ABD ile yeni 1 Ağustos sendromu ve Erdoğan’dan Suudi açılımı

Uzun bayram tatilinin ardından yeniden açılacak para ve döviz piyasalarında, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Patrick Shanahan’ın 6 Haziran mektubunun olası yansımalarının yarattığı endişe atmosferi ön planda.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a gönderilen ancak gerçekte Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümetini muhatap alan mektubun içeriğindeki askeri ve ekonomik tehdit diline karşın, hükümetin alttan alma tavrı ve Erdoğan’ın sessizliği dikkat çekici.

Daha önce de ABD ve başka ülkelerle yaşanan benzer uyarı ve tehditler karşısında sergilenen “Kimse sabrımızı test etmeye kalkmasın” tarzı söylem, Shanahan’ın tehdit mektubu için duyulmuyor.

Ayrıca ne Büyükelçi unvanlı Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın’dan ne de son dönemde iç ve dış politikadaki her gelişmeye yanıt yetiştiren Cumhurbaşkanı İletişim Başkanı Prof. Fahrettin Altun’dan bir karşılık yok. Altun son olarak ABD Büyükelçiliği’nin Türkiye’deki basın özgürlüğü ve tutuklu gazetecilerle ilgili eleştirel tweetine oldukça sert bir yanıt vermişti.

Pentagon Bakan Yardımcısı, Hulusi Akar’a gönderdiği mektupta Türkiye’nin Rusya’dan S-400 alımıyla ilgili son kararını vermesi için ABD’nin tanıdığı süreyi 31 Temmuz 2019 olarak tebliğ ederken “Bu tarihten sonra olacakların sorumluluğu Türkiye’ye aittir” mesajını iletti.

Mektubun kamuoyuna yansıması ve içeriğinin “açık tehdit” olarak değerlendirilmesine karşın, Cumhurbaşkanlığı cephesinde derin bir sessizlik gözlenirken, Milli Savunma Bakanlığı ise mektubun içeriği ve ABD’nin talepleriyle ilgili herhangi bir değerlendirme ya da yorum yapmaksızın, aşağıdaki açıklamayı resmi web sayfasına koymakla yetindi:

“ABD Savunma Bakan Vekili Shanahan tarafından Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a bir mektup gönderilmiştir. İki ülke arasındaki savunma ve güvenlik konularını kapsayan söz konusu mektupta, mevcut sorunlara stratejik ortaklık çerçevesinde ve kapsamlı güvenlik işbirliğini muhafaza edecek şekilde bir çözüm bulunması yönünde beklenti dile getirilmekte ve görüşmelere devam edilmesinin önemi ifade edilmektedir.”

Oysa Amerikalı Bakan Shanahan 31 Temmuz’a kadar S-400’lerin alımından vazgeçilmemesi durumunda, Türkiye’nin F-35 üretim ve tedarik programından çıkarılması, pilotların eğitimlerinin sonlandırılarak Türkiye’ye geri gönderilmesi ve yeni pilot gruplarının ABD’de planlanan eğitim programlarının iptali gibi yaptırımların yanında, asıl ekonomik yaptırımların CAATSA (Amerikanın Hasımlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası) kapsamında devreye sokulacağını bildiriyor.

Bu konuda, ABD Kongresi’ndeki iktidar ve muhalefet partilerinde Türkiye’ye karşı güçlü bir ortak iradenin mevcut olduğunu dile getirdikten sonra, Türkiye’nin “başına gelecekleri” şöyle sıralıyor:

“F-35 gibi platformların güvenliğini tehdit etmesine ek olarak Türkiye’nin S-400 tedariki, ulusunuzun Birleşik Devletlerle ve NATO bünyesinde işbirliğini geliştirme ve koruma imkânlarını aksatacak, Türkiye’nin Rusya’ya stratejik ve ekonomik aşırı-bağımlılığına yol açacak ve Türkiye’nin savunma sanayi ve iddialı ekonomik kalkınma hedeflerini baltalayacaktır. Bu yolda devamınız, istihdamda, milli gelirde ve uluslararası ticarette kayıplara neden olacaktır. Başkan Trump’ın hâlihazırda 20 milyar dolar olan ikili ticaret hacmini 75 milyar dolara yükseltme kararlılığı da, ABD’nin CAATSA yaptırımları ilanıyla tehlikeye düşebilecektir.”

Özetle ABD’li Bakan Yardımcısı, Başkan Trump’ın daha önce “Türkiye, Suriye’de Kürtlere saldırırsa, ekonomisini mahvederiz” mesajını, farklı bir versiyonla “Sanayinizi, şirketlerinizi, ekonominizi, savunmanızı çökertiriz. Dışarıdan bir dolar bile bulamazsınız, bir toplu iğne bile satamaz hale gelirsiniz. Bırakın büyümeyi, kalkınmayı, kuru ekmek derdine düşersiniz” demeye getiriyor.

