Erdoğan Berlin’de aradığını bulacak mı?

Basına yansıyan haberler, Berlin koridorlarında konuşulanlar Erdoğan’ın Berlin resmi (bu kelime önemli) ziyaretinin giderek şekillendiğini söylüyor.

Köln Belediye başkanının açıklamalarından ziyaretin Berlin ile sınırlı kalmayıp, misafirin “seçmen tabanı” ile de buluşacağını öğreniyoruz.

Ziyaretin bu boyutu Ankara için önemli, Berlin için sorunlu idi. Bild gazetesinin yaptırdığı bir kamuoyu araştırması, halkın ezici çoğunluğunun bu tür bir buluşmaya karşı olduğunu söylüyor. Erdoğan, Berlin ve Köln’de protestolarla da buluşacak.

Berlin’e, başlıkta sorduğumuz soruya dönersek, Erdoğan’ın Berlin’de aradığı birçok şeyi bulacağını, ama buna rağmen mutlu olmayacağını söyleyebiliriz. İsterseniz ziyaretin olumlu boyutu ile başlayıp, mutsuzluk meselesine sonradan dönelim.

Ziyaretin Köln boyutu da Berlin’in Erdoğan’ı memnun etmek için elinden geleni yaptığını gösteriyor. Berlin ziyaretin bir “çalışma” ziyareti olmasını istemiş, Ankara bastırınca “resmi” olmasını kabullenmişti.

Paris ve Londra ziyaretinden sonra, Erdoğan Berlin’de, Avrupa’nın diğer büyük bir şehrinde ağırlanmış oluyor. Yıllardır dışlanan, Avrupa’da en hafif deyimle “sevilmeyen” (bu Erdoğan’ın da inancı) bir politikacının önemli başkentlerde ağırlanması olumlu bir gelişme ve kendi başına diplomatik bir başarı.

Berlin ziyaretinin ikinci olumlu boyutunu, “Bayan Merkel Ankara'ya neden el uzatıyor” yazımız ile irdelemiştik. Burada kısaca özetlersek Berlin iki nedenle ziyarete yeşil ışık yaktığı gibi, başarılı olmasını istiyor.

Berlin için Türkiye ihmal edilmeyecek kadar önemli bir ülke. Almanya’da yaşayan üç milyon Türkiye kökenli vatandaşları için değil sadece. Türkiye Avrupa’nın güvenliği, enerji kaynakları, göçmen meselesinde izlediğimiz konumu ile Avrupa’nın istikrarı için vazgeçilmez bir ülke. Bu yüzden Berlin diyalog arayışında sorunları aşmak istiyor.

Ayrıca Özal’dan sonra buna Türkiye ekonomisinin önemi de eklendi. Türkiye sadece pazar olarak değil, binlerce (7 binin üzerinde olduğu söyleniyor) Alman firmasının yatırımları ile de önem kazandı.

Türkiye’de yaşanan krizin Euro’dan İsviçre Frank’ına yönelişi veya Avrupa bankalarının hisse sentlerini vurması tesadüf değil.

Berlin bu yüzden Türkiye’nin istikrarlı ve kalkınmakta olan bir ülke olmasını istiyor. İstikrar ve kalkınmanın kendi çıkarına olduğunu düşünüyor. (Saray ve danışmanlarının bu gerçeği anlamakta zorlandığı biliniyor).

Berlin bu yüzden Erdoğan’ı iyi karşılamak ve Ankara’ya memnun dönmesi için elinden gelen tüm imkanları devreye sokuyor. Misafirin hiç sevilmeyen kişiliğine rağmen kamuoyu ziyarete hazırlanıyor. Kimle konuşursanız konuşun üç aşağı beş yukarı şu cümleyi işitiyorsunuz. “Türkiye önemli bir ülke, ihmal etmek yanlış olurdu, diyalog Erdoğan’la da olsa sürmeli”.

“Der Tagesspiegel” gazetesinin Erdoğan’ın insan hakları karnesini sorguladıktan sonra, Çin Cumhurbaşkanı’nın bu üst düzey karşılama merasimi ile iki defa şereflendirilmesine atıf yaparak, “Almanya’nın çıkarları da var” demesi tesadüf değil. (25/9/18)

Toparlarsak Erdoğan’ı Berlin’de açık kapılar bekliyor. Merak ettiğiniz, Erdoğan’ın on yıl önce olduğu gibi, uluslar arası siyasi arenaya geri dönmesi dışında bir şey bulur mu sorusuna gelince. Bu soruya kısa bir cevap ne yazık ki zor. Zor, çünkü Suriye-İdlib krizi, göçmen meselesi gibi Ankara ve Berlin’in aynı frekansta olduğu konularda ortak bir tutum beklemek mümkün.

