Claire Sadar
Mar 21 2018

Pompeo ile Türkiye politikası değişecek mi?

ABD Başkanı Donald Trump'ın Salı sabahı Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ı görevden aldığını ve kendisini CIA Başkanı Mike Pompeo ile değiştirmeyi planladığını Twitter’dan ilan etmesi, Türkiye ile olan sallantılı ilişkilerin düzeltilmesi için Tillerson'ın sahneye çıkmasından birkaç hafta sonra gerçekleşti. Bu ziyaret Türkiye’de “ya tamam ya devam” ziyareti olarak tanımlanıyordu.

Tillerson’ın Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Ankara’da yaptığı görüşme, Suriye’de uyuşmayan Türk ve Amerikan politikaları ile ilgili kördüğümlerin çözülmesi için çalışma gruplarının oluşturulması ile sonuçlandı.

Özellikle tercüman ve not alan bir kişi olmaksızın, Tillerson’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile yaptığı görüşme, en azından diplomatik ilişkilerdeki sürekli düşüşü geçici olarak durdurdu. Fakat, şu anda hem Tillerson’ın gidişi hem de Pompeo’nun bu göreve atanması, söz konusu ilişkilerin gelecekteki istikameti hakkında önemli sorular ortaya atıyor.

Görüşme sırasında Tillerson’ın yanında başka hiçbir Amerikalı yetkilinin bulunmaması, görüşmede tam olarak ne konuşulduğuna ve varsa iki tarafın ne üzerinde anlaştığına şahitlik edebilecek mevcut yönetimden hiçbir kimsenin olmadığı anlamına geliyor.

Tillerson’ın yerine geçmesi beklenen kişi, Türk-Amerikan ilişkilerinin düzeltilmesi için kesinlikle ideal bir aday değil. Her ne kadar kendisi bu suçlamayı inkar etse de, Pompeo İslamofobik olarak yaftalandı ve göreve gelmeden önce yaptığı açık yorumlarda kendisinin Türk Hükümeti’nin hayranı olmadigini gösterdi!

Atamasının ilan edilmesinden sonra, Pompeo'nun Türkiye'deki darbe teşebbüsü sırasında attığı, ancak şu anda silinmiş olan tweet’inin ekran görüntüleri dolaşıma sokuldu. Pompeo söz konusu tweet'de, hem Türk hem de İran Hükümeti’ni “totaliter İslamcı diktatörlük” olarak niteliyordu.

Şu ana kadar, Türk Hükümet yetkililerinin Pompeo’nun adaylığına tepkisi ölçülü. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakanı Yıldırım ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Çarşamba günü Trump kabinesindeki değişiklikler ile ilgili açıklamalar yaptı.

Erdoğan, Suriye'deki Amerikan müdahalesi ve oradaki Kürt YPG militanlarına destek verilmesi konusunda Tillerson'ı fırçaladığını ve buna karşılık Tillerson'ın “söyleyecek bir şeyinin” olmaması konusunda övündü. Türkiye YPG'yi terörist bir grup olarak görüyor.

Bu arada Başbakan Yıldırım gazetecilere “Kim gelirse gelsin, Türkiye'nin tavrı açık. Yeni dışişleri bakanının Türkiye hakkında ne düşündüğü bizim için çok önemli değil” diyerek Pompeo’nun Türk Hükümeti ile ilgili önceki yorumlarına cevap vermekten kaçındı. Çavuşoğlu, Moskova'da gazetecilere verdiği demeçte, “(Dışişleri bakanının seçimi ile ilgili) Bu konuda yorum yapmak istemiyoruz, ancak bakan kim olursa olsun, önce bize nasıl davranacaklarını, nasıl yaklaşacaklarını ve saygı duymayı öğrenmeleri gerekir” dediğinde, kimsenin konuşmak istemediği bu mevzuda açık bir imada bulundu.

Freedom House örgütünün “Nations in Transit” projesi direktörü Nate Schenkkan, Pompeo’nun önceki ifadelerinin, en azından başlangıçta, Türk Hükümeti tarafından muhtemelen önemsiz gösterileceğini söylüyor. Schenkkan Ahval’e yaptığı açıklamada, "Her iki tarafın da, mümkün olduğunca bu şeyleri halı altına süpürmeye teşvik eden risk altındaki çıkarları var ve yeni bir başlangıç ilan etmek ve yapmaya çalışmak için üstteki bir değişim gibi fırsat çıkmaz" dedi.

