Oca 19 2018

Erdoğan, Amerika ile ilişkisini riske atmaya ne kadar hevesli?

  

Türkiye ile ABD'nin Suriye'deki emellerinin ayrışması nedeniyle ters düşmesi, iki ülke uzmanlarının da ana gündem başlıklarından.

ABD Ulusal güvenlik programının siyasi uzmanlarından Nicholas Danforth da kaleme aldığı makalede, ABD-Türkiye ilişkilerinin daha ne kadar dibi görebileceğini sorguluyor ve Washington yönetiminin daha kötüsüne hazırlıklı olduğunu savunuyor.

Danforth'ın yazısı şöyle:

Birleşik Devletler'in Suriye'deki Kürtlerin kontrolündeki bölgede 30 bin kişilik sınır muhafız gücünü eğiteceğine ilişkin haberlerin hemen ardından Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir dizi tehditte bulundu.

Buna ek olarak Erdoğan, Kürt güçlerine yönelik bir Türk saldırısının yakın olduğu, ve eğer ABD askerleri Kürt savaşçıların yanında durmaya devam ederse Türkiye'nin onları da “diğerleriyle birlikte gömmek” zorunda kalacağı konusunda uyardı.

Washington, Suriye Demokratik Güçleri'ne bağlılığını artırırken ABD'li politika yapıcıların ABD-Türkiye ilişkisinin bozulabileceğini ve bunun idare edilebilir olduğunu hesapladığı görülüyor.

Erdoğan'ın potansiyel askeri harekat ve diğer ikili meselelere ilişkin yaptığı son yorumlar, bozulmanın ne kadar kötü olacağı sorusunu sorduruyor. Özellikle, Erdoğan Türkiye'nin Birleşik Devletler ile ilişkisini, kişisel çıkarları ya da yurtiçinde ya da bölgedeki ideolojik hedefleri uğruna riske atmaya ne kadar hevesli? Ve bu Washington'ın elindeki kozu nasıl etkiliyor?

Yaklaşan birkaç olay buna cevap verecektir:

İlk olarak, eğer Türkiye, Afrin'deki Kürt güçlerine saldırma yönünde ilerlerse ilişkilerdeki artan gerilim bir stres testi işlevi görecek. ABD güçleri Afrin'de faaliyette değil ve Pentagon sözcüsü yakın zamanda yaptığı açıklamada buranın ABD harekatlarının dışında kalacağını belirtmişti.

Yine de Türk basını çoktan ABD'yi Afrin'deki Kürt güçlerine silah sağlamakla suçladı ve eğer Türk ordusu oradaki savaşta büyük kayıplar yaşarsa Türk politikacılar da ABD'yi suçlamaya meyilli.

Retorik dalgalanmaya ek olarak, sadece belirli sivil kayıpların kınanmasından öte, büyük olasılıkla Batılı figürlerin bir kısmının YPG'yi açık şekilde selamlaması gibi, harekata Batı'dan da eleştiriler olacaktır. İki tarafta da öfke seviyesi yükselirken, Ankara gerilimi dramatik olarak arttıran adımlar atabilir.

Son zamanlarda milliyetçi lider Meral Akşener'in önerdiği gibi İncirlik'in kapatılmasından, Suriye'nin diğer bölgelerinde ABD kuvvetleri çevresinde topçu saldırıları başlatmaya kadar bir dizi olası adım, Afrin'e saldırının yaratacağı izlenimi pekiştirecektir ki Erdoğan da ABD-Türkiye ittifakını, daha acil emelleri için kenara itmeye istekli.

Daha az dramatik ama uzun vadede eşit derecede önemli bir test, Türkiye'nin hükümetin yönetiminde olan, geçen ay New York'taki yaptırım-bozma davasının merkezinde yer alan Halkbank'a kesilebilecek olan olası para cezasına nasıl cevap vereceği.

Her ne kadar bankanın bir para cezasında anlaşmak üzere müzakerelere başladığına ilişkin haberler olsa da, en kötü senaryo Türkiye'nin cezayı ödemeyi reddetmesi ya da daha fazla cezaya neden olabilecek şekilde vaziyeti kurtarmaya yönelik Birleşik Devletler'e karşı mütekabil bir ceza uygulaması olacak.

En son olarak Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, “akla uygun” olması ve “siyasi” olmaması durumunda para cezasının ödenebileceği gibi muğlak bir açıklama yaptı.

Ankara'nın defaatle tüm davayı “siyasi” dava olarak ilan ettiği göz önünde bulundurulduğunda, Halkbank'a yönelik para cezası konusunda gelecekte çatışmalar yaşanacağı olasılığı varlığını koruyor.

Sonuç olarak, Washington'ın Türkiye üzerindeki tüm kozu, Ankara'nın alacağı kilit kararların mantıklı aktörler tarafından alınacağına ve Batı'ya yönelik ekonomik ve askeri bağımlılıkların pragmatik olarak değerlendirileceğine dayanıyor.

Ancak Erdoğan, düşüncesiz bir karar ya da devrimci bir kopuş olarak Batı'dan uzaklaşmayı gerçekten istediği takdirde, Washington'ın Erdoğan'ın üzerinde baskı uygulama ya da daha geniş anlamda Türkiye'yi kendisinden kurtarma kabiliyeti sınırlı olacaktır.

Daha iyisi, ya da büyük olasılıkla daha da kötüsü, önümüzdeki aylar, kışkırtıcı söyleminin altında, Ankara'nın işlevsel bir ilişki sürdürme kararlılığına sahip olup olmadığı sorusunu aydınlatacak.