Mar 08 2018

Türkiye'nin Arap dünyasındaki dostları kimler?

Türkiye'nin Batı ile olduğu kadar Arap dünyasının liderleri ile de ilişkileri bir hayli sıkıntılı. Katar dışında Türkiye'nin bölgesel tezlerine destek veren Arap ülkesi hemen hiç yok denebilir. 

Son olarak Suudi veliaht prensi Muhammed Bin Salman, Türkiye'yi, İran ve Katarla birlikte 'şer ekseni' ülkesi olmakla suçladı. Birleşik Arap Emirlikleri'nde önemli bir medya grubu olan MBC Türk dizilerinin kendi bünyesindeki TV kanallarında yayınlanmasını durdurdu.

Benzer bir tepki Suudi Arabistan'da da var. Arap ülkesi, altı Türk dizisinin yayından kaldırılma maliyeti 50 milyon doları bulmuş olsa da, dizileri ekranlardan çekti.

Bu noktada, Türkiye'nin Arap dünyasında bir dostu kaldı mı sorusu akıllara geliyor.

Yanıtı da Hürriyet Gazetesi yazarı Taha Akyol veriyor. 

Akyol, Suudi Prens bin Salman'ın, 'şer ekseni' ithamını genişleterek Osmanlı'yı da hedef aldığına değiniyor ve ekliyor:

"Suudlar Mısır’daki darbenin de finansörüydü. Müslüman Kardeşler hükümetinin IMF’den almak istediği 5 milyar doları bir gecede darbecilere transfer etmişlerdi.

Ankara ise Mısır darbesini elbette kınadı ama bununla yetinmedi, her platformda Mısır’a karşı vaziyet aldı. Mısır, Türkiye aleyhine atıp tutmak için çok müsait bir zemindir.

BAE Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah’ın Medine Kahramanı Fahrettin Paşa ve Osmanlılar hakkındaki çirkin sözlerini, Sergey Lavrov’la birlikte düzenlediği basın toplantısında Türkiye’yi sömürgecilikle suçlamasını da hatırlıyorsunuz değil mi?

Arap Birliği’nin Türkiye’yle ilgili olumsuz kararlarını ve son olarak Afrin harekâtını nasıl suçladığını da biliyoruz.

Arap dünyasında Katar’dan başka dostumuz kim?"

Yine de 'Araplar bize düşman' duygusuna kapılmamak gerektiğini belirten Akyol, bu düşüncenin Arap ülkeleri ile sağlıklı ilişkiler kurmayı engellediğine dikkat çekiyor.

Akyol, Arap dünyası ile Türkiye'nin ilişkileri iyi tutması için bir de reçete veriyor:

"Asıl lazım olan, Arap dünyasındaki karmaşık duyguları kaşımaktan sakınmak ve en önemlisi Araplar arası ihtilaflara karışmamaktır.

İlişkilerimizi diplomasinin ve ekonominin nötr ve bu sayede yapıcı diliyle geliştirmeliyiz.

Ancak, tarihe ideolojik bakış bunu zorlaştırıyor.

O ideolojik bakış; ümmet coğrafyası, Osmanlı romantizmi, emperyalist komplo kavramlarıyla özetlenebilir.

Osmanlı ne güzel devam ediyordu, emperyalist Sykes-Picot dışarıdan, İttihatçılar içeriden imparatorluğumuzu yıktı... Cumhuriyet de Araplara sırtını döndü...

Şimdi biz bu ‘yüzyıllık parantezi kapatıyoruz’.

Fakat ‘parantez’in altından Osmanlı İmparatorluğu çıkmadı. Kanlı çatışmalarıyla bugünkü tablo çıktı.

Cumhuriyet’i kuranlar, sanılanın aksine Araplara sırt dönmediler. Arapların meselelerine karışmadılar, sadece iyi ilişkiler geliştirmeye önem verdiler. Şerif Hüseyin’in oğlu Kral Abdullah, Atatürk’ün misafiriydi.

Hem tarih hem günümüz bize şunu söylüyor: Araplar arasındaki sorunlarda taraf olmadan, Osmanlı çağrışımı da yaratmadan, eşit diplomatik ve ekonomik ilişkiler..."

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar