Yeni Bakan Pompeo, tutuklu Rahip Brunson’la aynı kiliseden

ABD-Türkiye orta çalışma grubunun 8-9 Mart tarihlerindeki teknik düzeyde toplantısının hemen ardından Başkan Trump, Rex Tillerson'u görevden aldı ve Kansas eski kongre üyesi ve şu anki CIA Direktörü Mike Pompeo'yu dışişleri bakanı olarak atadı. Bu değişikliğin Türkiye ve ABD arasındaki gergin ilişkileri iyileştirme çabaları üzerinde ne gibi bir etkisi olabilir?

Pompeo, çalışma grubunda radikal değişiklikler yapacak mı? Daha da önemlisi, Tillerson’un ayrılırken müttefiklere yaptığı göndermeler, görevden alınmasını ve Trump’ın uzun vadeli ittifaklara ve ortaklıklara pek önem vermemesinden duyduğu endişeyi gösteriyor mu? Özetle, Pompeo'dan neler bekleyebiliriz?

Çalışma Grubu muhtemelen devam edecek. Dışişleri Bakanlığı liderliğindeki değişiklik aniden ortaya çıkmasına ve yakışıksız bir şekilde yapılmasına rağmen, yakın zamanda kurulan çalışma grubunun öngörülebilir bir gelecekte (orta düzey diplomatlarla) çalışmaya devam etmesi muhtemel görünüyor.

Alt kadroların çalışmalarını onaylamak için daha üst düzey toplantılar, personel değişikliklerine uyum sağlamak için ertelenebilir, ancak bu, çalışma düzeyinde toplantıların devam etmesini engellemez-istişarelerin sona erdirilmesi tarafların menfaatlerine uygun olmaz.

Bununla birlikte, önemli konulardaki resmi anlaşmalar üst düzey yetkililer arasında mutabakat gerektirecektir. ABD, Pompeo birkaç hafta veya daha uzun sürecek onay sürecinden geçerken ABD adına konuşmaya yetkili Türk delegasyonunu hızla belirlemelidir. Bu süreçte, her iki taraf da artırılmış diyaloğu sürdürmeli ve aralarındaki gerilimleri hafifletmek için kamuoyuna yönelik kışkırtıcı söylemlerden kaçınmalıdır.

Tillerson müttefiklere değer verdi; Pompeo ve Trump bunu yapar mı? Ayrılış notunda Tillerson, ABD’nin müttefiklere olan ihtiyacı konusuna birkaç kez değindi. ABD politikasının gerekli bir bileşeni olarak eski ittifakları sürdürmek ve desteklemek ve yenilerini yaratmak üzerine yapılan bu vurgu, Trump yönetimindeki “kendi başına yürü” tavrına sahip birçok kişiyi kızdırdı.

Exxon’un CEO'luğuna ulaşıncaya kadar bu yolda basamakları tırmanmış bir organizasyon adamı olarak Tillerson, görüş birliği oluşturmanın ve kuruluşun amacını gerçekleştirmek adına, kendisi ile işbirliği yapan ortaklara güvenmenin önemini kavradı.

Stratejik planını uygulamakta maharetsiz olsa da (başka bir tartışmanın konusu), veda açıklamasında ve geçen yıl diğer dışişleri bakanlarıyla yaptığı görüşmelerde Tillerson, ABD'nin, güvende ve müreffeh olabilmek için (NATO’da Türkiye gibi) müttefiklere ve (Suudi Arabistan ya da Japonya gibi) ortaklara ihtiyacı olduğuna yönelik inancını dile getirdi. Trump, müttefiklerin hassasiyetlerine konusunda pek fazla kaygı duymadı; Pompeo'nun aynı kafada olduğu görülüyor.

