Ara 22 2017

Türkiye ve Almanya için 2018'de bahar gözüküyor mu?


Türkiye-Almanya ilişkileri 15 Temmuz’dan bu yana hiç olmadığı kadar bir krizin içine girmiş vaziyette. Darbe girişiminden önce iki ülke arasında soğuk rüzgârlar esse de, 15 Temmuz sonrası ipler kopma noktasına kadar gitti. İki ülke, 2017'ye geçmiş yıllardan miras alınan sorunlarla girdi. 

Türkiye'deki tutuklu Alman vatandaşları da iki ülke arasındaki ilişkilerde tansiyonunu yükselten etkenler arasındaydı son dönemde.

Almanya, “Erdoğan’ın rehineleri” olarak nitelendirirken bu tutukluları, ocak ayında 40 Türk subayının Almanya'dan sığınma talep etmesi Türkiye’nin sert tepkilerine neden oldu. Son aylarda art arda Alman vatandaşlarının tahliye edilmesi ılıman bir iklimin kapısını aralasa da 2018 için bir belirsizlik hâlâ kapıda duruyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bizi kıskanıyor” dediği Almanya’ya Türkiye'den iltica başvurusu yapanların sayısı binlerle ifade edilmeye başlandı. Türkiye'nin iade talepleri, Almanya'nın hukukun üstünlüğü konusundaki hassasiyeti nedeniyle reddediliyor.

Son olarak darbe girşiminin kilit ismi olarak gösterilen ve Gülen cemaatinin TSK yapılanmasının başındaki kişi olduğu söylenen Adil Öksüz’ün Almanya’ya iltica ettiği iddialar arasında.

Türkiye eski savcılar Zekeriya Öz ve Fikret Seçen’in de aralarında olduğu birçok kişinin iaddesini istiyor ama 2018’de de bu durum değişecek gibi gözükmüyor.

İki ülke arasındaki en büyük krizlerin başında Die Welt muhabiri Deniz Yücel’in tutuklanması geliyor. Yücel, 27 Şubat'tan bu yana Türkiye’de tutuklu ve Erdoğan "terörist" ve "ajan" ilan etmiş durumda. Yücel hakkında hâlâ bir iddianame dahi hazırlanmışken gelecek yıl bu konu kilit konuların başını çekecek hiç şüphesiz.

2017 ajandasına bakıldığında 16 Nisan referandumunun da iki ülke arasındaki ilişkilerin gerilmesinde etkin rol oynadığı görülecek. Alman belediyeleri, referendum öncesinde Türk hükümet yetkililerinin seçim kampanya etkinliklerini engelledi.

Ardından Hollanda'nın, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun uçağına uçuş izni vermemesi ve Aile Bakanı Fatma Betül Sayan'ı sınır dışı etmesi üzerine Erdoğan'dan "Nazi" çıkışı geldi. Erdoğan Hollanda hükümetini ve ona destek çıkan Almanya Başbakanı Angela Merkel'i "Nazi uygulamaları" ile suçladı.

Seçim kampanyalarını tam hız sürdüren Erdoğan'ın "Nazi" benzetmelerine devam etmesi Berlin'de sabırları taşırdı, Merkel Almanya'ya gelecek Türk politikacılara seyahat yasağı tehdidinde bulundu.

Geride bıraktığımız yılda Almanya da seçimini yaptı. Türkiye ilk kez Almanya seçimlerinde oyların seyrini değiştirdi. Aşırı sağcı AfD partisi "Evetçiler Türkiye'ye dönsün" çıkışıyla bir bakıma Almanya'daki seçim kampanyalarının startını vermiş oldu. Türkiye ve AB üyelik süreci, seçim kampanyalarında en çok tartışılan konular arasında yerini aldı.

