Yaşar Yakış
May 10 2018

Trump’ın hatalı İran kararı ve Türkiye’ye etkileri

Başkan Donald Trump 8 Mayıs günü İran’la yapılan Nükleer anlaşmasından çekildiğini ve İran’a en üst düzeyde ekonomik yaptırımlar uygulanacağını açıkladı ve ilave etti:

“İran’a Nükleer silah arayışında yardımcı olan her ülkeye de yaptırım uygulanabilir.”

“Birleşik Kapsamlı Eylem Planı”  (Joint Comprehensive Plan of Action — JCPOA) adıyla anılan söz konusu anlaşma
2015 Temmuz’unda İran ile BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi olan Çin, Rusya, Fransa, İngiltere ve ABD’ye ilaveten Almanya arasında imzalanmıştı.

Anlaşma önümüzdeki on yıl boyunca konuşlandırılacak santrifüj sayısını sınırlandırıyor ve zenginleştirilmiş uranyum düzeyini on beş yıl için yüzde 3.67’nin altında belirliyor. Anlaşmaya göre, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoğu da 300 kilo’nun altında tutulacak.

Trump, “2015 yılında imzalanan hatalı anlaşma, İran’ı nükleer bomba imal etmekten alıkoyamaz” da dedi. Dolayısıyla JCPAO’nun yürürlükte kaldığı süre boyunca İran’ı uranyum zenginleştirme programını yeniden başlatmaktan alıkoyduğunu, anlaşmanın iptal edilmesiyle birlikte İran’ın bu programı artık yeniden başlatabileceği gerçeğini de görmezden geliyor.

İran İslam Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Hassan Rouhani hemen yanıt vererek İran’ın şimdilik anlaşmaya uymaya devam edeceğini, ancak çıkarlarının korunmaması halinde uranyum zenginleştirmeye devam edeceklerini duyurdu. ABD yaptırım uygularken, İran’ın nükleer programını yeniden başlatma hakkı inkar edilirse, İran’ın çıkarları zarar görecektir.

Anlaşmanın Avrupalı imzacıları ortak bir açıklama yayınlayarak, Trump’a anlaşmayı muhafaza etmenin neden akıllıca bir şey olacağını anlatmak konusunda başarısız olduklarını kabul ettiler. Açıklamada “hükümetlerimizin anlaşmanın uygulanmaya devam etmesine yönelik taahhütleri sürmektedir,” deniyor. Ancak Avrupalı liderlerin bu tavrı, İran’ın mağduriyetine bir çare değil.

Tahmin edildiği gibi Israil ve Körfez ülkeleri, özellikle de Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Trump’un bu kararını büyük bir sevinçle karşıladılar.

Ekonomik yaptırımların İran’ın ekonomisi üzerinde olumsuz etkileri olacağı kesin. Ancak İran büyüklüğünde, zengin petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip, denize doğrudan çıkışı olan ve Türkiye, Pakistan, Özbekistan ve Irak gibi ekonomilerle ortak sınırları, Rusya ve Hindistan’la da deniz komşusu olan bir ülke, direnmenin bir yolunu bulacaktır. Amerikan yaptırımları İranı daha önce de olumsuz etkilemiş, ama İran halkı bu yaptırımlara yıllar boyunca dayanma gücünü bulmuşlardı.

Büyük olasılıkla bir çok ülke Amerikan yaptırımlarına uymayacaklar. Amerika ile ilişkileri olmayan üçüncü ülke şirketleri, yaptırımlardan etkilenen şirketlerin yokluğundan faydalanacaklardır.

İran ile ortak sınırları olduğu ve İran’la 10 Milyar dolarlık bir ticaret hacmi bulunduğundan, Türkiye de yaptırımlardan olumsuz etkilenen ülkelerden biri olacaktır.

Çok taraflı bir anlaşmadan çekilmekte yanlış bir şey yok, ancak üçüncü ülkelerin şirketlerine yaptırım uygulamak haklılığı daha zor gösterilebilecek ve Waşington’un o ülkelerle ilişkilerini, o ülkelerle hiç ilgisi olmayan sebeplerden dolayı, daha da zorlaştıracak bir şey.

İran’ın nükleer teknoloji sahibi olduğu sürece, karşılıklı olarak varılmış bir uzlaşma olmadığı sürece, onu kullanacaktır. Uranyumun zenginleştirildiği tesislerin yıkılması gibi bir seçenek olamaz, zira İran daha derin toprak altı tesisleri kurabilir ve onların imhası çok daha zor, hatta imkansız olur.

Waşington arzu ettiği sonucu JCPOA’dan çekilmeden de elde edebilir, zira JCPOA ile ilgisi olmayan ve Tahran’ın terör örgütlerini desteklediği iddiası ile Waşington’un İran’a uyguladığı başka yaptırımlar da var.

Nükleer anlaşmadan geri çekilerek, Waşington İran’a nükleer programını sürdürmesine olanak sağlayacak bir bahane vermiş oldu. Amerika Türkiye ile Brezilya’nın İran’ın nükleer programını durdurmak için aracılık yaptığı 2010 yılında da benzer bir tavır almıştı.

O sırada Uranyumun zenginleştirme oranı yüze üç düzeyindeydi. Amerika Türkiye ile Brezilya’nın teklfini reddetti ama sonuçta 2015 anlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. O noktada zenginleşme düzeyi 18 puan daha artmıştı. Eğer İran zenginleştirme programına yeniden başlamaya karar verirse, yeni bir anlaşma imzalanana dek bu düzey daha da artacaktır. Waşington 2010 yılında bir değerlendirme hatası yapmıştı. Şimdi aynı hatayı tekrar yapıyor.