Eyl 13 2018

Türkiye-Amerika ittifakı nasıl kurtarılır?

On yıllardır süren işbirliğinin ardından, ABD ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ittifak kopma raddesine geldi.

Suriye ile ilgili görüş ayrılıkları, Türkiye Cumhurbaşkan Tayyip Erdoğan’ın her geçen gün biraz daha artan otoriteryenizmi ve Türkiye’nin Amerika’nın ısrarlı itirazlarına rağmen Rusya’dan S-400 uçaksavar füze sistemlerini satın alma kararı gibi meseleler,  bu bir zamanlar son derece verimli bir şekilde yürüyen ilişkiyi zehirlediler. Geçtiğimiz ay Trump yönetimi, Amerikalı Rahip Adrew Brunson’un ev hapsinin sürmesi nedeniyle yaptırımlar uygulamaya başladıktan bir kaç gün sonra da Türkiye’den ithal edilen demir, çelik ve aluminyumdaki gümrük vergilerini artırdı. Geçen ay Cato Enstitüsü Üst Düzey Araştırmacısı Doug Bandow, National Interest dergisinde y Matthew Reisener imzasıyla yayımlanan bir makalede, artık Amerika-Turkiye ittifakını gömme vaktinin geldiği tezini savundu.

Amerika’nın Türkiye ile ilişkileri son zamanlarda gerilmiş olsa da, kurtarılmaları imkansız değil. Erdoğan’ın kazandığı son seçim zaferi, Türkiye ekonomisinin kırılganlığı ve IŞİD’e karşı mücadeleye Amerikanın katılımının giderek daha az gerekli hale gelmesi gibi unsurlar, her iki tarafa da aralarındaki ilişkiyi daha fazla bozulmdan tamir edebilmeleri için gerçek bir fırsat sunuyorlar. 

Türkiye’nin ABD ile uzun ve verimli ilişkileri, şu andakinden çok ciddi bir krizi atlatabilmişlerdi. Türkiye Amerika ortaklığı 1975 yılında, Amerika’nın Türkiye’nin Kıbrıs’ı işgal etmesine tepki olarak koyduğu silah ambargosu nedeniyle ciddi bir şekilde sınanmış, Türkiye de buna mukabil, Amerika’nın Türkiye’deki askeri üslerinin neredeyse tamamına erişimini engellemişti. Üç yıl boyunca süren yüksek gerilim, Türkiye ile ittifakın faydalarının, bozulmuş diplomatik ilişkileri düzeltmek için dürüst bir çaba göstermeye değecek kadar esaslı olduğunu farkeden Carter yönetiminin ambargoyu kaldırmasıyla son bulmuştu. 

Aradan kırk sene geçtikten sonra Türkiye ile Amerika yeniden karşı karşı gelmiş durumdalar. Türkiye uzun süreden beri Ortadoğudaki demokrasi ve laiklik kalesi olarak görülürdü, ancak Erdoğan’ın hakimiyeti altında giderek daha otoriterleşti, yürütme yetkilerini tek elde toplayan, sivil toplumu zayıflatan ve gazetecileri, aktivistleri ve Erdoğan muhaliflerini hedef alan bir ülkeye dönüştü. Türkiye ayrıca, Amerika’yı Pensilvanya’da yaşayan Fethullah Gülen’i iade etmeye zorlayabileceğini düşünerek, çok sayıda Amerikalıyı da tutukladı ki yukarıda adı anılan Andrew Brunson da bunlardan biri. 

Ancak iki müttefik arasındaki en önemli görüş ayrılığı muhtemelen Suriye konusunda yaşanan. Amerika, İŞID ile mücadelesinde Suriye’li Kürtlerden müteşekkil bir milis gücü olan Halkın Korunma Birimleri’ni (YPG) hem silahlandırdı, hem de destekledi. YPG IŞİD’e karşı son derece değerli bir kara gücüydü, ancak Kürdistan İşçi Partisi ile sahip olduğu iddia edilen bağı, Türkiye’nin, güney sınırlarında Kürt yanlısı bir askeri gücün varlığı ile ilgili korkularını tetikledi. Türkiye Amerika’nın Kürtlere verdiği desteği, Suriye’de özerk bir Kürt bölgesinin kurulmasına verilmiş bir destek olarak görüyor ve bunun Türkiye’nin toprak bütünlüğüne ve Kürtler üzerindeki hakimiyetine bir tehdit oluşturduğunu düşünüyor. Amerika ise Türkiye’nin YPG’ye karşı giriştiği saldırıların IŞİD’e karşı mücadeleye zarar verdiğini düşünüyor. 

