Oca 13 2018

'Türkiye’nin Avrupa kaderini o taahhütler belirleyecek'

 

2017’yi AB ile ilişkilerde tam bir kriz içinde geçiren Türkiye, 2018’e farklı bir politika ile girmek istediğini yaptığı ziyaretlerle gösteriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fransa'yı, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun da Almanya'yı ziyareti bunun işareti…

Konu üzerinde yıllardır kalem oyanatan uzmanlar, AB ile üyelik müzakerelerinde yeni bir fasıl açılmasının pek mümkün gözükmediği kanısında.

Emekli büyükelçi Ünal Çeviköz, Bugün Türkiye'nin AB ile değil Avrupa ile ilişkilerinin tehlikede olduğu görüşünü savunanlardan. Son ziyaretlerdeki AİHM vurgusunu  bu bağlamda değerlendiriyor.

Hürriyet yazarı Sedat Ergin de, Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerinin geleceği konusunda Avrupa Konseyi ve AİHM sisteminin AB’ye kıyasla daha işlevsel bir konum kazandığını söylüyor ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un şu sözlerini hatırlatıyor:

“Erdoğan’a, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne bağlı kalınmasının çok önemli olduğunu hatırlattım. Türkiye’nin bu sözleşmeye bütünüyle, tamamen, her bakımdan eksiksiz bir biçimde taraf olarak kalmasını diliyorum, çünkü bu kimliğinin bir parçası...” 

Fransız karar vericilerinde Türkiye’nin AİHM sistemine dönük taahhütleri konusunda bazı soru işaretlerinin yerleşmiş olduğu görüşünün hâkim olduğunu belirten Ergin’e göre, 15 Temmuz’dan sonra olağanüstü hâl rejimi altındaki bir dizi uygulama bu soru işaretlerini arttırdı.

Türkiye’nin AİHM sistemine olan taahhütlerinden uzaklaşması, Avrupa’dan kopması anlamına geleceğini vurguluyor Ergin ve ekliyor:

“Bu bağlamda tutuklu gazetecilerin ya da Osman Kavala gibi sivil toplum liderlerinin durumu her seferinde Türkiye’nin var olan kurumsal yükümlülükleri bağlamında Türk Hükümeti’nin önüne getiriliyor.”

Türkiye’nin 1949 yılında kurulan Avrupa Konseyi’nin kurucu üyeleri arasında yer aldığını hatırlatan Ergin, AB ile tam üyelik müzakereleri ilerlesin ya da gerilesin, Türkiye’nin Avrupa Konseyi karşısında bu hukuki çerçeveye oturan yükümlülüklerinin AB cephesindeki gelişmelerden etkilenmeden devam ettiği görüşünde:

“Türkiye açısından Avrupa cephesinde ibrenin artık Brüksel’den daha çok Strasbourg’a kaydığını söyleyebiliriz.”