Bütün bu ağır ifadelere, tehdit içeren mesajlara karşı hükümetin sergilediği suskunluk ve mektubun ertesinde, Rusya’dan 7 Haziran’da gelen mesajlar ilginç.

Putin “Delikanlı adam” diye nitelendirdiği Cumhurbaşkanı Erdoğan’a övgüler düzerken, Rusya Devlet Savunma Sanayii Şirketi Rostec CEO’su Sergey Çemezov, S-400 teslimatının iki ay sonra başlayacağını duyurdu.

Çemezov Rus medyasına yaptığı açıklamada; “Her şey yolunda. İki ay sonra teslimata başlayacağımızı düşünüyorum. Ön ödeme yapıldı, kredi verildi. Kredi paraları harcandı, teçhizat üretildi. Ayrıca Türk askeri personelin eğitimini de tamamladık”  derken, Türkiye’ye de mealen şu mesajı veriyor;

“Bundan sonra vazgeçemezsiniz. Vazgeçseniz de size verdiğimiz kredi, yaptığınız ödemeler, alacağınız S-400’e harcandı bitti. Parayı geri alamayacağınız gibi, bize 3 milyar dolar borçlusunuz.  İster kullanın, ister alın depoda çürütün veya turşusunu kurun. Karar sizin.”

Sözün özeti, Türkiye ve Erdoğan hükümeti, ABD-Rusya ve Trump ile Putin arasında ağır S-400 presi altında, tost yapılmak isteniyor.

ABD’nin S-400’ü “alma ya da vazgeçme” tercihinde son karar için 31 Temmuz’a kadar süre verilmesine karşılık, Rusya “Mallar hazır, teslimat iki ay sonra” diyerek, 31 Temmuz sonrasını işaret ediyor. Çakışan ikili takvimle Türkiye, “tehdit-şantaj ve emrivaki” üçgeninde köşeye sıkıştırılıyor.   

ABD’nin nihai karar ve olası yaptırım süreci için limiti 31 Temmuz’a ayarlaması, aynı zamanda Rahip Brunson vakasını hatırlatma mesajı. Geçen yıl Temmuz ayındaki duruşmada ABD’li Pastör Brunson’un tutukluluğuna devam kararı çıkınca, Başkan Trump 1 Ağustos’tan itibaren Türkiye’ye ekonomik yaptırım kararını uygulamaya koymuş ve dolar bir anda 7,20 TL düzeyine fırlamıştı. Ardından Merkez Bankası (TCMB) 6,75 puan birden faiz artışına gitmek zorunda kalmıştı. O tarihten bu yana TCMB’nin politika faizi yüzde 24’ün altına inmediği gibi, borç verme bileşik faizi de yüzde 27 olarak uygulanıyor.

O nedenle, Shanahan’ın 31 Temmuz’u işaret etmesi, piyasalarda yeniden 1 Ağustos yaptırım sendromunu gündeme taşırken, gözler 10 günlük bayram tatili sonrasında yeniden açılacak para ve döviz piyasalarına çevrilmiş durumda.

Bu arada dikkat çeken gelişme ise Erdoğan’ın geçtiğimiz yıl 2 Ekim’de İstanbul’da işlenen Cemal Kaşıkçı cinayetinden bu yana ilk kez Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz ile bir telefon görüşmesi yapması.

Ortadoğu’da, Körfez’de, Sudan’da, Libya’da Suudi-Mısır-BAE ittifakı ile önü kesilmeye çalışılan Türkiye ve Erdoğan, son dönemde Suudilerden yükselen ekonomik ambargo, Türk mallarını almama, Türkiye’de gayrımenkul alımlarına ve Türkiye’ye turistik seyahatlere son verme kampanyalarına karşı bu hamleyle, çemberi kırma ve Suudilerle ilişkileri hal yoluna koyma çabasında. Dönem başkanı olmasına karşın, Mekke’deki İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) zirvesine katılmayan Erdoğan, dönem başkanlığını Suudi Kralı’na devretmek üzere Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu göndermişti.

Kaşıkçı cinayetinde dünyayı ayağa kaldıran, Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ı (MBS) itham eden Erdoğan’ın, son dönemde hemen hiçbir platformda Kaşıkçı cinayetini anmaması dikkat çekiyor.

ABD’den bu konuda umduğu desteği bulamayan Erdoğan’ın ABD’nin bölgedeki en yakın müttefiki Suudilerle yeniden yakınlaşmaya çalıştığı ve içeriği “bayramlaşma” olarak açıklanan 7 Haziran’daki telefon görüşmesinin, Suudi Açılımı’nın ilk adımı olacağı anlaşılıyor.

28 Haziran’da Japonya’da yapılacak G20 liderler zirvesinde ABD Başkanı Trump ile bir araya gelmesi beklenen Erdoğan’ın, geçen yıl Arjantin’deki zirvede yüz çevirdiği Suudi Veliaht Prensi MBS ile Japonya’daki zirvede sürpriz bir U dönüşü ile bir araya gelmesi ihtimalinin yüksek olduğu, diplomasi kulislerinde dile getiriliyor.       

*Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.