Türkiye’nin Amerikan dış politikasında sinir bozucu bir rol oynadığı kesin ama çok önemli bir askeri müttefik olmayı sürdürüyor. Türkiye, NATO ülkeleri içinde en büyük ikinci orduya sahip, ayrıca NATO’nun kara güçlerine ve NATO’nun  füze erken uyarı sisteminin kritik önemdeki bileşenlerine ev sahipliği yapıyor. Ayrıca Amerika’nın İncirlik Hava üssünde sürekli bir askeri varlığı var ki. IŞİD’e karşı mücadelede sık sık kullanılan bu üste, Amerika’nın taktik nükleer silahları da bulunuyor. İncirlik, Amerika’nın Ortadoğu’da askeri varlık göstermesine ve bölgedeki müttefiklerine koruma sağlamasına da olanak sağlayan bir üs. Türkiyenin artan otoriterleşmesi elbette önemli bir endişe kaynağı, ancak Amerika’nın Suudi Arabistan, Mısır ve Bahreynle ortaklıkları, Amerika’nın söylene söylene de olsa, bu tür ittifakları sürdürebildiğini gösteriyor. Türkiye’nin askeri gücü ve Avrupa ile Asya arasındaki stratejik konumu da onu Amerika’nın ve NATO’nun savunma stratejilerinin önemli bir parçası olarak konumlandırıyor. 

Ayrıca Amerika’nın Türkiye’den boşanması, muhtemelen Rusya ile Türkiye arasında filizlenmeye başlamış dostluğu da güçlendirecektir. Sonuç itibariyle Rusya NATO’nun doğu Avrupa’daki gücünü ve etkisini azaltmaya çalışırken, Ortadoğu’daki Rus varlığını ve etkisini muhafaza etmeye çalışıyor. Rusya, Türkiye’nin güvenliğinin ana garantörü olarak Amerika’nın yerini almasının bu hedeflere ulaşmakta ona çok yardımcı olacağını iyi biliyor. 

Yine de Amerika ile ilişkilerini düzeltmek Türkiye’nin çıkarına. Türkiye’nin ekonomisi çökme eşiğine gelmiş durumda ve ticaretinin üçte ikisi Batı ülkeleriyle olduğundan, şimdi Türkiye’nin NATO ortaklarıyla ilişkilerinde daha fazla zemin kaybetmenin zamanı değil. Erdoğan’ın Trump’un artırdığı gümrük vergileri karşısındaki dik duruşu, Suriye ve Kürtlerle ilgili ihtilafların onun açısından hali hazırda Türk ekonomisini koruma kaygılarından daha önemli olduğunu gösteriyor. Ancak ekonomik krizden, kısmen Erdoğan’ın dar görüşlü politikalarının sorumlu olduğu göz önüne alınırsa, Türk halkının gözünde itibar kaybetme tehditini bertaraf edebilecek, karşılıklı fayda sağlayan bir seçenek sunulduğu takdirde, Erdoğan
Batıyla ilişkilerini uçurumun kıyısından geri çevirmek isteyebilir. 

Erdoğan’ın bu yola doğru sevketmek için atılması gereken ilk adım, 2017 yılından beri boş olan Türkiye’ye büyükelçiliğine bir atama yapmak olmalı. 

Amerika ayrıca Kürt ve Suriye meselelerini de ele almalı, zira Türkiye ile bozulan ilişkilerin ana sebebi bu. Suriye’deki IŞİD halifeliğinin yok edilmesi, Türkiye ve Amerika’ya YPG ile ilişkilerini yeni baştan müzakere etme fırsatı sunuyor. Amerika Suriye’deki Kürt gruplarla diyalog kurmaya ve işbirliği yapmaya devam etmek zorunda olsa da, YPG’ye verilmiş silahların geri toplanması sürecini hızlandırmalı. Ayrıca Amerika bu grubu sunduğu desteği, grubun PKK ile ilişkilerini kesmesi koşuluna bağlamalı. Ayrıca Washington Suriye’den PKK örgütüne para ve silah akışını engellemeye yardımcı olmak amacıyla, Türkiye ile halen sürdürmek olduğu istihbarat paylaşımı işbirliğini, derinleştirmeyi de teklif edebilir. Kısaca, Amerika’nın Suriye’deki Kürtlere verdiği desteğin, bağımsız bir Kürdistan’a veya PKK/YPG ittifakına verilmiş olmadığını göstermeli.

Amerika Türkiye’ye bağlılığını, Ankara ile PKK arasında 2015 yılında, Türkiye’nin Suriye’ye müdahil olması nedeniyle kesilen barış müzakerelerinin yeniden başlamasına olanak sağlayarak da gösterebilir. Erdoğan PKK’ya karşı yürütülen mücadeleyi, bu yaz yapılan seçimleri kazanmak amacıyla, halk desteğini seferber etmek için etkin bir şekilde kullanmış olsa da, seçim sonrası ortamda, Amerika’nın PKK örgütüne ateşkes ilan etmesi için baskı yaptığını görürse, daha uyumlu bir tepki verebilir. PKK ile yapılacak barış müzakereleri  uzun, zor ve başarı garantisi olmayan bir süreç olacaktır, ancak Amerika’nın bu süreçte Türkiye’nin yanında yer alacağını göstermek, sürecin ilerleme ihtimalini artıracaktır. 

https://nationalinterest.org/print/feature/heres-how-save-us-turkey-alliance-31152