'Müttefikleriyle gerilim yaşayan Türkiye'nin NATO'ya çok daha fazla ihtiyacı var'

Alman tarihçi ve gazeteci yazar Christoph von Marschall, "Dünyayı artık anlayamıyoruz. Dostlarıyla Yabancılaşan Almanya” adlı kitabıyla, Alman dış ve güvenlik politikaları hakkında yeni bir tartışma başlattı.

Almanya'da dış politika konularının çoğu zaman duygusallıkla ele alınmasını yanlış olarak nitelendiren von Marschall, ahlak dersi veren bir tavırla dış politika izlenmemesi gerektiğini savundu. Alman yazar, "Mesela Eylül sonunda Almanya'ya gelecek olan Erdoğan'ın protokol kuralları uyarınca, törenle karşılanıp karşılanmaması gerektiğini ciddi ciddi tartışanlar var. Kusura bakmayın ama bunların tartışılması dahi söz konusu olmamalı. Tabii ki Almanya Sayın Erdoğan'ın diplomasi ve saygı kurallarının gerektirdiği gibi en saygılı şekilde ağırlamalı” değerlendirmesini yaptı. Alman yazar, Türkiye'ye de koşullu mali destek verilmesi gerektiğini de savunuyor.

Von Marshall, Berlin'in diğer ülkelere politika dikte edecek güçte olmadığını ancak güç dengelerindeki değişim sürecinde Almanya'nın liberal dünya düzeninin muhafazası için ekonomik gücüyle orantılı sorumluluklar üstlenmesi gerektiğini kaydetti.

Tarihçi ve Tagesspiegel gazetesi yazarı Christoph von Marschall düşüncelerini DW Türkçe'ye anlattı.

Almanya’nın nasıl bir rol üstlenmeli” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Almanya liberal dünya düzenini destekleyen ülkeler ve hareketlerin oluşturacağı ittifakların organizatörü olmalı. Trump liderliğindeki ABD artık bu düzenin garantörü değilse o vakit Avrupa'nın öncü gücü olarak Almanya'nın sorumluluk üstlenmemizin zamanı gelmiştir. Ancak Almanya, kendi isteklerini, salt ulusal çıkarlarını ya da görüşlerini dayatarak değil, liberal dünya düzeninden yana olan güçlerin beklentilerini de dikkate alan mutabakatlara razı olarak bunu başarabilir.”

“Türkiye'nin Rusya ile güvenlik alanındaki yakın işbirliğinin Avrupa'nın güvenliğini tehlikeye atar bir noktaya geldiği, Batı ittifakının Türkiye'yi kaybetmekte olduğu yorumlarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna Alman yazarın yanıtı şöyle oldu:

“Bir NATO üyesinin ittifak içerisindeki konumunu güçlendirmek hedefiyle Moskova'dan, yani hasımdan medet umması, yardım istemesi eskiden akla dahi gelemezdi. Sayın Erdoğan, inandırıcı olmasa da alternatifleri olduğunu gösterip bizim korkuya kapılacağımızı düşünüyor, ama kişisel görüşüm Türkiye'nin bu hamleleriyle ittifak içerisinde tam da aksine konumunu zayıflattığı yönünde. Müttefikleriyle çok sayıda gerilime girişmiş durumdaki Türkiye'nin NATO'ya çok daha fazla ihtiyacı olduğu şüphe götürmez. Batı'nın da Türkiye'ye ihtiyacı var ve gayet tabii ki ama ne pahasına olursa olsun diyemeyiz.”

Peki, Türkiye ile AB arasındaki yabancılaşmada Almanya'nın, AB'nin de hataları olmadı mı?

Alman tarihçi ve gazeteciye göre, bir ilişkide yabancılaşma yaşanıyorsa gayet tabii ki her iki taraf da hata yapmıştır. Christoph von Marschall, “Askeri rejimden uzaklaştı deniyordu ama Sayın Erdoğan'ın otoriter devlete yönelimi, Avrupa değerleriyle örtüşmüyor” dedi.

Röportajın devamı şöyle:

“Son günlerde ekonomide sıkıntılı bir dönemden geçen Türkiye'ye mali yardımlar tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Türkiye'nin mali, ekonomik, siyasi bir kaosa sürüklenmesi bizim çıkarımıza değil ve Almanya, AB hatta ABD ve IMF ile birlikte yardıma hazır olunmalı. Türkiye'nin istikrara kavuşturulması ortak çıkarımız ancak şu açık: Koşullar olmaksızın yardım olamaz. AB-Türkiye mülteci mutabakatı ise bu tür anlaşmalar yapabileceğimizin bir örneği.

Koşullar olmaksızın yardım olamaz, diyorsunuz. Bununla neyi kastediyorsunuz?

Müttefik ülkelerinin vatandaşlarını hapse atıp bu ülkelere karşı şantaj politikaları yürütmemek gerektiği konusunda uzlaşmalıyız. Dostane ilişkiler zeminine dönülmesi yolu belirlenmeli, insan hakları savunucuları, gazetecilerin tutuklanması son bulmalı, "hoşuma gitmeyen herkes Gülenci, terörist" gibi yaklaşımlara son verilmeli. Bu gibi hareketler ikna edici olmadığı gibi Türkiye'ye Almanya kamuoyunda da zarar veriyor, Alman vatandaşlarının Türkiye'ye yardım etmek isteyen Alman hükümetini desteklemesini engelliyor.

Almanya'da dış politika tartışmalarının aşırı duygusal olduğu, etik argümanlara odaklandığı eleştirisini getiriyorsunuz. Türkiye tartışmalarını da bu kapsamda mı görüyorsunuz?

Evet tabii ki. Mesela Eylül sonunda Almanya'ya gelecek olan Erdoğan'ın protokol kuralları uyarınca, törenle karşılanıp karşılanmaması gerektiğini ciddi ciddi tartışanlar var. Kusura bakmayın ama bunların tartışılması dahi söz konusu olmamalı. Tabii ki Almanya Sayın Erdoğan'ın diplomasi ve saygı kurallarının gerektirdiği gibi en saygılı şekilde ağırlamalı. Bunun yapılmaması gerektiği tartışmaları dış politikanın tipik bir duygusallaştırma örneği."

 

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.