Alin Ozinian
Tem 07 2019

Erdoğan- Trump Görüşmesi: Midyat, Seyfo gülün!

Tiksinme ve acıma, sanırım hayattaki en güçlü, en yön verici duygulardan. 

Tuhaf olsa da bazen birbirine karışabiliyor; ayırt etmesi, hangi duygunun baskın olduğunu tespit etmek, zorlaşıyor.  Aslında ikisi de olumsuz, ikisi de odağı olan olaydan ya da canlıdan sizi zaman içerisinde koparıyor…

Arsızlık, yüzsüzlük, pişkinlik nedir, gündelik hayatta bizi nasıl yaşamdan soğutur üç aşağı beş yukarı hepimiz biliyoruz. Bu durum siyasette de böyle. 

Yukarıda bahsettiğim tiksinme-acıma duygusunu, Türkiye siyasetinde ilk kez olmasa bile, oldukça güçlü ve yoğun şekilde, 17-25 Aralık soruşturmasında adları yolsuzluk iddialarına karışan Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, İçişleri Bakanı Muammer Güler, AB Bakanı Egemen Bağış ve Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar için TBMM Genel Kurulu'nda Yüce Divan oylaması yapıldığında hissetmiştim.

Haklarında ayrı ayrı oylama yapılan dört eski bakanın Yüce Divan'a gönderilmelerinin reddedilmesi ve ülkenin nasıl korkunç bir çukura yuvarlanması değildi o tiksintinin kaynağı ama o fotoğraftı.

AKP'li vekillerin Çağlayan'ı aklarken rezilce, pişkince sırıtışlarını, bu kravatlı eril siyasi kadronun ehlileşememiş vahşi kahkahalarını içine hapseden fotoğraftı. 

O fotoğraf, Türkiye siyasetini zapt etmiş ve uzun bir süre bırakmayacak utanmazlık, pişkinlik, yüzsüzlük, arsızlık, karaktersizlik ve ahlaksızlığın kanıtı, kaydı ve damgasıydı. 

Yaklaşık beş yıl sonra aynı duyguları, G20 Zirvesi’nde ABD Başkanı Trump ve Erdoğan’ın görüşme fotoğrafında yine hissettim. 

AKP medyasına göre “çok-süper” geçen bu görüşmede aslında S-40/ F-35 gerginliği nedeniyle gündeme gelen ABD'nin Türkiye'ye yönelik yaptırım iddialarına ilişkin hiçbir olumlu yanıt gelmedi.

Görüşmenin detaylarına ve anlamına bu yazıda girmeyeceğim, konudaki en önemli yorumlardan birini, Washington’dan,  ABD-Türkiye ilişkilerine en vakıf uzmanlardan biri İlhan Tanır yazdı, buradan okuyabilirsiniz: Osaka görüşmesi ABD-Türkiye ilişkilerinde bir dönemin sonu olabilir.

Trump’ın kendine has, resmiyetten uzak ve vurdumduymaz tavrı bu görüşmede yerini oldukça vurgulu bir alaya bıraktı. Toplantının siyasi seyri ABD-Türkiye ilişkilerinde bir dönüm noktası olarak okunabilir, oysa Trump’ın heyet üyelerine bakarak “Şu insanlara bakın. Ne tatlılar. Bakın şunlara. Anlaşması ne kadar da kolay. Bakın şunlara. Central Casting! (1925’den beri faaliyette olan ABD’nin en ünlü ve başarılı kasting/rol dağıtım şirketi). Herhangi bir Hollywood setinde böyle gözüken insanları bir araya toplayamazsınız” dedi.

Heyetin; Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, MİT Başkanı Hakan Fidan ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın, o anki kendilerinden ve reislerinden memnun sırıtışları da bir önceki fotoğraf gibi tarihe geçti.

AKP medyasının durumu nasıl “kıvırdığına” değil, olayın gerçekliğine bakalım. Türkiye ne yazık ki artık uluslararası platformda artık ciddiye alınmayan, hatta Trump’ın üstü kapalı alaya aldığı bir ülke. 

Daha kötüsü de var, ya durumun farkında değiller ya da bu tip bir hakareti sineye çekebilecek kadar pişkinler. 

Kinaye, mecaz, hiciv ve tarizden bu kadar uzak, alaya alındığının farkında bile olmayan yaşları kemale ermiş bir erkek sürüsü var o fotoğrafta... Ya da yüzlerine tükürülse yağmur yağıyor diye şemsiye açan sırıtkan siyasal İslamcılar. 

Yeri geldiğinde “Ey Amerikaaa, sen kimsin!!” naralarına alkış tutan bu beyefendiler,  işte politik başarı deyip, “Trump’ı yakından gördük, ölsek gam yemeyiz” havalarında şiştikçe şişiyorlar. 

17-25 Aralık döneminde “Bize ne dendi ise, biz onu yaptık” diyenlerin söylemi, işaret ettikleri yer hala canlı, hala geçerli. 

Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurulan Yüksek İstişare Kurulu’na atanan Bülent Arınç, ilk toplantıda kurul üyelerinin 13 bin TL olan maaşının 18 bin TL’ye çıkarılmasını eleştirenlere “edepsizler” yanıtını verdikten sonra ekledi,  “Üyelerin kendi maaşlarını belirleme gibi bir tasarrufları olmadığını belirtmek isterim. Bu konuda tek yetkili makam Sayın Cumhurbaşkanımızın kendisidir.” 

Kısaca, ülkede yaşanan her tuhaflığın altından çıkan aynı cevap “Patron öyle istedi.” 

O heyetteki erkeklere, Trump’ın kendileri ile dalga geçmesine neden güldükleri hakkında soru sorabilseydi eğer bugün gazeteciler, demek ki hemen hemen o fotoğraftaki herkesin cevabı aynı olacaktı: “Patron gülün dedi!”

Yaşı yetenler unutmamıştır, Bir Demet Tiyatro'dan akıllarda yer etmiş  “Eyvah Necdet” repliğini: Midyat, Seyfo gülün!

Artık uluslararası görüşmeler, ülkenin kaderini belirleyecek toplantılar bize 90’ların manuel kahkaha efektini, fedailer ve babalarının şakalaşmalarını hatırlatıyor, tiksinme ve acıma duyguları yine birbirine karışıyor...

© Ahval Türkçe


Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.