Ama Ekonomik kriz veya insan hakları, tutuklu Almanlar, İncirlik olayında yaşadığımız askeri işbirliği, AB ile ilişkiler, vize meselesi, Gümrük Birliği gibi konularda elle tutulur bir gelişme kolay değil.

Kolay değil, ama ziyaretin bu kritik konular üzerinde etkisi olur mu diye soruyorsanız, evet olur. Ama bu olumlu etki Ankara’nın Brüksel ve Berlin’i iyi okuyup, işler sarpa sarmadan, zaman kaybetmeden karar verme yeteneğine bağlı. Doğrusu bu konuda pek iyimser değilim. İsteseniz bu zor konuları da ele alıp, Almanya’nın derinleşmekte olan ekonomik kriz için de elini taşın altına koyup koymayacağı sorusuna gelelim.

Berlin önemli bir başkent. Sadece Türkiye dış ticaretinin %26 gibi bir bölümü temsil ettiği için değil, ekonomisi ile Trump faktörünü dengeleme kapasitesi de olduğu için önemli. Berlin ziyareti ile mesela TL durgun sulara girebilir. Londra’da da bu bekleniyordu, ama tersi oldu diyorsanız, haklısınız...

Buna rağmen iyimser olmamızı gerektiren verileri göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyorum. Ziyaret hazırlığı için de olsa, Berlin Türkiye turizmini vuran, Dışişleri Bakanlığı uyarısını yumuşattığı gibi, Hermes kredilerine getirdiği sınırlamayı kaldırdı.

Bir yıl önce dibe vuran, Hıristiyan Demokratlar, Sosyal Demokratlar ve Yeşillerin “Türkiye düşmanı” ilan edildiği, Bayan Merkel’in Hitler bıyığı ile havuz medyası manşetlerini süslediği hava devam etseydi, bu ekonomik yaptırımlar her halde derinleşirdi.

Artık yaptırımlar değil, dayanışma konuşuluyor. Hava yumuşamakla kalmıyor, söylem de yeni. Son aylarda Erdoğan’ın Avrupa’ya fırça çeken bir çıkışına, “düşman” veya “bizi sevmiyorlar” gibi inançlarını paylaştığına şahit oldunuz mu?

Türkiye ekonomisi için oldukça önemli Gümrük Birliği’nin yeniden müzakeresi veya vize sorununu geçen yazımızda irdelemiştik. Kararın Berlin değil, Brüksel’de verileceği bu konularda Almanya önemli bir etken olabilir. Ama bu Türkiye’de insan hakları, hukuk devleti gibi temel sorunların aşılması ile mümkün.

Bu tür bir gelişme, Türkiye’nin hukuk devleti olması, Erdoğan, Bahçeli, Perinçek üçlüsü ile mümkün mü? Sanmıyorum. Bu konular ortak açıklamaya girse de, niyet ötesi bir boyutu bulmaz.

Ölçü istiyorsanız, verelim. Bu konularda Erdoğan, Davutoğlu’nun Mayıs 2016’da durduğu merdiven basamağının oldukça altında duruyor.

Reform Grubu Toplantısının üç yıl sonra tekrar toplanıp açıklamalarını mı hatırlatıyorsunuz? Evet önemli bir çıkıştı. Ama kusura bakmayın, Adalet Bakanı Gül ve İçişleri Bakanı Soylu, Türkiye’de demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları açısından çözümün değil, sorunun parçası. Kullandıkları kelimelerin anlamını, sorunun boyutunu kavradıklarını sanmıyorum.

Can alıcı sorunuz, Almanya bankaların beklediği mesajı, desteği verir, Türkiye’nin dış borcunu ödemekte rahatlamasını sağlar mı meselesine gelince.

Erdoğan ziyaretini hazırlamak amacı ile Maliye ve ekonomiden sorumlu Berat Albayrak, Ticaret ve Enerji bakanı ile geçen hafta Berlin’de idi. Hazırlık için bu tür ziyaretlerden sorumlu Dışişleri Bakanı değil, ekonomiden sorumlu bakanların gelmesi tesadüf değildi.