Trump’ın göreve gelmesinin üzerinden çok geçmeden, yeni CIA Direktörü Pompeo’nun Türkiye ziyaretinde bir araya geldiği muhataplarıyla sürmekte olan IŞİD’e karşı mücadeleyi ve Suriye’deki savaşı tartıştığı biliniyor. Bu görüşmelerin detayları kamuoyuna açıklanmadı, ancak ABD'nin, İŞİD ile mücadelede, Türkiye’nin şiddetli muhalefetine rağmen YPG ile ittifakı sürdürmesi dikkate alındığında, görüşmelerin, açık ve pek de samimi ve arkadaşça olmadığı düşünülebilir.

ABD'nin çıkarlarına öncelik vermeye devam edecek olan Pompeo’nun, uzun süreli müttefiki Türkiye'ye Tillerson'dan daha az ilgi göstermesi muhtemeldir. Pompeo, Türkiye’nin mevcut coğrafi stratejik öneminin kesinlikle farkında, ancak bu, dostça ilişkilere büyük değer verdiği anlamına gelmiyor, yani Türkiye'nin hassasiyetleri ile daha az ilgilenebilir ve Türkiye'nin ABD’nin uygulamalarını desteklemesi konusunda daha ısrarcı olabilir. Pompeo’nun, Başkanın güveninden memnun olduğunu görüyoruz, çünkü konuştuğunda, muhatabı, Pompeo’nun, Trump’ın düşünceleriyle aynı eksende olduğunu kolayca anlayabilir.

Pompeo, bir terör örgütü olan Müslüman Kardeşlere (MK) güçlü bir antipati duyuyor. Kongrede iken, MK'nin bir Yabancı Terör Örgütü (YTO) olarak tanınması için uğraştı. İronik olarak CIA, ABD’nin müttefikleri ile olan ilişkilerine vereceği zararı gerekçe göstererek bu tür bir tasarrufa karşı olduğunu bildirdi.

Açıkçası, Pompeo’nun MK’ye karşı tavrı, Erdoğan’dan ziyade Sisi’nin tavrına daha yakın. Türkiye hükümetinin MK'yi veya üyelerini veyahut kollarını desteklediğine dair herhangi bir ipucu, aday Dışişleri Bakanı tarafından iyi karşılanmayacaktır. Benzer şekilde, Türkiye'nin Suriye’deki İslamcılarla işbirliği içinde YPG'ye karşı faaliyetlerde bulunduğuna yönelik herhangi bir emare de hoş görülmeyecektir.

Diğer taraftan, Pompeo'nun, İran’ın bölgedeki askeri gücüne ve etkisine karşı denge unsuru olarak Türkiye’deki askeri tesislere erişiminin, büyük ölçüde mağlup edilmiş olan İŞİD’e karşı mücadelede Kürt kuvvetlerine olan ihtiyacından daha fazla olması nedeniyle YPG'ye karşı operasyonları tasvip etmesi muhtemeldir. “Kendi başına yürü” yaklaşımı, bir şekilde, Pompeo'nun, YPG'nin, yabancı terör örgütü olarak tanınan PKK ile aynı olduğu konusundaki Türk görüşüne ses çıkarmamasına neden olabilir.

İslamcı gruplara yönelik aşağılayıcı düşünceleri ve büyükölçüde İslam karşıtı yobaz Frank Gaffney ile olan ilişkisinden ötürü Pompeo, bazıları tarafından İslamofobik olmakla suçlanıyor. Pompeo, Müslümanlara karşı hazımsızlığını kesinlikle inkâr edecektir, ancak kendisinin, bir zamanlar Protestan Presbiteryen Kilisesi'ne (EPC) bağlı yerel kilisesinin genç üyelerine Kilise Okulu’nda İncil öğreten dindar Evanjelik bir Hıristiyan olduğu dikkate alınmalı. (Bir başka ironi - Papaz Andrew Brunson EPC'nin bir üyesidir.)

