Claire Sadar
Haz 11 2018

Türk lobicilerinin Washington'daki Pence ilgisi -2-

Bu makale, ABD’deki Türk ve Türk-Amerikan lobicilik faaliyetlerini inceleyen bir dizinin ikincisi. İlk makale, Türk hükümetinin ve Gülen cemaatinin, Trump yönetimi ile irtibatlı lobicilerle nasıl bağlantı kurduğunu ele almıştı.

Hem hükümet yanlısı hem de Gülenci gruplar tarafından yürütülen lobicilik faaliyetleri için Trump yönetiminin bir üyesi özellikle hedef olarak seçildi: Başkan Yardımcısı Pence.

Amacınız mevcut yönetimin siyasi istikametini etkilemekse, Başkan Yardımcısı Mike Pence açık bir hedeftir. Politico’dan Tim Alberta'ya göre, kaotik bir Beyaz Saray'da “Pence yönetimin en etkili ve güven verici temsilcisi.”

Pence büyük ihtimalle yönetimin benimsediği politikalar ve tutumlar konusunda da önemli bir güce sahip. Eski Cumhuriyetçi başkan adayı John Kasich'in bir danışmanı New York Times'a verdiği demeçte, seçim ekibine katılmayı kabul etmesi hâlinde Trump’ın kendisini “tarihteki en güçlü başkan yardımcısı” yapmayı teklif ettiğini söyledi.

Newt Gingrich, Newyorker’dan Jane Mayer’e verdiği röportajda “Trump, özel kalem müdürü John Kelly ve Pence’in yönetimdeki en güçlü 3 figürün olduğunu ve Pence’in Trump’ın kovamayacağı tek kabine üyesi olması nedeniyle avantajlı olduğunu” söyledi.

Saint Louis Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’nde Profesör olan ve başkan yardımcılığı kurumu konusundan uzman olan Joel K. Goldstein Ahval’e verdiği demeçte “Walter Mondale ile başlayan başkan yardımcılığı müessesinin Beyaz Saray’ın karar alma süreçlerinin önemli bir parçası olduğunu ve bu yüzden lobicilerin de aralarında bulunduğu Amerikan politikalarını etkilemek isteyen kişilerin hedefi hâline geldiğini” söylüyor ve devam ediyor:

“Trump yönetiminin bazı yönleri, başkan yardımcısını diğer ülkelerin çıkarlarını temsil eden lobicilerin özel hedefi hâline getirebilir. Genel olarak Trump yönetimi, son dönemdeki diğer yönetimlere nazaran lobicilere karşı daha anlayışlı.”

Ayrıca Goldstein, Pence’in önceki hükümet deneyiminin bu yönetim için bir kazanç olduğunu da ifade ediyor. Daha önemlisi başkan yardımcısını etkilemek isteyenler için, Pence’in önceki hükümet tecrübesi, şu anda lobici olarak çalışan Pense’in eski danışmanları ve personeli olduğu anlamına da geliyor.

Pence Indiana valisi iken, Bill Smith kendisinin özel kalem müdürüydü. Smith bir lobi kuruluşu olan ve Haziran 2017’den beri Washington Diplomasi Grubu (eski adı Washington Strategy, LLC) adına lobicilik yapan Sexton’s Creek'i kurdu.

Washington Diplomasi Grubu tarafından 2017 ve 2018 yıllarında verilen beyanlara göre, uluslararası insan hakları konusunda başkan yardımcısının ofisinde lobi yapması için Sexton’s Creek'e 119.000 ABD Doları ödendi.

Smith'in, Gülen cemaatini doğrudan savunan 2 kuruluştan birisi olan Washington Diplomasi Grubu adına başkan yardımcısının ofisinde bir temas noktası olup olmadığı sorulduğunda, Washington Diplomasi Grubu'nun yönetici ortağı Bilal Ekşili şunları söyledi:

“Sexton’s Creek, Erdoğan’ın suiistimallerine dikkat çekme amacı doğrultusunda Washington’da bize yardımcı oluyor”.

Bill Smith ise Ahval’in yorum talebine cevap vermedi.

Türk hükümetinin üyeleriyle yaptığı resmi toplantılara ilave olarak, Pence ayrıca Türk asıllı Amerikan kuruluşları sayesinde de Türk hükümetinin meselelere yönelik bakış açısını duyuyor. Hükümet yanlısı bir bakış açısından Pence’e lobi yapan kuruluş basit bir lobicilik grubu değil.

