Haz 22 2019

ABD'den dini özgürlükler raporu: Türkiye'den 'Fetullah Gülen' tepkisi

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın ülkelerde dini özgürlükler alanındaki uygulamaları incelediği ve rapor haline getirdiği değerlendirmesinin Türkiye bölümünde 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tutuklanan ve daha sonra serbest kalan Amerikalı rahip Brunson, Fethullah Gülen cemaatine yönelik tutuklamalar, Cemevi tartışması ve geçtiğimiz yerel seçim dönemine damga vuran Ayasofya tartışması girdi.

Raporda Fetullah Gülen ve cemaati için "Müslüman din adamı ve siyasi figür Fetullah Gülen ve takipçileri" ifadesinin yer verilmesine Türkiye'den sert tepki geldi.

Amerikanın Sesi sitesinden Begüm Dönmez Ersöz'ün haberine göre yıllık raporun Türkiye bölümünün özet kısmının giriş bölümünde anayasada Türkiye’nin laik bir devlet olarak tanımlandığı, vicdan, dini inanç, ifade, ibadet özgürlüğü sağladığı ve dini gerekçelerle ayrımcılığı yasakladığı vurgulandı.

Devlet kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın İslam’a ilişkin dini konuları yönettiği ve koordine ettiği, görevinin de Sünni İslam’ın uygulanmasını teşvik etmek olduğu belirtildi.

Ancak Türkiye’de hükümetin gayrimüslimlerin haklarını sınırlamaya devam ettiği, özellikle de hükümetin 1923 tarihli Lozan Antlaşması yorumu kapsamına girmeyen Ermeni Ortodoks Hıristiyanları, Yahudiler ve Rum Ortodoks Hristiyanlara yönelik kısıtlamaları olduğu belirtildi. Türkiye’de hükümetin Aleviliğe İslam’ın bir mezhebi olarak muamele göstermeyi sürdürdüğü ve Yüksek Mahkeme’nin konuyla ilgili kararına rağmen cem evlerini ibadet yeri olarak tanımamayı sürdürdüğünün altı çizildi.

Hükümetin zorunlu askerlik hizmetinde vicdani ret seçeneğini tanımadığı, Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun hala açılmadığı, Diyanet’in de ruhban okulunun bulunduğu aynı adada İslami eğitim merkezi açmayı planladığı belirtildi.

Raporda 15 Temmuz darbe girişiminin ardından hükümetin darbe girişiminin arkasında olmakla suçladığı Müslüman din adamı ve siyasi figür Fethullah Gülen’le bağlantılı olduğu iddia edilen 80 binden fazla kişiyi tutukladığı ve bu kişiler arasında Amerikalı rahip Andrew Brunson’ın da olduğu belirtildi.

Türkiye’de geçtiğimiz yıl sonu dağıtılmaya başlanan yeni kimlik kartlarında din hanesinin olmadığı da rapora giren gelişmeler arasında yer aldı.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın dini özgürlükler raporunun Türkiye bölümünden öne çıkan başlıklar şu şekilde:

15 Temmuz Darbe Girişimi ve Brunson davası: Raporda Türk hükümetinin darbe girişiminden “Fethullah Terör Örgütü” olarak tanımladığı "Müslüman din adamı ve siyasi figür Fetullah Gülen ve takipçilerini" sorumlu tutmaya devam ettiği, hükümetin darbe girişimiyle bağlantılı oldukları gerekçesiyle yabancı vatandaşları gözaltına almayı sürdürdüğü vurgulandı. Bu bağlamda da Amerikalı rahip Andrew Brunson davası örnek olarak verildi.

Başkan, Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı’nın kamuoyu önünde yaptıkları açıklamalarla pek çok kez Brunson’ın derhal serbest bırakılması çağrısı yaptığını, ABD yönetiminin Magnitsky yaptırımları kapsamında Brunson’ın tutuklanmasında rolü olan içişleri ve adalet bakanlarına yaptırım uygulandığı, Brunson’ın serbest kalmasının ardından bu yaptırımların Kasım ayında kaldırıldığı belirtildi. ABD yönetiminden üst düzey yetkililerin ve büyükelçilik görevlilerinin Brunson’ı gözaltında ve ev hapsinde ziyaret ettiği belirtildi.