Dinî inançlarının, Pompeo’nun dışişleri bakanı olarak görevlerine nasıl etkide bulunacağını bekleyip göreceğiz, ancak Türk analistleri için Pompeo’nun dindar bir Evanjelik Hıristiyan olduğu gerçeğini görmezden gelmek, ABD'li analistlerin Erdoğan'ın dindar bir Sünni Müslüman olduğu gerçeğini görmezden gelmesinde olduğu gibi ciddi bir hata olacaktır.

Gülen yakın bir zamanda iade edilmeyecek. ABD ile arasındaki iade anlaşması gereğince ABD'nin yasal daimi yerleşimcisi konumundaki Fehtullah Gülen'in iade edilmemesine itirazına rağmen Türkiye, Gülen’in Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişiminin talimatını verdiği ve darbeyi organize ettiği suçlamalarına cevap vermesi için Türkiye'ye iadesini mümkün kılacak yeteri kanıtı ABD Adalet ve Dışişleri Bakanlıklarına sunmakta başarısız oldu.

Dışişleri Bakanlığındaki değişimin, yasal gerekliliklerini yerine getirilmesini zorunlu kılan iade talebinin yakın vadede yerine getirilmesine hiçbir etkisi olmayacaktır. Ayrıca, ABD’nin sunulan kanıtların yeterliliği konusunda aniden görüş değiştirmesi halinde dahi mahkemelere itiraz edilecektir.

Her ne kadar eski bir CIA direktörünün, kısa bir süre Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görevde kalan Mike Flynn’in yaptığı iddia edildiği gibi Gülen’in Türkiye’ye iadesi konusunda bazı gayri resmi (ve muhtemelen yasadışı) düzenlemelere açık olacağı akla gelebilirse de; yasal süreç işletilmeksizin suçlunun ilgili ülkeye teslimini öngören Bush yönetimi programının, diğer ülkelere karşı değil ABD'ye karşı harekete geçtiğine inanılan kişilere karşı uygulandığını belirtmek gerekir.

P5 + 1 ile İran arasında imzalanan Birleşik Kapsamlı Hareket Planı’na (JCPOA) karşı çıkan Pompeo, Trump'ın ABD müttefiklerinden İran'la ilgili daha fazlasını beklemesini destekleyecektir. Trump, Tillerson'u kovmasının nedenlerinden birinin, JCPOA'nın devam etmesine dair anlaşmazlık olduğunu açıkça ortaya koydu. Pompeo, Trump’ın JCPOA’yı geri alma isteğine engel olmayacaktır.

Pompeo, İran’la ilgili olarak kilit müttefikleri ABD ile aynı görüşte olmak ve işbirliği yapmak konusunda ikna etme görevini üstlenecektir. İran’a yaptırımları delen Türk yetkililerinin ABD mahkemeleri tarafından suçlu bulunması ve Pompeo’nun JCPOA’ya karşı bilinen muhalefeti göz önünde alındığında, Türkiye, İran’a yaptırımlar konusunda ABD’nin şiddetli baskısını hissetmeyi bekleyebilir. Türkiye'nin vereceği karşılık, iki NATO müttefiki arasındaki bağların daha çok güçlenmesine veya zayıflamasına etki edecektir.

Son olarak, Senatonun bazı Cumhuriyetçi üyeleri, Pompeo'nun Dışişleri Bakanı olması noktasında, birçok müttefikle ve ortaklarla iyi ilişkileri engelleyebilecek bir Müslüman karşıtlığı önyargısına dair algıları gerekçe göstererek endişelerini dile getirdi, bu nedenle Pompeo’nun atanması kesin değil.

Buna rağmen Senato’nun, memnuniyetsizliğini bir kenara bırakarak, nihayet kendisi gibi düşünen bir dışişleri bakanını Trump'a vereceği, fakat gizli hapishaneler kurduğu ve şüpheli teröristler üzerinde su işkencesi uyguladığı iddia edilen CIA Direktörü adayı için onay vermeyeceği öngörülebilir.

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.