Turkish Heritage Organization (THO), internet sitesine göre “Uluslararası toplumda Türkiye'nin rolünü tartışmayı ve diyaloğu teşvik eden bağımsız, tarafsız, kâr amacı gütmeyen 501 (c)(3)’e tabi (Kâr amacı gütmeyen kuruluşlara vergi muafiyeti getiren bir Amerikan yasası) bir kuruluş.”

ABD’deki Türk lobicilik faaliyetleri ile ilgili yorum talep edildiğinde THO’nun başkanı Ali Çınar, “kendisinin lobici olmadığını ve herhangi bir hükümet için lobi faaliyeti yürütmediğini, kuruluşunun faaliyetlerinin web sitesinde belirtilen Türk ve Türk asıllı Amerikalı işadamları tarafından finanse edildiğini, bu faaliyetlerin avukatları tarafından dikkatlice izlendiğini ve onaylandığını ve Milli Gelirler Dairesi (ABD Vergi Dairesi) ve diğer yasal kuruluşlar tarafından belgelendirildiğini” söyledi.

Bununla birlikte, söz konusu kuruluş resmi olarak Türk hükümeti ile irtibatlı olmasa bile şüphesiz hükümet yanlısı bir bakış açısına sahip. Kuruluş aynı zamanda üst düzey lobi faaliyetleri ile de meşgul. THO yönetimi, sadece bu yılın ilk üç ayında düzinelerce kongre üyesi ile görüştü.

Pence ayrıca Çınar ile Nisan ayında New York'taki bir yuvarlak masa toplantısında bir araya geldi. Hükümet yanlısı Türk gazetesi Sabah, Çınar’ın toplantıda “Türk-Amerikan toplumunu temsil ettiğini” ve THO’nun “Türk-Amerikan ilişkileri konusunda yoğun bir şekilde çalıştığını” haberleştirdi.

THO’nun Pence ile bağlantısı, yabancı hükümet lobicilik faaliyetlerinin nelerden meydana geldiği ve kimlerin lobici olarak kabul edileceği tartışmalarını gündeme getiriyor.

Faaliyetlerini tanıtmak veya THO gibi başka bir isimle lobicilik yapan kuruluşlar için yabancı hükümetler adına çalışan lobicilerin başarısızlığı, Flynn olayı gibi, nadir veya Türkiye'ye özgü bir durum değil.

Bağımsız ve tarafsız bir gözetleme örgütü olan Hükümet Gözetimi Projesi'nden (Project on Government Oversight-POGO) Lydia Dennett Ahval'a verdiği demeçte şunları söyledi:

“Yakın zamana kadar, yabancı hükümetler adına çalışan lobiciler çoğunlukla Amerikan vatandaşlarının radar irtifasının altında uçtu ve hatta bazıları Kongre veya yürütme organı içinde. 1940'larda (Yabancı Ülke Lobicilerini Kayıt Ettirme Yasası’nın yeni olduğu zamanlarda) iyi çalışan standartlar günümüzde işe yaramıyor ve yasanın kifayetli bir şekilde uygulanması ihtiyacının yanı sıra güncellenmesine de şiddetle ihtiyaç var.”

Flynn'in başını derde sokan Yabancı Ülke Lobicilerini Kayıt Ettirme Yasası’nın (the Foreign Agents Registration Act) uygulanması gerekliliği önemli bir sorun. Dennett, “2014'teki bir POGO araştırmasının, bunun yaygın bir sorun olduğunu ve bazı temsilcilerin Adalet Bakanlığından herhangi bir resmi ikaz olmaksızın beyan formları konusunda yasaları ihlal ettiklerini açıkça kabul ettiklerini ortaya çıkardığını” söylüyor.

Bu, Adalet Bakanlığı'nın yabancı ülkeler adına lobicilik yapanların gönüllüce kurallara riayet etmesine güvenmesi gerçeği ile birleşiyor. Denneth “Bundan başka farklı ülkelerin, hedeflerine ulaşmak için tümüyle farklı stratejilerle birlikte gelen çok farklı önceliklere sahip olmasından dolayı, neleri bilmediğimizi bilmiyoruz. Başka bir deyişle kimlerin radar altında uçabildiğini ve ne yaptıklarını tam olarak bilmek inanılmaz derecede zor” diyor.

Gülen cemaati ile Türk hükümeti arasındaki ayrılık, her iki grubun lobicilik önceliklerinde ve stratejilerinde önemli değişimlere yol açtı, sadece Gülen’in iadesi konusunda değil.

Bir sonraki yazı, lobicilik söylemini ve hem Gülen cemaati hem de Türk hükümetinin taktiklerini kapsayacak ve her iki tarafın da Amerikan siyaseti ya da politikacıları üzerinde bir etkiye sahip olup olmadığını ele alacak.