Ayasofya tartışması: Türkiye’de 31 Mart’taki yerel seçimler öncesinde olası statü değişikliği tartışmalarıyla gündeme gelen Ayasofya Müzesi de rapora girdi. Raporda ABD yönetiminden üst düzey yetkililerin Ayasofya’yı olağanüstü öneme sahip bir yer olarak görmeye devam ettikleri ve Aya Sofya’nın karmaşık tarihine saygılı bir şekilde bu mekanın korunmasını desteklediği vurgulandı.

Raporda Amerikalı yetkililerin hükümet yetkilileriyle yaptıkları görüşmelerde konuyu gündeme getirdikleri ve bu görüşmelerde Ayasofya’nın barışçıl bir şekilde birarada yaşama kültürünün, anlamlı diyaloğun ve dinler arasında saygının sembolü olduğu mesajı verildi.

Raporda “Hükümet dini televizyon kanalı Diyanet TV’de Ramazan ayı boyunca her gün 1935 yılında müzeye çevrilen Ayasofya’dan Kuran-ı Kerim yayını yaptı. Haziran ayında Diyanet Başkanı Mehmet Görmez Ayasofya’dan özel röportaj verdi, minarelerinde de ezan okundu” ifadeleri yer aldı. Raporda Eylül ayında Anayasa Mahkemesi’nin Ayasofya’da düzenli bir şekilde ezan okunması konusunda özel bir dernekten yapılan itiraz başvurusunu usulden reddettiği hatırlatıldı.

“Çeşitli milliyetçi İslamcı grupların Ayasofya Müzesi dahil olmak üzere bazı eski Ortodoks kiliselerinin camiye çevrilmesi çağrısı yaptıkları, Mayıs ayında yaklaşık 2500 kişinin Ayasofya Müzesi dışında Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’u fethinin yıldönümünde sabah namazı kıldığı ve namazın ardından grubun Ayasofya Müzesi’nin cami olarak yeniden açılması çağrısı yaptığı” belirtildi.

Rum Ortodoks Hristiyanlar: Raporda Türkiye’de hükümetin ekümenik patriği dünyadaki yaklaşık 300 milyon Ortodoks Hristiyan’ın lideri olarak tanımadığının, hükümetin ekümenik patriği sadece Türkiye’deki Rum Ortodoks azınlık nüfusunun dini lideri olarak gördüğü vurgulandı.

Hükümetin Ekümenik Patrikhane’nin Synod’unda sadece Türk vatandaşlarının oy kullanmasına ve patrik seçilmesine izin verdiği ancak patrik adayı havuzunu genişletmek amacıyla 2011 tarihli yasa gereği Rum Ortodoks metropolitlere vatandaşlık verme uygulamasına da devam ettiği vurgulandı.

Aleviler ve Cemevi tartışması: Raporda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mayıs ayında başkanlık seçimleri kampanyası kapsamında Cemevlerine yasal statü verme vaadinde bulunduğu ancak 24 Haziran’daki seçimleri kazanmasının ardından bu yönde bir adım atmadığı belirtildi. Yıl sonu itibariyle hükümetin halen Cemevlerini ibadet yeri olarak tanımadığının altı çizildi.

Raporda Kasım ayında Anayasa Mahkemesi’nin Cemevlerinin ibadet yeri olduğuna ve bu nedenle de Sünni camilerle aynı haklara sahip olmaları gerektiğine hükmettiği, 2015 yılında görülen benzer bir davada da Anayasa Mahkemesi’nin aynı hükmü verdiği hatırlatıldı. O zamandan bu yana Alevilerin hükümete bu karar uyması çağrısında bulunduğu belirtildi. “Alevi temsilciler kapsamlı bir çözüm olmaması ve hükümetin bu kararı ülke çapında uygulamaması konusunda endişeli olmayı sürdürüyor. Çok sayıda belediye su ve elektrik faturalarından sadece Sünni camileri muaf tutuyor. Muhalefet partisi CHP tarafından yönetilen belediyelerse Cemevlerini tanıyor. Mart ayında Diyanet camilerin hem Aleviler hem de Sünniler için ibadet yeri olduğunu belirtti” ifadeleri kullanıldı.