Türk Hükümeti tarafındaki bu tür bir unutkanlık için Trump'ın kendisi tam bir emsal. Seçim kampanyasındaki meşhur Müslüman karşıtı beyanlarına ve Müslümanların çoğunlukta olduğu belli ülke vatandaşlarının ABD’ye göç ve seyahat etmesini yasaklayan kararnamelerine rağmen Türk Hükümeti, özellikle görev periyodunun ilk aylarında Trump’ın başkan oluşuna olumlu bakıyordu.

Trump’ın göreve başlamasından hemen önce Erdoğan, ABD’deki yönetim değişikliğini, YPG'nin desteklenmesi gibi Obama yönetimi ile uzlaşmayı engelleyen önemli meselelere yönelik politikaların değiştirilmesi için Türkiye’nin ABD’ye baskı yapması fırsatı olarak niteliyordu.

Bununla birlikte Türkiye, Trump yönetimi politikasını beklediğinden daha az esnek bulduğu için hayal kırıklığına uğradı ve Tillerson'dan Pompeo'ya geçiş benzer sonuçlara veya tam tersine yol açabilir. Brookings Institution'dan Robert Bosch'un kıdemli üyesi Amanda Sloat Ahval'e yaptığı açıklamada “Pompeo'nun Türkiye yönelik farklı bir yaklaşım benimseyip benimsemeyeceğini söylemek için çok erken” diyor ve ekliyor:

“Bununla birlikte, Amerikan politikasının yönünün önemli ölçüde değişmesini beklemem.”

Sloat, Tillerson'ın Ankara görüşmesinden sonra devreye soktuğu çalışma gruplarının, geçmişte birçok bakanlığının ciddi siyasi sorunları ele almak için kullandıkları bir yöntem olduğunu ve bu özel grupların yeni yönetim altında devam etmemesi için herhangi bir nedenin olmadığı söylüyor.

Tillerson'ın görüşmeleri esnasında herhangi bir ilerleme kaydetmediği, ancak ABD için önemli olan bir diğer konu ise Türkiye’nin biri Amerikan ile ucu Amerikan-Türk vatandaşı konsolosluk görevlisini soruşturması ve tutuklaması. Amerikan vatandaşı olan ve onlarca yıldır Türkiye’de yaşayan papaz Andrew Brunson, “terör örgütü üyesi ve yöneticisi olmak” ile suçlanıyor.

Duruşma öncesinde, bir buçuk yıldır tutuklu bulunuyor. Erdoğan, Türk Hükümeti’nin 2016 yılındaki darbe girişimi emrini vermekle suçladığı ve 1999 yılından beri Pensilvanya’da yaşayan bir Türk dini lideri olan Fethullah Gülen'in iadesi karşılığında Brunson'ı takas etmeye istekli olduğunu söylüyor. Türkiye böyle bir takasın yeni bir dışişleri bakanı yönetiminde mümkün olmasını bekliyor olabilir.

Bununla birlikte, hemen hemen kesinlikle hayal kırıklığı olacak. Sloat Ahval’e “Pompeo yönetiminde, Brunson ve Gülen meselelerine ilişkin Amerikan politikasının değişmeyeceğini” söylüyor ve ekliyor:

“Yürütme organı Brunson’ın serbest bırakılmasını savunmaya devam edecek, ancak Türkiye’nin Gülen’in iadesi talebine yönelik mevzular Adalet Bakanlığı tarafından ele alınacak. Çünkü, bu Türk Hükümeti’nin geçerli sebepler ileri sürmek için yeterli kanıt sunup sunmadığına ilişkin yasal bir konu.”

Türkiye'nin söylediği yeterli kanıt sunduğu, ancak Bipartisan Policy Center’dan kıdemli politika analisti Nick Danforth'a göre “Gülen'in Türkiye'ye iade edilmeyeceği ve edilmemesi gerektiği gittikçe belirginleşiyor.” Danforth Ahval’a “Brunson davası, ilişkilerin geleceğine karar verilmesinde en nihayetinde Türk politikasının belirleyici olacağını hatırlatmaya yarıyor.” dedi. En azından, politika ve Türkiye ile ilişkiler konusunda, Trump yönetiminde ne kadar çok şeyin değişmesi, o kadar şeyin aynı kalması muhtemel.