Kapalı kapılar ardında masadaki en önemli konu Türkiye krizi. Ekonomik destek, Türkiye’nin altında ezildiği, TL’nin erimesinin kaynağı, dış borçlar ve kredilerin yeniden yapılandırılması meselesi şüphesiz ana konu idi.

Albayrak ziyaretinden sonra yapılan açıklamalar olumlu bir hava estirmeye çalışsa da basına yansıyan Berlin’de açılan kapıdan girip girmeme kararının üç bakanı aştığını gösteriyor. Almanya Ekonomi Bakanı Altmeier, yardım ile ilgili soruya “Sizin söylemiş olduğunuz konu bugün gündemimize gelmedi.” (Ahval 22/9/2018) dedikten sonra, konunun Bayan Merkel ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açık gönüllü konuşulacağını söyledi.

Siz “gündemimize gelmedi” lafını inandırıcı buluyor musunuz?

Ben bulmuyorum. Hatta talebin geldiğini, Almanya’nın yardım elini uzattığını, ama şartlarını da açık bir dille Albayrak ve meslektaşlarına ilettiğini düşünüyorum. Ankara için zor olan da bu şartlardır sanıyorum. Yani durum biraz zor.

Zor, çünkü konuyu açtığım üst düzey bir bürokratın da dediği gibi, “Türkiye krizi Almanya’yı aşar”. Verdiği yuvarlak acil 50 milyar rakamını bile, ki tartışılan tüm borçlar en az üç kat daha büyük, az bir para değil.

Yunanistan krizi ile iyice hassaslaşmış Almanya kamuoyu, vergi mükellefine anlatmak zor olduğu gibi, Türkiye AB üyesi bir ülke değil. Yunanistan krizinde devreye giren Avrupa Merkez Bankası gibi enstrümanları devreye sokmak, Avusturya’nın dönem başkanı olduğu bu günlerde, fikir olarak bile imkansız, kurumsal olarak da zaten zor.

Bu yüzden Berlin İMF’in merkezde olduğu uluslararası bir denetim kapsamında bir teklif ile gelmiştir. IMF üzerinden yardım sadece kamuoyuna anlatmak açısından değil, AB ülkelerini de güverteye almak için önemli bir ön şart.

Hatırlarsanız Berlin, Yunanistan yardımında IMF’in devrede olmasını ön koşul yapmıştı. Yunanistan için bu ön şartın olası bir Türkiye yardımı için devre dışı kalması kolay değil.

Ayrıca TL’nin çöküşünün ana sebeplerinden biri güven sorunu biliyorsunuz. Erdoğan’ın Merkez bankası veya İş Bankası üzerine yaptığı açıklamalar, Şirketler ve bireylerin mal varlığına keyfi el koymalar, mahkemelerin tarafsızlığını, bağımsızlığını tümden yitirdiği bir ortamda, olası kredilerin IMF denetiminde gerçekleşmesini nerde ise zorluyor.

Atina hala sadece IMF müfettişlerini değil, daha katı AB müfettişlerini “ağırlıyor”, denetimlerinden nefret etse de. Erdoğan’ın denetim mekanizma ve kurumlarından nefret ettiği biliniyor. Türkiye’de Sayıştay dahil tüm kurumsal denetimlerin kaldırıldığı bu günlerde, dışarıdan denetim meselesi masada olacak. Sanıyorum ana sorun da bu.

IMF’in devreye girmesini zorlaştıran ikinci bir sorun da var. En azından şimdilik. İlginç ekonomik görüşleri (inançları) olan Cumhurbaşkanı için IMF’ye kredi açan ülke konumunda olmak, en önemli övgü kaynağıydı. El açmak bu yüzden kolay değil. Erdoğan Berlin’den gelecek IMF telkinine nasıl yaklaşır göreceğiz.

Toparlarsak, Türkiye’den gelen günlük haberler, tutuklamalar, hukuk dışı kararlar, azalan değil artan baskılar, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan gibi demokratların tutuklu olduğu bir Türkiye gölgesinde gerçekleşiyor Berlin ziyareti.

Doğrusu nasıl geçeceğini ve sonuçlarını sizler kadar, bende merak ediyorum. “Ekonomik yardım meselesi konuşulmadı” derlerse, bilin ki, Ankara açılan kapılardan girmek istemiyor demektir.

İnsan hakları, hukuk devleti vs. mi diyorsunuz. Bunlar Ankara’nın aşabileceği en kolay sorunlar. Bu sorunları aşmak için dış yardıma da ihtiyacı yok...

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.