Eski Büyükelçi Tan: Biz Avrupalı mıyız, Asyalı mıyız, bunu mutlaka konuşmamız gerekiyor

Türkiye'nin ABD eski Büyükelçisi Namık Tan, Türkiye'nin dış politika pratiklerini, Ankara-Washington, Ankara-Moskova ilişkilerini değerlendirdi.

Ankara ile Washington arasındaki güven kaybının katlanarak arttığına değinen Tan, "15 Temmuz darbe girişimiyle mevcut güven kaybının daha da arttığını, derinleştiğini, ve hatta kökleştiğini söyleyebiliriz" ifadelerini kullandı.

"Biz Avrupalı mıyız, Asyalı mıyız? Bunu mutlaka konuşmamız gerekiyor. Aslında biz bu iki köklü bir medeniyetten de besleniriz" yorumunu yapan Tan'ın açıklamalarının satır başları şöyle:

"Geçmişe baktığımızda, 1950 yılından itibaren Türkiye ile ABD arasında İlişkilerin güvenlik temelli olduğunu görürüz. Bu bağlamda, Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı gibi, Birleşik Devletler’in iki önemli kurumu ile bu zeminde nispeten istikrarlı bir ilişki yürütüyorduk. 1 Mart tezkeresi ile bu ilişki ciddi bir darbe yedi. 1 Mart tezkeresi öncesinde ve devamında, bölgedeki ABD’li askeri unsurların hayal kırıklığı yaşamasına neden olan bir süreç yaşandı.

Burada, kim haklıdır kim haksızdır tartışmasından bağımsız olarak, Amerikalılar nezdinde 1 Mart tezkeresinin reddinin ciddi bir hayal kırıklığı yarattığını söyleyebiliriz. Parlamentomuzun kararıyla Amerikan birliklerinin bizim üzerimizden Irak’a geçişine bir anlamda engel olduk. Ancak, parlamento kararı öncesinde gayriresmi de olsa Amerikan tarafına bazı sözler verildiğini göz ardı edemeyiz. Örneğin, bu sözlere istinaden, İskenderun açıklarında savaş gemilerinde ABD’li askerler günlerce bekletildi. O günlerin yaşanması, ABD güvenlik çevrelerinin zihninde kalıcı izler bıraktı. Sonra, bu dönemi yaşamış askeri kesim yıllar geçtikçe Amerikan güvenlik bürokrasisinde önemli pozisyonlara geldiler. Geçmişten gelen tecrübeleri zaman içerisinde yavaş yavaş Türkiye’ye tepki olarak yansımaya başladı. CENTCOM’un ağırlık kazanmaya başlaması o yıllarda oldu. Özellikle, Suriye bağlamında bu tepkilerin sonuçlarını hissetmeye başladık. Bu, tabii, işin başlangıç kısmıydı. 15 Temmuz darbe girişiminin yaşanması, bir anlamda, ilişkilerde ikinci bir kırılmaya sebep oldu ve güvensizlik daha da derinleşti, hatta tavan yaptı diyebiliriz."

abd

Kasım ayında gerçekleşecek ABD başkanlık seçimlerinin Türkiye-ABD ilişkilerine olası etkilerine dair de yorum yapan Tan, "Amerika’nın devlet yapısında ve karar alım süreçlerinde kurumlar çok önemlidir. Mesela, ABD Savunma Bakanlığının kurum olarak bütçesi Türkiye’nin gayri safi milli hasılasına eşittir. Yani, ABD’nin kurumları oldukça güçlüdür. Bizim de bu kurumlarla ilişkilerimiz çok eskilere dayanır. Bu çerçevede, ABD ile ilişkilerin tamamen kişisel zemine oturtulmasından kaçınmak gerekir. Aksi takdirde, bu bize ileride bir maliyet getirebilir. Her şeyi Trump’a veya onun nezdinde ABD Başkanlık makamına bağlayarak politika yürütürseniz, olası bir lider değişikliğinde belli sıkıntılarla yüzleşmeniz gerekebilir" tespitinde bulundu.

erdoğan

Rusya'dan satın alınan S-400 hava savunma sisteminin aktif hale getirilmemesini de yorumlayan Tan, bu konuda şu sözleri sarf etti:

