Oca 18 2018

Gün Ortası: Rusya-Türkiye ortaklığına ABD'den Suriye'de 'ordu kurmuyoruz' hamlesi

 

Türkiye, ABD tarafından Suriye'de YPG'nin de dahil edildiği SDG bünyesinde 30 bin kişilik bir ordu kurulacağı iddiaları ile ilgili 'terör ordusu' gibi en üst perdeden eleştirileri peş peşe sıralarken, ABD'den şaşırtan bir açıklama geldi.

Pentagon yazılı bir açıklama ile, ordu kurulmasının sözkonusu olmadığını, sahadaki yerel güçlerin IŞİD'e karşı mücadele için eğitildiğini açıkladı. 

Rusya ile Türkiye'nin Suriye'de, ABD'nin planlarına karşı ortak hareket ettiği görüntüsünün tam ortasında, ABD'nin 'ordu yok' açıklaması, Suriye'de ABD'ye yönelebilecek ortak tepkinin önünü alma ve tansiyonu düşürme çabası olarak nitelendiriliyor. 

Buna karşın, adı her ne olursa olsun ABD'nin hem silah hem de lojistik desteğiyle YPG unsurlarını güçlendirdiği aşikar. Bu nedenle 'ordu kurmuyoruz' açıklamasının Ankara için ne kadar tatmin edici olup olmadığı hayli tartışmalı.

Bu hareketli gündemin ortasında Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar yanına MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı da alarak Rusya'ya gitti. Gündem Suriye ve Türkiye'nin YPG'yi hedef almaya niyetlendiği Afrin operasyonu. 

Eski 'müttefik' ABD ile Suriye anlaşmazlığı ile zirveye çıkan krizin ortasında, Ankara Rusya'nın yanısıra AB'nin de kapısını aşındırmaya başladı. 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Fransa ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Almanya ziyaretinin ardından, Erdoğan Mart ayında düzenlenmesi planlanan AB liderleri zirvesine katılacak. 

Almanya ile tutuklu Alman vatandaşları karşılığında silah satış ambargosunun kaldırılması ve PKK'lıların iadesi konularında pazarlık sürerken, dün Almanya'nın çok sayıda PKK sempatizanı hakkında soruşturma başlattığı haberleri geldi. 

Bugün gündeme bir başka önemli haber daha düştü. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) dünyadaki gelişmeleri ve ülkelerin insan hakları performansını değerlendirdiği raporunda Türkiye'yi "Popülist ve insan hakları karşıtı güçlerin serpildiği, direnişin ise bastırıldığı ülkeler" arasında saydı.

Rapor deyim yerindeyse Türkiye'yi yerden yere vurdu ve yargı bağımsızlığının olmadığı tespitinde bulunurken, "Erdoğan Türkiye’nin demokratik sisteminin büyük kısmını yok etti" eleştirisinde bulundu.

HRW aynı zamanda, işkence ve kötü muameleyle ilgili bölümünde, polisin bu muameleleri sürdürdüğüne dair haberlere dikkat çekti ve hapisteki gazeteciler ile Kürt siyasetçileri hatırlattı.

İçerde ise CHP İstanbul İl Başkanlığına seçilen Canan Kaftancıoğlu'nun görevi devralırken, hakkında başlatılan karalama kampanyasına verdiği yanıtlar gündemin ana başlıkları arasındaydı.

Kaftancıoğlu, Gezi Parkı eylemlerinde yüzü kapalı biçimde yer aldığı iddialarını reddederken, eşinin domuz eti yediği iddiasının Erdoğan tarafından dile getirilmesine de tepki gösterdi:

"Askerlerin yenildiği etlerle ilgilenilseydi Türkiye bu hale gelmezdi. Eşim kul hakkı yemediği sürece gerisinin hiçbir önemi yok."

İç gündemin önceki haftalardan devreden bir diğer konusu da 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Erdoğan'ın karşısında cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağı.

Güle' yakınlığı ile bilinen köşe yazarı Fehmi Koru, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu'nun, Gül'ün kendi partilerinden adaylığına açık olduklarını aktardığı mesajı kamuoyu ile paylaştı.

Koru basın mensupları ile Karamollaoğlu'nun buluştuğu o toplantıdaki gözlemini şöyle aktardı:

“(Karamollaoğlu) Abdullah Gül olabilir mi?” sorusuna, “Değerli bir isim, bizim eski arkadaşımız, cumhurbaşkanlığı yaptı, istenilen vasıflara uygun bir insan” cevabını verdi."

Gül'ün bu dolaylı davet karşısında ne tavır alacağının önümüzdeki günlerde netleşmesi bekleniyor.

Türkiye'nin rutinlerinden biri haline gelen bir diğer alan da gazetecilerin yargılanması ve kimi durumlarda uzun süren hapis cezaları ile karşı karşıya kalmaları.

Gazeteci-yazar Hasan Cemal, bugün "Çekilme Günlüğü" yazı dizisiyle ilgili 13 yıl hapis cezası istemiyle yargılandığı davada yeniden hakim karşısına çıktı ve ifadesinde 'Barışı savunmaya devam edeceği'ni söyledi.

Cemal savunmasında barış ve demokrasi temasının altını çizdi:

"Ben barışı savunuyorum.

Hukukun üstünlüğünü savunuyorum.

İfade özgürlüğünü savunuyorum.

Tüm farklılıkların bir arada, aynı çatı altında ve barış içinde yaşamalarından yanayım.

Kısacası:

Demokrasiyi savunuyorum."