ilhan Tanir
Şub 07 2018

Washington-Ankara Hattı'ndaki ilişkilerin zorlu dönemeci

Salı günü ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Heather Nauert basın toplantısına Türkiye’ye sert çağrılar yaparak ve Uluslararası Af Örgütünün Türkiye Direktörü Taner Kılıç’ın yeniden tutuklanması ile ilgili yaşadıkları ‘derin rahatsızlığı’ dile getirerek başladı.

Washington’da Türkiye-ABD ilişkilerini yakından izleyen uzmanlar, şu anki Trump yönetiminin Ankara’nın Afrin ve Münbiç hakkında söyledikleri ve attıkları adımlara karşı tam olarak bir strateji geliştirip, geliştirmediği yönünde ise bazı ciddi şüphelere sahipler. Bir diğer ifadeyle ABD’nin Türkiye’yi neye ve nasıl ikna edeceği hakkında tam bir stratejiye sahip olup, olmadığı konusunda şüpheleri olan çok.

İlk olarak, önümüzdeki hafta yapılacağı Türk diplomatik kaynaklarınca ifade edilen ama halen Beyaz Saray ve ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından teyit edilmeyen Dışişleri Bakanı Tillerson ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster’in Türkiye’ye gidişleri gerçekleşirse, Afrin’den çok Münbiç’in gündemin birinci sırasında yer alacağı tahmin edebilir.

Tillerson’ın bölge ziyaretinde Ürdün, Kuveyt, Mısır ve Lübnan’a da uğrayacağı, bunlar arasında Türkiye’nin de olduğu tahmin ediliyor. Lübnan medyası gezinin kendi ülkeleri ile olan ilgisini teyit ettiler. McMaster’in ise Münih ziyaretinin kesinleştiği, Münih’ten önce veya sonra Ankara’ya geleceği tahminleri yapılıyor. Her ne kadar Washington teyit etmese de, Ankara’da konuşan Sözcü İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ziyaretlerin kesinleştiği yönünde açıklamalar yapıyorlar.

Gerçi Tillerson’ın Trump yönetiminde çok etkili bir aktör olmadığı konusunu bilmeyen yok gibi. Tillerson’ın en son Katar ve Körfez ülkeleri arasında bir arabulucuk girişiminin Beyaz Saray’da, Başkan Trump ve damadı Kushner tarafından nasıl da üst üste ezildiğini herkes biliyor.

Diğer taraftan McMaster ise geçtiğimiz ay bir İngiliz düşünce kuruluşunun Washington’da yaptığı toplantıda AKP hükümetinin bölgede rolünün değiştiğini ve radikal ideolojiyi fonlayan aktörlerden biri haline geldiğini ifade ettiğini hatırlıyoruz. Şu anki Beyaz Saray'da İslamcı ve Müslüman Kardeşler ideolojine olan ciddi bir alerjiden hiç şüphesiz Erdoğan'ın ekibi de nasibini alıyor.

McMaster daha bir ay önce bu tür açıklamalar yaptıktan sonra şimdi Ankara’ya gidip Ankara ve Washington’ın stratejik ortak olduğunu mu anlatacak?

Çarşamba sabahi ise Amerikalıların Irak ve Suriye’deki IŞİD karşıtı Koalisyon güçlerinin en tepesindeki komutanı Paul E. Funk’ın bir delegasyon ile Münbiç’e girdiğini ve burada bir kez daha Amerikalı güçlerin buradan ayrılmayacağı sözü verdiği basına yansıdı.

Amerikan Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Joseph Votel ve ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri de Münbiç’ten ayrılmayı düşünmediklerini daha önceden de ifade etmişlerdi. Bu şekilde, Türkiye ve ABD öncelikle Münbiç konusunda başta olmak üzere, Kuzey Suriye’deki Kürtler konusunda tamamen zıt köşelerde olduğunu göstermiş oldular.

ABD, belki de bu hafta Türkiye’ye son bir kez ABD ile Türkiye’nin aslında aynı ekipte olduğunu hatırlatmaya çalışacak.

