ilhan Tanir
Mar 04 2018

Exxon Kıbrıs'a doğru yaklaşırken Tillerson Ankara'da ne dedi?

Başkentteki bazı Batılı müttefik ülkelerin diplomatik kaynakları geçtiğimiz hafta ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Ankara ziyaretleri hakkında kapsamlı bir brifing aldılar. Tillerson her ne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesinde yanına bir yardımcı, çevirmen veya not alan almamış olsa da, görüşme hakkında kapsamlı bir 'okumanın' ABD’nin AB müttefikleri ile paylaşıldığı anlaşılıyor.

Edinilen bilgilere göre öncelikle Tillerson’ın Ankara’da görüşmeleri genelde önceki pozisyonların tekrarlanması şeklinde geçti. Bununla birlikte ABD-Türkiye ilişkilerindeki sorunları çözmek üzere oluşturulmasında anlaşılan 3 mekanizmanın kurma toplantılarının yapılmasına karar verilmesi belki de görüşmelerin en başarılı gibi görünen sonucu idi. Görüşmelerde Batılıların deyimiyle ‘breakthrough’ veya büyük bir netice çıkmadı ama zirveye ulaşan gerilim ve sorunların ertelenmesi ve bir nefes alınmadı adına başarılı bir 'erteleme' görüşmesi oldu.

Bununla birlikte bu mekanizmaların üst düzey yetkililer tarafından sürdürülmesini ve en azından DIşişleri bakan yardımcılığı seviyesinde yapılmasını isteyen Türk tarafının bu talepleri ise kabul görmedi ve bu mekanizmaların Dışişleri Bakanlığı yardımcısı asistanlığı seviyesinde yapılması uygun görüldü. Bu şüphesiz Türk tarafını hayalkırıklığına uğrattı.

Tillerson’ın Ankara görüşmelerindeki başlıklardan biri ise Kıbrıs’ta giderek artan ‘enerji kavgası’ idi. Başkent Washington’daki Batılı diplomatik kaynaklara göre, geçtiğimiz ay içinde İtalyanların enerji devi ENİ’nin sondaj gemilerini durduran Türk savaş gemileri sonrasındaki gerilimli durum da Tillerson tarafından Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile yaptığı görüşmede açıldı, bu duruma, bizzat Tillerson ‘gunboat diplomasisi’ veya ‘savaş gemisi diplomasisi’ diyerek atıfta bulundu, rahatsızlık duyduğunu açıkladı ve Türk tarafından gerilimlerin düşürülmesi istendi.

Nitekim ABD yönetimi de geçtiğimiz hafta içinde Ahval'e bir açıklama yaparak, Kıbrıs Rum Kesimi'nin enerji arama ve sondaj çalışmalarını desteklediğini ve bunun ''Kıbrıs Cumhuriyet'nin kaynaklarından yararlanmasının hakkı olduğunu tanıdığını'' duyurmuştu.

Tabi Tillerson’ın hayat boyu Exxon’da çalıştığı, Dışişleri Bakanlığına da Exxon’un CEO’luğundan gelmesi hatırlanınca iş daha enteresan bir hal alıyor. Şöyle ki, iki hafta kadar önce işte Tillerson’ın bütün kariyerini yaptığı ve en tepesinde ayrıldığı Exxon, İtalyan ENİ şirketinin gemisi Kıbrıs’tan geri döndürüldükten sonra bir açıklamaya yaparak yakında Kıbrıs’a 2 araştırma gemisi göndereceğini, sonrasında ise sondaj gemileri göndereceğini açıklamıştı.

Bölgeyi bilen Washington’daki diplomatik kaynakların Ahval’e açıkladığına göre Exxon’un araştırma gemileri Kıbrıs’taki Blok 10 bölgesinde pazartesi gününden itibaren varmaları ve yılın sonraki yarısında sondaj çalışmalarına başlamak için belirlemeler yapması bekleniyor.

Hafta başında Kıbrıs sularına yaklaşacak olan Amerika’nın en güçlü enerji şirketi ve Tillerson’ın eski işvereni Exxon’un göndereceği bu gemilere karşı Türk deniz kuvvetlerinin ne tepki göstereceği büyük bir merakla izlenecek.

