PKK liderlerinin yakalanması için ABD’nin koyduğu ödül

PKK’nin üç lideri Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan’ın yakalanmasına yardımcı olanlara ABD’nin cazip ödüller vaat etmesi önemli bir gelişmedir.

Türk hükümeti adına yapılan açıklamada, karar olumlu bulunmakla birlikte çok gecikmiş olduğu belirtilmekte ve kandırma amaçlı olabileceği ima edilmektedir. Bu değerlendirme doğru olmakla birlikte Türkiye, çabalarını, ABD tarafından atılan bu adımdan nasıl en çok yararlanabileceği üzerinde yoğunlaştırmalıdır.  

ABD geçmişte PKK’yi terörist örgütler listesine almak suretiyle de bu örgütü bir ölçüde karşısına almıştı, ama bu kararından sonra da örgütle ilgisini çeşitli şekillerde devam ettirmişti. Şimdi attığı adım daha önemli sonuçlar verebilecek bir karar.

ABD makamları bu kararı alırken muhtemelen epey de zorlanmışlardır. Çünkü ABD yönetiminde PKK ile şu veya bu şekilde temasını sürdüren birçok yetkili de vardı. Ama sonunda yönetim o kararı aldı ve açıkladı. Bu noktaya gelebilmiş olmasının önemi göz ardı edilmemelidir.

Suriye’deki en güçlü Kürt siyasi partisi olan Demokratik Birlik Partisi (Partiya Yekîtiya Demokrat –PYD-)’nin Türkiye’deki Kürdistan İşçi Partisi (Partiya Karkerên Kurdistanê –PKK-) örgütünün Suriye’deki uzantısı olduğunu herkes biliyor. Bu bağın varlığı ABD kongresine sunulan bir istihbarat raporuyla resmi arşivlere de girdi.

Bu yılın ocak ayında Amerikan Merkezi İstihbarat Ajansı’nın (CIA) resmi internet sayfasında yapılan güncellemede, PYD/PKK Suriye’deki yabancı kaynaklı terör örgütleri arasında zikrediliyor ve PŞY’nin eski eşbaşkanı Salih Müslim’den PKK’nin Suriye kolunun lideri olarak bahsediliyordu.

Şubat ayında, ABD Ulusal İstihbarat Direktörü (National Intelligence Director) Daniel Coats Senato İstihbarat Komitesi’ne bir rapor sunmuştu. Coats, ‘ABD İstihbarat Topluluğunun Dünya Genelinde Tehditler Değerlendirmesi’ başlığını taşıyan bu raporunda PYD’nin askeri kanadı olan YPG’den, “PKK’nin Suriye’deki milis gücü” olarak bahsediyordu.

ABD’de düzenlenen akademik toplantılarda, üç aşağı beş yukarı, ayni tabirler kullanılmakta ve PKK ile YPG arasında sıkı bir bağın mevcut olduğuna değinilmektedir.

Bir yanda PKK ile PYD arasındaki bağ böyle açık biçimde dile getirilirken, öte yanda da ABD makamları, YPG’yi güvenilir bir müttefik olarak gördüklerini, PKK’yi ise bir terör örgütü olarak görmeye devam ettiklerini söylemeye devam etmişlerdir.

Bunun nedeni, ABD’nin terör örgütü olarak ilan ettiği PKK’nin Suriye’deki uzantısı PYD ile sıkı bir işbirliği yapıyor olmasının yarattığı ikilemdir. Veya Washington’un YPG ile işbirliği yapmaya verdiği önem nedeniyle PKK’nin nispî öneminin azalmış olmasıdır.

Nitekim bu yılın şubat ayında Brüksel’de NATO toplantısı sırasında, ABD Savunma Bakanı James Mattis, Türk Savunma Bakanı Nurettin Canikli’ye PYD’yi PKK’den ayırıp birbirleriyle savaştırmayı önerdiği yolunda haberler çıkmıştı. Canikli’nin de cevaben, bu öneriyi “rasyonel, mantıklı ve uygulanabilir” bulmadığı yazılmıştı.

Şimdi ise ABD, PKK liderlerini yakalatana ödül koymakla onu gözden çıkarmış gibi davranmaktadır. Bu tutum, Mattis’in Canikli’ye yaptığı öneriyle de uyumludur. Türkiye, haklı olarak, ABD’nin bu girişimde ne derece samimi olduğu konusunda tereddüt göstermektedir.

Ancak Ankara, ABD’yi samimiyetsizlikle itham etmek yerine, Washington’un bu konudaki samimiyetini ortaya koymasına yardımcı olsa, yani PKK liderlerinin yakalanması için ABD ile işbirliği yapsa kendi amaçlarına daha fazla hizmet etmiş olacaktır.

ABD, YPG ile IŞİD’e karşı mücadelede sıkı işbirliği yapmış ve bu işbirliği sırasında YPG, ABD’nin güvenini kazanmıştır. Bir ülkenin, herhangi bir örgüte neden güvendiğini sorgulamanın bir anlamı yoktur. ABD, Suriye’nin kuzey-doğusunda bir Kürt varlığı oluşmasını ulusal çıkarlarına uygun görmektedir.

O bölge Suriye topraklarının üçte birine tekabül etmektedir ve ülkenin petrol ve su kaynaklarının çok büyük kısmını barındırmaktadır. Eğer ABD bu bölgede dilediği gibi kullanabileceği güçlü bir Kürt varlığı oluşturabilirse, bununla Suriye’nin demokratikleşme sürecinde avantajlı bir konuma geleceğini hesaplamaktadır.

Bu projenin bir ayağı da İsrail’in güvenliğidir. Suriye’nin kuzeyinde şu veya bu şekilde bir Kürt varlığı oluşması İsrail’in –ve onun arkasında ABD yönetimindeki yeni-muhafazakârların (neocon’ların)- de işine gelir.

Ankara, haklı olarak, bu konuya kendi açısından bakmakta ve ABD’nin Türkiye gibi bir NATO müttefikini değil de, devlet-dışı bir aktör olan YPG’yi tercih etmesinden rahatsız olmaktadır. Ancak, bir devletin ulusal çıkarlarının nerede yattığını takdir etme yetkisini, hata yapsa dahi, o devletin makamlarına bırakmak gerekir.

Türkiye ABD’nin, kendi değerlendirmesini bir yana koymasını ve onun yerine Ankara’nın değerlendirmesini kabul etmesini beklemektedir. Bu beklentinin gerçekleşmesi zordur. ABD makamları YPG’yi güvenilir bir müttefik görüyorlarsa, Türkiye’nin bunu bir veri olarak kabul edip ona göre politika geliştirmesi uygun olur.

Abdullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirilmesi ABD sayesinde olmuştu. Sonrasında da Türk güvenlik ve istihbarat makamları Öcalan’ı İmralı adasında tutuklu olduğu hapishanede ziyaret ederek PKK lideri, Türk hükümeti ile birlikte, Kürt sorununa çözümler üreten bir şahıs konumuna yükseltilmişti.

Acaba ABD makamları, Karayılan, Bayık ve Kalkan’ı da yakalandıktan sonra Türk makamlarına teslim edip onları da Kürt müzakerelerin parçası haline getirmeyi hedefliyor olabilirler mi?

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.