Suriye’de kalmaya karar verdiğini önceki haftalarda Dışişleri Bakanı Tillerson tarafından ABD yönetimi adına açıklayan Washington, Suriye’de Kürtlerden başka bir müttefiği olmadığını ve bu ortağın Rusya ile özellikle İran’ın ülkedeki etkisini kırmak için hayati olduğunu Ankara’ya anlatmak çalışabilir.

Ama daha hafta başında Erdoğan’ın ABD’yi Suriye’de Türkiye, Rusya ve İran aleyhine hesaplar olmakla suçladığını hatırladığımızda, Erdoğan’ın çoktan ABD’nin karşısındaki ekibe geçtiği kararını verdiği de düşünebilir.

Afrin operasyonu ise bir başka muamma.

Operasyonun 3. haftasına girildi ve Türkiye’nin komşusu olan ve hemen bütün yönlerden kuşatılan bölgede halen çok az bir ilerleme kaydedilebildi. Türk ordusundan 20 civarında hayatını kaybeden asker bulunurken, düzinelerce yaralı bulunuyor. Suriye Gözlemevine göre Afrin’de Türk hava ve kara saldırılarından ötürü 100’e yakın sivil hayatını kaybetti.

Türk hava kuvvetleri dört gündür Afrin’e hava saldırısı yapamazken, Afrin içindeki ilerleme oldukça sınırlı olmaya devam ediyor. Yani bir anlamda ABD’nin ‘genişliği sınırlı olsun’ talebinin şimdiye kadar yerine getirildiği söylenebilir. Ama bu savaşın daha ne kadar uzayacağı ve uzadıkça uluslararası kamuoyunun baskısının artacağını tahmin etmek güç.

PR savaşında ise Türkiye ağır yaralar almaya devam ediyor.

Hergün yayınlanan uluslararası haberlerde Türkiye, IŞİD ile savaşmış, ABD ve Batı’nın müttefiği ve Suriye iç savaşından en az yara ile kurtulmuş, birçok göçmeni barındıran Afrin’in Kürt kuvvetlerinin Türk askerlerinin ve cihadçı ortaklarının saldırısı altında olduğunu haberleştiriyor.

Türkiye’nin ABD’deki Büyükelçisi Serdar Kılıç’ın geçtiğimiz hafta Amerikan Kamu televizyonu olarak bilinen PBS’de çıktığı mülakatta, sunucunun ısrarla Türk ve ABD güçlerinin çatışma ihtimalini sorması dahi ülkeler arasındaki gerginliği gösteriyor.

Doğrudan ABD ve Türk güçleri çatışmasa da, iki ülkenin desteklediği güçlerin çatışması ihtimali bugün her zamankinden daha yüksek.

Avrupa ülkelerinin her biri, Fransa’dan Hollanda’ya, İsveç’ten Almanya’ya Türkiye’yi eleştirmeye devam ediyorlar.

Afrin operasyonunun üçüncü haftası bitirken, Fırat Kalkanı’nın 7, 8 ay sürdüğünü ve nihayette 70 civarında askerin hayatına mal olsa da, Erdoğan hükümetinin istediğini aldığını hatırlatmakta yarar var.

Bu kez ise Türk güçlerinin karşısında kendisine olumlu bakan Sunni, Arap bir çevre değil tamamen alerjisi olan ve teslim olmaya gönüllü olmayacak bir Kürt direnci var. Ondan dolayı Fırat Kalkanı bölgesinde gerila savaşı ile karşılaşmamış olan Türk güçlerinin bu kez daha düşmanca bir dirençle karşılacağını, Afrin’de şimdiye kadar zorlu gitmiş harekatının bundan sonra daha çetin devam edeceğini tahmin etmek gerekebilir.

ABD Kongresindeki Suriye toplantısında ise Türkiye hakkında Amerikan Kongre üyelerinden gelen yorumlar göz açıcı oldu. Önümüzdeki aylarda Ermeni Soykırımı hakkındaki önergenin önünde duracak pek kimse yok zira Türk hükümeti, Erdoğan isminin artık Kongre'de pek dostu kalmadı.