Heinrich-Böll Vakfı İstanbul Bürosu Yöneticisi Kristian Brakel, Almanya'da Türkiye ile ilgili tartışmaların "isteriye" dönüştüğünü belirtiyor ve ekliyor:

"Türkiye'nin giderek otoriterleşmesine yönelik haklı eleştirilerin yanında hedefini aşan eleştirilere de tanık olundu. Şimdiye kadar hiç Türkiye ile ilgilenmemiş, insan hakları ve demokrasi konularıyla pek ilgisi bulunmayan kişiler de Türkiye politikasıyla puan toplamaya çalıştı."

Türkiye'nin Alman milletvekillerinin İncirlik'teki Alman askerlerini ziyaretine izin vermemesiyle tırmanan anlaşmazlık sonucu, Almanya'nın üssü terk etmesi ve askerlerini Ürdün'e nakletmesi krizi ciddi boyutlara taşıdı. Konya'daki Alman askerlerini ziyaret konusunda çıkan kavga ise ancak NATO Genel Sekreteri'nin araya girmesi ve ziyaretin NATO heyeti görünümünde yapılması formülüyle çözülebildi.

Peki, 2017’de bardağı taşıran damla ne olmuştu? Temmuz ayında G20 zirvesi için Hamburg'a giden Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Almanya'daki Türklere hitap edeceği bir etkinlik düzenlemesine Alman hükümetinin izin vermemesi sonrasında yaşananlar...

Erdoğan'ın ziyaretinin hemen öncesinde 5 Temmuz'da Alman bilişim uzmanı Peter Steudtner'in İstanbul'da diğer insan hakları aktivistleriyle birlikte gözaltına alınıp tutuklanması Almanya için bardağı taşıran damla oldu.

Bu tutuklamanın ardından Almanya ilk kez yaptırımla tehdit etti Türkiye’yi. Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel 20 Temmuz'da Türkiye politikasının yeniden gözden geçirileceğini açıklayarak Türkiye ile ilgili seyahat uyarılarının sertleştirilmesi, Hermes kredi ve yatırım garantilerinin yeniden gözden geçirilmesi gibi önlemleri telaffuz etti.

Almanya ayrıca AB nezdinde katılım öncesi mali yardımların kısılması, Avrupa Yatırım Bankası kredilerinde daha seçici davranılması, Türkiye ile Gümrük Birliği anlaşmasının genişletilmesinin engellenmesi gibi girişimlerde de bulundu.

İki ülke arasındaki ilişkilerin bir nebze olsun yumuşamasına vesile olan isim ise eski başbakan Gerhard Schröder oldu. Ardından tahliyeler gelmeye başladı ve hâlihazırda da devam ediyor bildiğiniz üzere.

İlişkilerin pozitif seyirde gittiğini gösteren bir diğer gelişme de, 10 aydır hapiste tutulan gazeteci Deniz Yücel'e tecrit uygulamasının sona erdirilmesi ve Meşe Tolu’nun tahliyesi.

Kristian Brakel, ilişkilerde "sessiz sedasız bir yakınlaşma" yaşansa da bunun krizin sona erdiği anlamına gelmediği görüşünde. Brakel, Türkiye'de iç siyasi durumun ve demokratik standartların kötüleşmeye devam etmesi durumunda Almanya'da Türkiye konusunun kapanmayacağını vurguluyor.

Mustafa Nail Alkan da 2018'in daha sakin geçmesini beklemekle birlikte, süregelen eski sorunların çözüme kavuşturulmamış olması nedeniyle yeni krizlerin çıkabileceğine işaret ediyor.

Türkiye'de 2019'da yapılması planlanan seçimlere ve gerilimin yeniden artabileceğine dikkat çeken Alkan, "2018'de sorunların hepsine olmasa da çoğuna çözüm bulunması gerekiyor ki, 2019'a biraz daha sakin girebilelim" diyor. Alkan'a göre ikili ilişkilerin düzelmesi için en acil ihtiyaç duyulan şey, karşılıklı güveni tazeleyecek adımlar atılması. "Bunun için de sadece siyasilere değil, sivil toplum ve medyaya da önemli bir görev düşüyor" diyor.