Ömer Taşpınar
Ara 11 2017

Amerikan karşıtlığını ne körüklüyor?

ABD’nin gözünde Türkiye'de iç sorunlar ve ikili ilişkilerde iniş çıkışlar yeni değil. Türkiye her zaman zorlukları ve potansiyeli bir arada sunan bir ülke. Eski bir şaka olan “Brezilya geleceğin ülkesidir ve her zaman öyle kalacak” sözü Türkiye için de geçerli bu açıdan. Ancak Brezilya'ya kıyasla Türkiye jeostratejik açıdan dünyanın çok daha zorlu bir yerinde. Üstelik Türkiye, İslam ve Batı arasındaki gittikçe kötüleşen “medeniyetler çatışması” çağında sembolik bir öneme sahip. NATO'nun tek Müslüman üyesi ve Avrupa Birliği'nin “ebedi” adayı olanTürkiye, dünyada kurumsal olarak  Batı’yla en çok entegre olmuş  Müslüman ülkeyi temsil ediyor.

Tüm insan hakları ihlalleri ve artan otoriterleşmeye rağmen Türkiye, ayrıca İslam dünyasının en demokratik ve seküler ülkesi. (Bu bize İslam dünyasıyla ilgili önemli bir şey söylüyor.) 1946'da çok partili demokrasinin başlamasından bu yana iktidarın defalarca özgür ve serbest seçimlerle değiştiği bir geçmişe sahip Türkiye. İhracata dayalı girişimci kapitalist sistemi, 80 milyonluk genç nüfusu, büyüyen bir orta sınıfı ile Türkiye ayrıca G-20'de, OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ve batılı ulusların oluşturduğu transatlantik ittifakta yer alıyor. Ayrıca Türkiye kapılarını mültecilere açma konusunda oldukça cömert bir ülke. 3 milyon Suriye’linin ülkedeki varlığı bunu kanıtlıyor. Tüm bu dinamikler, Türkiye'nin tezatlarını yüksek potansiyel ve sistemsel sorunlarıyla ortaya koyuyor.

Aynı zamanda Türk siyasetinin , işbirliği konusunda hep yüksek beklentileri olan Amerikan yönetimlerini sürekli olarak hayalkırıklığına uğratmak gibi bir becerisi de var.  Irak’ı işgale hazırlanan George W. Bush yönetimi 2003'te bunu zor yoldan öğrendi.  Bush açısından Türkiye’nin Irak'a komşu oluşu ve büyük bir Amerikan askeri üssüne sahip tek NATO ülkesi olması çok önemliydi. Neredeyse bir yıl süren çekişmeli görüşmeler ve milyarlarca dolarlık mali teşviklere ragmen TBMM son anda işbirliğini vetoladı. O zaman da, aynı şimdiki gibi, Türk kamuoyu ve anti-Amerikanizm bu demokratik karar da büyük rol oynadı.

Son dönemde Türkiye’de yaşanmakta olan Amerikan karşıtlığı daha da artmış durumda. Bunda kuşusuz Trump yönetiminin Suriye’de PYD’yi silahlandırmasının ve Fetullah Gülen’in ABD’de bulunmasının payı büyük. Temmuz 2017 itibariyle, Türk nüfusunun yüzde 72'si Birleşik Devletler'i, bir numaralı güvenlik tehdidi olarak görüyor.

Böylesi kamuoyu araştırmaları çok önemli. Zira Orta Doğu'nun aksine, Türkiye'de iktidar seçimle belirleniyor ve toplumun ne düşündüğü önemli. İnsanların sorunlar için kimi suçladığı, seçim kazanma ustası Erdoğan gibi Machiavelci bir populist için ciddi anlam taşıyor. En son 16 Nisan 2017'de, Erdoğan’ın AB ve Amerikan karşıtı milliyetçi bir söylemi nasıl mobilize ettiğini unutmayalım.

Peki Amerika  Türkiye'deki Amerikan karşıtlığı konusunda ne yapabilir ? Bu soruya cevap verebilmek için öncelikle sorunun kendisini teşhis etmek gerek. Bence, Türkiye’de Amerikan karşıtlığı, Amerikan dış politikasından ziyade, Türkiye'nin kendi kimlik sorunlarından kaynaklanıyor. Türkiye'nin iki büyük kimlik sorunu var. Bunlar Kürt meselesi ve siyasi İslam-laiklik çatışması. Bu iki sorun da aynı zamanda ciddi miktarda anti-Amerikan komplo teorisi körüklüyor. Türkiye’de ciddi bir kitle, Washington'ın bağımsız bir Kürdistan istediğine ve bu nedenle Kürt milliyetçiliğini desteklediğine inanıyor. Aynı zamanda gene ciddi bir laik kitle ABD'nin Türkiye'deki İslamcılığı (genellikle Fetullah Gülen ya da geçmişte Erdoğan gibi ılımlı İslami figürleri) Kemalizme karşı desteklediğine inanıyor.

İki durumda da kitlesel olarak ideolojik önyargı ve bilgisizlik  açık. Zira ABD, en son Irak'ta da gördüğümüz üzere Kürt bağımsızlığını desteklemiyor. Washington’un Suriye'de PYD’ye IŞİD'e karşı askeri destek vermesi de bu ülkede bir Kürdistan kurmak istediği anlamına  gelmiyor. Aynı şekilde Washington'ın Erdoğan'ı ya da Gülen'i desteklediği düşüncesi de gülünç, çünkü Amerika, pragmatik olarak, Türkiye'de iktidarda her kim varsa onunla çalışıyor.

Sonuç olarak, Amerika'nın yaptıklarından ziyade sorunlar Türkiye'nin kendi etnik ve dini kimlik meselesinden kaynaklanıyor. Kürt meselesi ve Türkiye’nin laiklik-Islamcılık ikilemi ABD dış politikasının yarattığı sorunlar değil. Nitekim ABD’den nefret eden kitleler bile çocuklarını bu ülkede okutmak için uğraş sarfediyor.  Aynı şekilde Türkiye'deki Yeşil Kart başvuruları da en azından Amerikan karşıtlığı kadar yüksek. Bu nedenle Türklerin Amerika'ya karşı öfkelerini neyin körüklediğini anlamak için “Yankee evine dön, ama beni de yanında götür!” sloganını psikolojik olarak analiz edilmesini öneririm.