Kas 03 2017

'Barış görüşmelerine dönülene kadar Türkiye'nin sıkıntısı dinmeyecek'

Birkaç yıl öncesine kadar ABD'nin "stratejik ortak" olarak gördüğü Türkiye, önce ABD liderliğindeki IŞİD karşıtı koalisyonun Suriyeli Kürtlere verdiği destek, daha sonra Fetullah Gülen'in iadesi ve şimdi de Reza Zarrab'a açılan davaya Türkiye hükümetinin eski yetkililerinin de dahil edilmesiyle; kopma noktası geldi.

Uzun bir süredir hükümet yanlısı yayınlar ABD'ye atfedilen komplolarla dolup taşıyor. Uluslararası basın artık Türkiye'nin Batı'dan uzaklaştığını yazmaktan yoruldu. Şimdi bir de Doğu'ya mı yaklaşıyor sorusu var. Özellikle de Türkiye'nin; Rusya, İran ve Irak yönetimleriyle son dönemdeki sıkı fıkılığı nedeniyle.

Velev ki Türkiye Doğu'ya yaklaşıyor, bu Batı tarafından dışlanması için yeterli sebep mi? Otoriterleşen bir ülkeyi dışlamak, diyaloğu sürdürmeye çalışmaktan daha mı akılcı bir çözüm? 

Atlantic Council'ın üst düzey araştırmacılarından çalışan Aaron Stein, Perşembe günü yayınlanan yazısında bu soruları ele alıyor. 

"ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile olan ortaklığının iki ülke arasındaki ilişkileri bozduğu doğru. Ancak bu iki ülke arasındaki ilişkinin kötüye gitmesinin sebeplerinden yalnızca biri. PKK’yle barış görüşmeleri yeniden başlayana kadar, Türkiye’nin, Kürtlerin güç kazanmasıyla ilgili sıkıntısı dinmeyecek" diyor Stein.

Çözüm önerisi olarak, ABD-Türkiye ortak askeri harekatının, Suriye’deki El-Kaide güçlerine odaklanabileceğini söylüyor. Böylelikle ABD Türkiye topraklarından SDG’ye verdiği desteği azaltmış olacak. Ancak hala Ürdün üzerinden SDG’nin Doğu Suriye’de IŞİD’e karşı savaşında, bu güçlere de hava operasyonlarıyla destek vermeye devam edebilecek.

Türkiye’nin Suriye’de El Kaide’yle Türk askerinin geçişine izin vermesi için vardığı anlaşma da, ABD için bir sorun.

Bu durum, öncelikle, El Kaide’nin İdlib’de meşru bir faktör olarak görülmesine neden oluyor. İkincisi çatışmasızlık anlaşmasının maddeleri ABD’nin El Kaide’yi hedef almasını engelliyor.

Türkiye adeta bu gruba karşı olan antipatiyi, El Kaide’yi izole edip bitirmek için kullanıyor. "Bu stratejinin işe yarayıp yaramayacağı belli olmaz" diyor Stein. "Başarısız olursa; Türkiye’nin şu an Suriye’de örgüte karşı izlediği politikanın sonucunda ortaya çıkan El Kaide neye benzerse benzesin, ABD bu örgütle fiziksel savaşa girmeye hazırlıklı olmalı."

"Bu bağlamda, ABD, Türkiye’yi ve PKK’yi barış sürecine dönülmesi için iknaya çalışmalı. İki tarafın da acilen ateşkes ilan etmesi hedeflenmeli. Ancak 2019 seçimlerinden önce ateşkes yapmak Erdoğan için avantajlı olmayacaktır” diyor.

Fakat iki ülke arasındaki ilişkilerin kırılmadan önce ne kadar esneyebildiğini son dönemdeki gerginlik sırasında gördüğümüzü de hatırlatıyor.

Bu nedenle, ABD bir yandan Türkiye’ye PKK’yle savaşında yardım ederken; diğer yandan Ankara’yı barış sürecine dönmeye ikna etmek konusunda Washington’ın “elini korkak alıştırmasına” gerek olmadığının altını çiziyor.

Nato konusunda ise, ABD ve AB’nin, Türkiye’nin Nato üyeliğini AB üyelik müzakerelerinden ayrı tutması gerektiğini söylüyor.

“Nato daha önce de otoriter üyelerle baş etmeyi başardı, şimdi başarabilir” diyor.

Türkiye’nin kendi savunma sistemini kurmak istemesinin de, Nato’nun çıkarlarına zıt olmadığını söyleyen Stein; “Ancak ülke, Rusya’dan aldığı S-400 füzelerinde olduğu gibi, Nato sistemleriyle çalışmayan silahlar edinmemek konusunda uyarılmalı” diye ekliyor.

"Ankara ise, ABD ve Avrupa’ya karşı Rusya lehinde kararlar almamalı" diyor.

Stein her konuda Türkiye'ye karşı bu kadar anlayışlı davranılmasını savunmuyor: “ABD, kendi vatandaşlarının ve ABD misyonlarında çalışan Türkiyelilerin şaibeli gerekçelerle tutuklanması konusunda ise çok daha sert eleştirilerde bulunmalı. Türkiye de; ABD’li misyoner Andrew Brunson vakasında olduğu gibi, tutukluları Fetullah Gülen’le takas malzemesi olarak kullanamayacağı konusunda sert biçimde uyarılmalı. Ülkeye ABD’de yargının bağımsız olduğu ve siyasi baskıdan etkilenmeyeceği hatırlatılmalı.”

Stein’e göre, ilişkilerin gidişatı ABD’nin “işlemselcilik” mefhumuyla tanışmasını gerektiriyor. Bu da, oturup ABD’nin Suriye’deki politikası nedeniyle ortaya çıkan gerginliğin azalmasını beklemek yerine, karşılıklı diyaloğun sorunlu ancak önemli bir ilişkiyi sürdürmeye dayandırılması demek. Stein'e göre, birliğin ortak değerler değil, dar bir ortak çıkarlar çerçevesine dayandığını kabul etmek gerek.

"Uzun vadede ABD Suriye ve Irak’ta IŞİD’e karşı verilen savaşın etkileriyle baş etmek zorunda kalacak. Bu nedenle iki taraf da, iki ülkedeki değişimlere ve bölgesel güvenlik ve siyasetteki değişimlere dair net bir anlayışla, ortaklıklarını sürdürmek için yaratıcı yollara başvurmalı."