Kas 06 2017

İki farklı bakış açısından, başbakanın ABD ziyareti

Başbakan Binali Yıldırım 7-10 Kasım tarihleri arasında bir dizi görüşme için ABD’de olacak. Ziyaret sırasında Yıldırım, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile görüşecek.

İlişkilerin ABD-PYD yakınlığı, Fetullah Gülen’in iadesi, Reza Zarrab davası, Türkiye’de ABD konsolosluğu çalışanlarının tutuklanması ve Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füzeleri almak için anlaşma imzalaması gibi sebeplerle son derece gergin olan ABD-Türkiye ilişkisi açısından önemine yazarlar farklı açılardan bakıyor.

Sabah gazetesi yazarı Mehmet Barlas, Türkiye’nin dış siyasetindeki strateji eksikliğini eleştirirken; “Vize krizi devam ederken bu ziyaret doğru mu?” diye soruyor:

ABD ile mevcut ilişkilerimizin geleceğine dönük ne tür bir strateji oluşturduğumuzu da bilen yok. Acaba vize krizi hâlâ sürerken ve bu yolda ABD hiçbir olumlu adım atmamışken, Başbakan'ın bu ülkeye gitmesi doğru mudur? Üstelik Başbakan Yıldırım ABD'deyken, Başkan Trump Asya'da olacaktır. Bu nedenle Başbakan Yıldırım'ın muhatabı, hukuken hiçbir yetkisi olmayan Başkan Yardımcısı Pence olacaktır. Bu kişinin ne Fetullah Gülen'in iadesine ne de Halk Bankası'na yahut vize krizine dönük davanın geleceğine ilişkin bir yetkisi vardır. Kısacası strateji yokluğu sayısız durumun geleceğini askıda bırakır.

Habertürk’te yazan Soli Özel ise, Türkiye’nin cumhuriyet tarihinin en yalnız döneminden geçtiğini ve Türkiye-ABD ilişkilerinin karşılıklı güvenden yoksun olduğunu vurguluyor:

7 Kasım günü başlayacak ziyaret Türkiye-ABD ilişkilerinin dibe vurduğu bir dönemde gerçekleşiyor. Pew Araştırma şirketinin 37 ülkede yaptığı bir araştırmaya göre, Türklerin yüzde 79’unun ABD hakkında olumsuz görüşü var. Ürdün’den sonra ikinci sırada. Yüzde 72, ABD gücünü bir tehdit olarak algılıyor. Amerikan kamuoyu da Türkiye’yi giderek artan sertlikte bir dille otoriter bir yönetim olarak tanımlıyor. Ülkedeki akıllara durgunluk veren suçlamaların, tutuklamaların bu görüşün yerleşmesinde payı olduğuna kuşku yok.

Özel, Binali Yıldırım’ın ABD ziyaretinin “karşılıklı anlayışsızlıkla malul bir ilişkiyi bir nebze olsun normalleşme yoluna sokabilmesi ve diyalog kanallarını açması bile büyük bir başarı olacaktır” diyor.