İtalyan ENI’ye yapıldığı gibi Türk savaş gemileri ile durdurulacak mı yoksa Exxon gemilerine bu kez buyur mu edilecek? Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın danışmanı Yiğit Bulut daha da ileri giderek, İtalyan gemilerin Kıbrıs'ta araştırma ve sondaj çalışmalarına girişirse vurulabileceğini kaydetmişti.

Bunun ötesinde de Exxon gemilerinin sondajlamasının ise Ekim ayında başlaması planlanıyor.

Exxon gemilerine, İtalyan gemilerine yapıldığı gibi savaş gemileri ile durdurmak ise hiç şüphesiz Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir kriz yaratabilir.

Diğer taraftan önceki yazıda belirttiğimiz gibi ABD Dışişleri Bakanlığında Yunanistan, Kıbrıs ve Türkiye dosyalarına bakan Jonathan Cohen’in yakın zamanda koltuğundan ayrılmasının üzerindeki tartışmalar sürüyor.

Cohen’in üstünde A. Wess Mitchell bulunuyor. Mitchell Avrupa ve Avrasya işlerinden sorumlu Bakan yardımcılığını 2017 yılının Ekim ayından beri sürdürüyor. Cohen ise bu bakan yardımcılığının altındaki Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs dosyalarına Ağustos 2016’dan beri bakıyor. Cohen’in koltuğunda oturması süresince, Mitchell’in Türkiye konularında ‘etkisiz kaldığı’, Türkiye dosyasına karışmadığı, Bakanlığa yakın kaynaklarca doğrulandı.

Yine aynı kaynaklar, Cohen’in bu koltuktan kalkması ile birlikte Mitchell’in Türkiye konusunda daha aktif hale geleceği beklentilerini ifade ettiler. Bunun nedeni ise yakın geçmişteki Tillerson ziyaretinde Mitchell’in yürüttüğü yoğun tempo.

Mitchell, Tillerson’ın geçtiğimiz haftalarda yaptığı Ankara ziyareti öncesi sessiz sedasız Ankara’ya varmıştı ve işte bu görüşmede yaptığı hazırlık çalışmaları ve Cohen’in de bakanlıktan ayrılması nedenleri ile Mitchell’in Türkiye masasında daha aktif olacağı bekleniyor.

Mitchell, bakanlık çevrelerinde ve daha önceki düşünce kuruluşu mazisinda Rusya karşısında ‘şahin’ olarak biliniyor.

Bir Washington kaynağına göre Mitchell ‘’bir Rus şahini ve herşeyi işte bu açıdan görüyor. Gerek Avrupa gerekse diğer konularda Rusya’ya karşı daha sert bir tavır alınması’’ taraftarı.

Mitchell daha önce the Center fo European Policy Analysis isimli düşünce kuruluşu başkanı idi. Mitchell öncesinde de Dışişlerindeki o koltukta, Obama döneminde yine bir Rus karşıtı şahini olarak bilinen Victoria Nuland vardı. Mitchell’in düşünce kuruluşunun son yıllarda Putin karşıtı ve özellikle Rusya’nın ‘bilgi kirliliği propagandasına’ karşı yoğun şekilde yayın ve yazı yayınlladığı anlaşılıyor.

Son zamanlarda Putin ile Erdoğan’ın benzerlikleri üzerine yazılan yoğun yazılar ve konuşmaların ışığı altında, Mitchell’in Erdoğan yönetimindeki Türkiye’ye nasıl yaklaşacağı, Putin’e giderek artan oranda ambargo koymayı seçen ABD’nin Erdoğan’a karşı alacağın önlemlerin de ambargo yollu olup olmayacağı şimdilik bilinmiyor.

Bilinen, Türkiye’ye ambargo konması fikrine karşı çıkan Cohen’in gidişi sonrası Türkiye dosyasında daha çok söz sahibi olması beklenen Mitchell’in otokratik Putin’e karşı ‘şahin’ olması ve ambargoları bir yöntem olarak benimsemesi, hatta daha çok ambargo taraftarı olması. Bunun Kongre’den yükselen ‘Türkiye’ye ambargo konsun’ çağrılarına eklenip, eklenmeyeceği görülecek.