Raporda “Sünni olmayan Müslümanların ilk ve orta dereceli okullarda zorunlu din dersinden muafiyet almakta zorlandıklarını ifade ettikleri” ve çoğu zaman Sünni İslam’ın farklı bakış açılarına ilişkin seçmeli derslerden seçmek zorunda kaldıklarını söyledikleri” belirtildi. Hükümetin zorunlu din dersinin pek çok dünya dinini kapsadığı ancak Aleviler ve Hristiyanlar dahil olmak üzere bazı dini grupların bu derslerin büyük ölçüde Hanefi Sünni İslam doktrinini yansıttığı ve diğer dini gruplar hakkında da olumsuz ya da yanlış bilgi içerdiğini belirttiği vurgulandı.

İmam hatip okulları: Raporda hükümetin devlet liselerine kabul edilen öğrenci sayısını sınırlamaya devam ettiği, binlerce öğrencinin sınav puanlarına, mesafeye ve başka etkenlere göre devletin kontrolundaki imam hatiplere gönderildiği belirtildi.

Raporda “Hükümet dini olmayan çok sayıda devlet okulunu talep olduğu gerekçesiyle imam hatip okullarına çevirmeyi sürdürdü. Öğrenciler ve veliler bu durumun laik devlet okullarına gitmeyi tercih edenler için coğrafi bir engel oluşturduğunu belirtiyor. İmam hatip okullarına kayıt yaptıran öğrencilerin sayısı 2015’ten bu yana 1 milyondan 1,3 milyona yükseldi” ifadeleri yer aldı.

Raporda 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana hükümetin çoğu Gülen hareketi ya da bağlantılı gruplarla ilişkili olan en az 1,065 özel okulu terör suçlamalarıyla kapattığı ve hükümetin bu özel okulların bazılarını da imam hatip okullarına çevirdiği vurgulandı.

Yahudi Cemaati ile ilişkiler ve Anti-Semitizm: Raporda Türkiye’de Yahudi Cemaatinin özel günleri ve bayramlarında lider düzeyinde gelen mesajlardan olumlu şekilde söz edilirken, diğer yandan Yahudi cemaati mensuplarının Türkiye’de Anti-Semitizm (Yahudi Düşmanlığı) vakalarından endişe duymaları olumsuz bir gelişme olarak yer aldı.

Raporda Eylül ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yahudi cemaatinin Roş Haşana bayramını kutlayan bir mesaj yayınladığı ve bu mesajda dini çeşitliliğin Türkiye’nin zenginliğinin bir parçası olduğunu söylediği hatırlatıldı.

Aralık ayında Yahudi cemaatinin Hanuka bayramını İstanbul’un Nişantaşı semtindeki bir parkta yapılan törenle kutladığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da Türkiye’nin vatandaşlarının hiçbir ayrımcılık görmeden barış içinde bir arada yaşamasına büyük önem verdiğini belirten bir açıklama yayınladığı anımsatıldı. 

Raporda Türkiye’deki Yahudi cemaati mensuplarının Anti-Semitizm ve tehditler konusunda endişelerini ifade ettikleri, hükümetin de Yahudi toplumuna IŞİD’in olası saldırısına karşı geniş kapsamlı güvenlik sağlamayı sürdürdüğü belirtildi. Yahudi toplumu üyelerinin hükümetin aldığı önlemlerin etkili olduğunu ve hükümetin güvenlik konusunda Yahudi toplumundan gelen taleplere de cevap verdiğini söyledikleri vurgulandı.

Ancak raporda özellikle İsrail-Filistin çatışmasında gerilimin yükseldiği dönemlerde sosyal medyada Anti-Semitik söylemlerin tırmandığının altı çizildi. Hrant Dink Vakfı tarafından 2018’de yayınlanan rapora göre, Ocak ve Nisan ayları arasında Anti-Semitik söylemin kullanıldığı 427 vaka yaşandığı belirtildi.

