnson, “sınır güvenliğini sağlamak Türkiye’nin hakkı” diyerek Türkiye’nin Afrin operasyonuna destek verdi. Brexit sürecini kolaylaştırmak ve silah sanayinin mutluluğunu bozmamak için ödenecek bedel Kraliçe ile bir fotoğraf çektirme fırsatı sunmak ve bir kaç sert eleştiri cümlesini söylemekten imtina etmekten ibaretse, İngiltere’nin muhafazakar hükümetinin Tatlı Dil’deki iş insanlarının taleplerine, Londra caddelerindeki berduş protestocuların taleplerinden daha sıcak bakmasında şaşacak bir şey yok.

Erdoğan ise, “bir müttefik ve stratejik ortak, hem de gerçek bir dost” olarak tanımladığı bir ülke tarafından davet edilmiş olduğu için memnun görünüyor.

 

may