Haz 27 2018

Alman Sanayi Odası Türkiye’yi uyardı, yatırımları şarta bağladı

Erdoğan‘ın anketleri yanıltan sürpriz seçim zaferinin ardından yatırım piyasası bir nebze olsun rahatlamış havasında.

Ancak Alman Sanayi Odası (DIHK) uyarısına bakılırsa işler pek de öyle yolunda değil. Viyana Ekonomi Mubabiri Christian Geinitz, DIHK’nın Türkiye’yi uyardığını ve Merkez Bankası’nın hukuki ve yasal anlamda tam bağımsız olmasını talep ettiğini yazdı.

Geinitz, “Yatırımcılar, Türkiye’ye hem para politikaları hem de ekonomik ve finansal alanda verdikleri desteği son bulmaması için hükümetin bir dizi düzeltmeye gitmesini  bekliyor” diyor ve yazısını şöyle sürdürüyor:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim zaferi sonrasında yaptığı açıklamalar, kur ve para piyasalarında gözle görülür dalgalanmalara neden oldu.

Türk lirası cuma günü ile pazar günü arasında dolar karşısında 0,4 puan değer kaybederek 4.69’a yükseldi. Türk lirası Euro karşısında ise 0,6 puanlık bir değer kaybına uğradı ve Euro, piyasalarda 5.48 dolayında seyretti.

Analizciler başlangıçta bu iniş çıkışları pozitif bir reaksiyon olarak değerlendirdi ve bunu politikadaki geçiş sürecindeki güvensizliğe bağladı. Öyle ki ekonomi analistleri Erdoğan’ın yüzde 50’nin altında kalması ve seçimlerin ikinci tura kalması durumunda bile piyasanın benzer bir tepki vereceği yönünde yorumlarda bulundu. Bu değerlendirmeler tabii ki piyasalardaki ve siyasetteki belirsizliğin etkisi kapsamında yapıldı.

Ancak piyasaların iniş çıkışlarındaki en büyük neden Erdoğan’ın yeni başkanlık sistemiyle parlementoyu saf dışı bırakma endişesi. Uzun vadede kur ve piyasalar Türkiye’deki yeni sisteme kuşkuyla bakıyor. Yatırımcılar, rejimden ekonomideki istikrarsızlık ve güvensizliğin acil bir şekilde giderilmesini bekliyor. Bu şu anlama geliyor: Devletin konjonktürel olarak politikada bir dizi değişikliğe ve sınırlamalara gitmesi gerekiyor. Öncelikli olarak OHAL’in kaldırılması, yine yargı ve hukuk alanında demokratik açılımların yapılması gerekiyor. Ekonomi ve faiz politikalarında da benzer değişikliklere gidilmesi gerekir.

Almanya Sanayi Odası, “Son iki yılda Alman yatırımcıları ve girişimcilerindeki kuşku giderek büyüyor. Özellikle de orta ve küçük ölçekli işletmeler Türkiye’de yeni yatırımlar yapma konusunda güvenini yitirmiş durumda“ bilgisini paylaşıyor. Bu yatırımcılar, Merkez Bankası’nın bağımsız hareket ettiğine dair Türkiye’den hukuksal ve yasal garanti talep ediyor.

Alman yatırımcıların, Türkiye’deki askeri darbe girişimiyle birlikte başlayan düşük faiz uygulamasının kalkması için beklentileri devam etmektedir. Aynı beklentiler kamusal yatırımlarda, kredi programlarında vergi kolaylıklarında da sürüyor. Türkiye ekonomisi her yıl reel olarak yüzde 7’den fazla büyüyor. Ancak devlet bu ekonomik politikayla giderek daha da borçlanıyor ve yurt içi talebi karşılayamaz noktaya gelmiş durumda. Cari işlemler açığı da önüne geçilemez şekilde artıyor. Enflasyon zaten öngörülenin iki katı kadar yükselmiş ve kredi borçları da tahmin edilenin ötesinde kabarık bir noktaya ulaşmış konumda.

Şu da bir gerçek ki, yatırımcılar, her şeyi düşük faiz politikası uygulamasına bakmıyor. Türkiye’deki siyasi istikrarsızlığı da hesaba katıyor. Özellikle OHAL uygulaması ve Suriye politikası, yatırımcıların Türkiye’den kaçmasının  en büyük nedenlerden bir tanesi.

Batılı yatırımcılar giderek Türkiye’ye yabancılaşıyor. Bu nedenle başka bölgeler batılı yatırımcılar için daha çok cazibe merkezi oldu. Hatta bu sepepten sayısız para fonu Türkiye’de yatırım yapmaktan vazgeçti ve olanlar da terk etti.

Hatta Uluslarrası Sermaye, cari işlemler açığı nedeniyle Türk lirasını çıkması zor bir uçurumdan aşağı attı. Türk lirasındaki bu değer kaybı, haliyle ithal malların maliyetinin yükselmesine neden oluyor ve bu da Türkiye’yi döviz borcunu ödemesinde büyük bir darboğaza sürüklemiş durumda.

Merkez Bankası seçimden önce sık sık yüksek faiz yoluna başvurarak şeytanın bacağını kırmaya çalıştı.  Bu hamle, ekonomideki dalgalanmaları dengeledi. Hükümet bunu bilinçli yaptı ve seçim sürecinde bundan yeteri kadar faydalandı. Ancak bu uçucu bir başarıydı. Çünkü Türk lirası dolar karşısında değer kaybetmeye devam ediyor. Türk lirası geçen yılın başından bu yana yüzde 18 oranında bir değer kaybına uğradı.

Seçim kampanları Erdoğan’ın Merkez Bankası’na müdahale etmesine engel oldu ve bu para piyasalarında ciddi bir rahatlamaya yol açtı. Erdoğan düzüş faizin düşük enflasyon getireceği konusundaki ısrarından vazgeçerek para piyasalarında yaşanan krizin aşılmasına ikna olmuş gibi göründü. Ancak halka seslenirken yine düşük faizin enflasyonu düşüreceği yönünde açıklamalar yapınca piyasalarda endişe başladı.

Merkez Bankası üzerindeki kontrolünü sürdüreceği kanısı oluştu. Commerzbank yöneticilerinden Tatha Ghose, “piyasalar seçim sonuçlarını bir kez selamlar“ tespitinde bulunuyor.

Yani yeni seçimlerin ciddi sıkıntılar getirebileceği tehlikesine işaret ediyor ve rejimin istikrar ve devamlılığı odaklaması gerektiğine dikkat çekiyor. Ghose, “Türk lirası ve para politikalarındaki riskler gözümüzde büyüdü” yorumunda bulunuyor.

Erdoğan’ın Merkez Bankası’nın uzağında kalması gerektiğini söylüyor ve şu eklemede bulunuyor: “Piyasa ancak  Merkez Bankası’nın bağımsız olması durumunda kurtarılabilir.“

Société Générale yöneticilerinden Phoenix Kalen yine Merkez Bankası’nın bağımsız olmamasını para politikaları açısından önemli bir tehlike olarak görüyor.