Raporda bazı hükümet yanlısı haber yorumcularının 2016 darbe girişimini ve ülkenin içinden geçtiği ekonomik zorlukları Yahudi toplumuyla bağlantılandıran haber ve siyasi karikatür yayınladıkları da yer aldı. Ocak ayında “Diriliş Postası” gazetesinden bir köşe yazarının Ortadoğu’nun “Yahudi ve Hristiyan terörü” kurbanı olduğunu söylediği bir makale ve Mart ayında da hükümet yanlısı Takvim gazetesinde bir köşe yazarının da “Haçlı Hristiyanları ve Siyonist Yahudilerin Türkiye’nin ilerlemesine zarar vermek üzere ittifak içinde oldukları” iddiası bu yayınlara örnek olarak gösterildi.

Pompeo'dan Heybeliada çağrısı: ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo raporun sunumu sırasında yaptığı açıklamada, Türkiye'ye de değinerek, "haksız yere" hapiste tutulan rahip Andrew Brunson'ın Başkan Trump'ın çağrılarından sonra serbest bırakıldığını hatırlattı. Pompeo, Türkiye'deki Amerikan diplomatik misyonlarında çalışan hapisteki yerel personelin de serbest bırakılması için çaba göstermeye devam ettiklerini söyledi. Amerikalı bakan, "Buna ilaveten, Heybeliada Ruhban Okulu'nun da derhal geri açılması çağrısında bulunuyoruz" dedi.

Türkiye'den sert tepki: ABD'nin yayımladığı rapora sert tepki gösteren Dışişleri Bakanlığı "Dünyada demokrasinin savunucusu iddiasıyla ortaya çıkanların müttefik bir ülkede demokrasiye darbe girişiminde bulunanları adeta masum din adamı olarak nitelemeleri ikiyüzlü ve ibret verici bir yaklaşımdır" değerlendirmesinde bulundu.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy yaptığı açıklamada şunları söyledi:

"ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 21 Haziran 2019 tarihinde yayımlanan “2018 Uluslararası Dini Özgürlükler Raporu”nda FETÖ terör örgütü elebaşından "Müslüman vaiz ve siyasi figür" olarak bahsedilmesi, bu raporun en başından hangi odakların etkisiyle ve hangi art niyetlerle kaleme alındığının açık göstergesidir. 251 vatandaşımızı katleden terör örgütü başının bu şekilde tanımlanması 15 Temmuz hain darbe girişimini görmezden gelmek ya da bu girişime destek vermek anlamına gelmektedir. Dünyada demokrasinin savunucusu iddiasıyla ortaya çıkanların müttefik bir ülkede demokrasiye darbe girişiminde bulunanları adeta masum din adamı olarak nitelemeleri ikiyüzlü ve ibret verici bir yaklaşımdır.

Rahip Brunson dini inancı nedeniyle değil, terörizmle bağlantısı nedeniyle mahkum olmuştur. Yaptırım ve tehditle değil, yargı kararıyla cezasını çektikten sonra tahliye edilmiş ve ülkesine dönmüştür. Buna rağmen, Brunson davasının raporda geniş yer tutarak bir din hürriyeti ihlali gibi gösterilmeye devam edilmesi, ABD yönetiminin konuyu istismar etmeyi sürdürme ve ülkemizi haksız yere eleştirme çabasından başka bir şey değildir. 

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, aynı raporun İsrail'e yönelik bölümünde İsrail'in İslam'ın en kutsal mekanlarından olan Harem-i Şerif'e yönelik mütecaviz tutumuna tek bir eleştiri getirmezken, geçtiğimiz yıl İsrail'in Gazze'de onlarca sivili öldürmesi üzerine ülkemizde gösterilen tepkiyi "Yahudi karşıtı söylem" olarak raporuna yansıtmaktan kaçınmaması ise raporun ciddiyetsizliğini gözler önüne sermektedir. 

Din ve ibadet özgürlüğünün tüm vatandaşlarımız için korunması ve geliştirilmesi hedefini attığı her adımda teyit eden ülkemizde, farklı din ve inançlar barış içinde yaşamaya devam edecektir.

Öte yandan, bu rapor yazılmadan önce Türkiye’deki dini azınlıklardan bilgi alınmış olsaydı, raporun çok daha gerçekçi ve saygın olacağından kuşku bulunmamaktadır."

https://www.amerikaninsesi.com/a/abd-disisleri-bakanliginin-dini-ozgurlukler-raporunda-turkiye/4969057.html