"S-400 sistemlerinin hala aktive etmememizi pandeminin bize yarattığı bir fırsat veya açtığı bir alan olarak düşünüyorum ve olumlu buluyorum. Bu çerçevede, diplomasinin bir kenara bırakıldığı, tamamen duygusal siyasi kararlarla yürütülen bir süreç söz konusuydu. Diplomasi herhangi bir meseleyi çözebilmek için daima alan açmayı hedefler. Açılacak alanlarda gerçekleştireceğiniz diplomatik girişimler ve müzakerelerle sorunları çözebilirsiniz. S-400 meselesinde, bu alan tamamen ortadan kalkmıştı.

Pandemi, diplomatik müzakerelerin yeniden denenmesi bakımından bir imkan yarattı. Bu, belki de Türk-Amerikan ilişkilerinin önünü açacak bir fırsata dönüşebilir. F-35 meselesine ilişkin, her ne kadar alınan kararlar ortada olsa da ben hala geriye dönüşün mümkün olabileceğine inananlardanım. Bu çok hassas bir konu ve iyi yönetilmesi gerekiyor. Pandemi sonrası süreçte, ABD seçimleriyle beraber, F-35 meselesinde geriye dönüş olma ihtimali düşük bir olasılık değil."

erdoğan

Dış politikada tutarlık ve güvenilirliğin önemine dikkat çeken Tan, bu ilkelerin uzunca süredir ihmal edildiğini ise şu sözlerle anlattı:

"Maalesef, uzun suredir bu hususa dikkat ve özen gösterilmiyor. Amerika ve Rusya dünya siyasetinde ağırlığı olan ülkelerdir. Bu ülkelerle ilişkilerinizi mutlaka iyi tutmanız gerekmektedir. Ülkenizin çıkarları bunu gerektirir. Aslında, her ülkenin çıkarları bunu gerektirir. Biraz geriye bakalım; Türkiye’de ciddi bir Amerikan karşıtlığı var. Amerikan karşıtlığı çok yüksek olmasına rağmen, bunun toplumda tutarlı bir karşılığı yok. Herkes Amerikan malı kullanıyor, Coca-Cola içiyor ya da çocuğunu ABD’de okutmak istiyor. Türkiye’nin çok ilginç bir özelliği var. Osmanlı’dan bu yana toplumumuzun, toplumsal, kültürel ve entelektüel yönelimi Batı olmuştur. Yakın siyasi tarihimize baktığımızda da bunu görürüz.

Ülkede bir sorun çıktığı zaman, örneğin darbe ve baskı dönemlerinde solcularımız, islamcılarımız, ülkücülerimiz hep Batı’yı tercih etmişlerdir. Türkiye’den ayrılanların hepsi Avrupa’ya, Amerika’ya veya Kanada’ya gider. Kimse, mesela, Suudi Arabistan, Küba veya Türkmenistan’a gitmez. Biz Avrupalı mıyız, Asyalı mıyız? Bunu mutlaka konuşmamız gerekiyor. Aslında biz bu iki köklü bir medeniyetten de besleniriz. Bugün Türkiye’nin en büyük üç ticaret ortağına baktığımız zaman Almanya, Rusya ve Çin’i görüyoruz. Hepsinde ticaret dengesi aleyhimize ama neticede buralara güçlü ticari bağlılığımız var. Diğer taraftan, enerji bakımından bağımlı olduğumuz coğrafya daha ziyade Doğu’dur. Diplomatik angajmanlarımız ve askeri paktlarımızın büyük çoğunluğu ise Batı iledir. Batı kurumlarının hemen hepsinin kurucu üyesiyiz. Sonuç itibariyle, bizim bir tercih yapmadan diplomasi yürütmemiz gerekiyor. Yani, Rusya ve ABD’yi birbirine karşı kullanmayı değil, her ikisiyle de iyi ve dengeli ilişkiler geliştirmeyi hedeflemeliyiz. Ancak, bunu yaparken duygusallıktan uzak, gerçekçi bir anlayışla hareket etmemiz gerekiyor."

Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz