Şub 18 2018

ABD medyası soruyor: ABD, Türkiye'ye nasıl 'evet' dedirtebilir

ABD ile Türkiye arasında Suriye'deki çıkar çatışması nedeniyle baş gösteren krizin çözümüne dair ABD medyasında çok sayıda yazı ve haber yayınlanıyor.

Son olarak The Real Clear Politics'te, David Ignatius tarafından kaleme alınan, Türkiye'nin ABD ile birlikte çalışmasını sağlamak için neler yapılabileceğine dair bir makale yayınlandı.

İşte o makale:

IŞİD’e karşı yürütülen savaşın bitmesinin ve Suriye’de istikrarı sağlamanın önündeki en büyük engelin, ABD’nin ‘sözde’ dostu ve NATO müttefiki Türkiye olması ne kadar tuhaf.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson Perşembe günü öfkeli Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı yatıştırabilmek için Ankara’da üç saatlik bir görüşme yaptı. Fakat bu imkansız bir görev olabilir: Türkiye’nin taleplerini kabul etmek Suriye’yi daha istikrarsız yapmakla birlikte bölgedeki cihatçı terörizm tehdidinin süresini uzatacaktır.

Hükümet içinde bulunan kıdemli yetkililerden birine göre, ABD’nin amacı Erdoğan ile “evet konumuna gelmek.” Bunu başarmak için de ABD, Türkiye’ye muhtemel bir öneri paketi hazırladı: Kürt kontrolündeki Afrin kentinde bir tampon bölge, Erdoğan’ın ABD askerleri eğer şehri terk etmezse “Osmanlı tokadı atarız” diyerek tehditte bulunduğu Menbiç bölgesinde Türk ve Amerikan askerlerinden oluşan ortak bir güvenlik gücü ve Erdoğan’ın nefret ettiği Kürt milisler ile ABD arasındaki bağların kademeli olarak çözülmesi.

Anlaşmayı sağlayabilmek için ABD elçileri bölgede Kürt sorunu haricinde Amerika ve Türkiye çıkarlarının ne kadar örtüştüğünü gösteren bir nevi Venn şeması hazırladı.

Bu durum, evli bir çiftte bir taraf diğerini gayrı meşru bir ilişki yaşamakla suçlarken iki tarafın da hala bir arada kalmak istemesine benziyor.

Elbette ABD ve Türkiye çıkarları birbirine yakın; fakat eğer öyleyse neden Türkiye hala Amerikan vatandaşlarını hapse atıyor, Washington’ı darbe girişimini teşvik etmekle suçluyor ve ABD’nin İran’a uygulamakta olduğu ambargoyu deliyor?

Hiç kimse Türkiye ile ilişkilerin şiddet yoluyla koparılmasını istemez. Ancak felaketlerle dolu Suriye savaşının yedinci yılında olduğumuz bu günlerde, gözlemciler bazı kesin gerçekleri kabul etmek zorunda: Türkler diğer ülkelerden gelen binlerce cihatçının Suriye’ye geçip üsler kurarak Avrupa ve ABD’yi tehdit etmesine göz yumdu ve bu teröristler, eğer ABD ordusu Kürtlerin önderliğindeki ve Türkiye’nin son derece nefret ettiği SDG ile işbirliği yapmamış olsaydı hala ‘başkentleri’ Rakka’da saldırılar planlıyor olacaktılar.

Türkiye’nin taleplerine olumlu yanıt vermek, IŞİD’e karşı savaşıp sayısız kayıp veren SDG’yi terk etmek anlamına gelir. ABD eğer gerçekçi politika adına bu talepleri kabul edecek olsa bile sonuçları Suriye’deki kaosu azaltmayacak, aksine büyütecektir.

Türklerin şu anda SDG kontrolündeki bölgeleri düzene sokacak disiplinde ve güvenilir bir askeri gücü yok. ABD’nin de işe karışması Lübnan’daki durumu bile geçecek çok taraflı bir çatışma yaratacaktır.

Suriye çatışma sahasında sadece geçen ay yaşanan çılgınlıkların bir özeti: El-Kaide Çin malı bir füze kullanarak bir Rus jetini düşürdü; Kürt milisler İran malı bir füzeyle bir Türk helikopterini düşürdü; İran, Rusların izlediği Suriye hava sahası üzerinden geçerek İsrail’e bir drone gönderdi; İsrail buna cevap olarak Suriye’nin 12 farklı noktasını bombaladı; ve Deir El-Zour yakınlarındaki petrol ve gaz sahalarına yapılan Rusya destekli gizli saldırılara tepki olarak ABD’nin düzenlediği saldırıda belki de çok sayıda ücretli Rus askeri hayatını kaybetti ve morglar dolup taştı.

Kıdemli bir Pentagon yetkilisine göre Suriye şu anda “birbirine yaklaşmakta ve farklı çıkarları olan askeri güçler arasında bölünmüş durumda.” ABD özel delegesi Staffan de Mistura’nın Çarşamba günkü açıklamalarına göre şu anki durum göreve geldiği 2014 yılına kıyasla çok daha “vahşi, endişe verici ve tehlikeli.”

Peki bu zehirli karışımın cevabı nedir? Kesinlikle Türkiye’nin daha fazla burnunu sokmasına izin vermek değil elbette. İzlenmesi gereken yol, bocalamakta olan Cenevre Müzakereleri’ni istikrarlı ve sabırlı biçimde sürdürerek yenilenen Suriye devleti ve ordusunun gücünün ve otoritesinin arttırılmasıdır.

ABD için bu, güven vermeyen ancak çok değerli iki ortak olan Rusya ve Suriye rejimiyle iş birliği yapmaya katlanmak anlamına geliyor.

Rusya geçtiğimiz günlerde Kürtlerin yoğunlukla yaşadığı bölgelere sınırlı özerklik tanıyan, daha az merkeziyetçi bir Suriye devleti için bir anayasa taslağı hazırlayarak ileriye doğru adım attı.

Rusya’nın hazırladığı taslak Kürt ve Arap taleplerinin uzlaştırılmasını sağlıyor ve bazı ABD yetkililerine göre bu taslak ‘ciddi’ pazarlıklar için bir temel oluşturabilir.

Öte yandan bir kesim diğer yetkililerse Rusya’nın ‘sağ gösterip sol vurma’ taktikleri kullanarak Amerika ve müttefiklerine zarar verme pahasına kendisinin ve İran’ın çıkarlarını gözettiğini düşünüyor. Başkan Trump’ın bunlardan hangisine sıcak baktığını kimse bilmiyor.

Suriye’deki karmaşanın temelinde yatan sorun aslında zaten bizi bu noktaya getirenle aynı: ABD en güçlü orduya sahip fakat siyasi açıdan ne yapmak istediğini bilmiyor.

Türkiye ateş püskürüyor ve ABD’nin desteğini talep ediyor ancak kontrol altına almak istediği bölgeleri istikrara sokabilecek güçten yoksun. Diplomatik açıdan geminin dümeni Rusya’nın elinde ama geminin yolcuları kaptana güvenmiyor ve herkesçe bilindiği gibi yakıt deposu boş.

Size bir düşünce deneyi: Kürtlerin önderliğindeki SDG, Türkiye’nin talep ettiği gibi dağıtılmalı mı? Hayır! Bu, bir otorite boşluğuna ve bölgede daha fazla istikrarsızlığa yol açar. Aksine SDG, kurulacak yeni Suriye ordusunun bir parçası olmalı ve Şam, Washington, Moskova ve evet, hatta Ankara ile birlikte çalışmalı.

 

https://www.realclearpolitics.com/articles/2018/02/16/how_the_us_can_get_to_yes_with_turkey_136290.html