Mar 07 2018

İsrail'in Haaretz gazetesinde yorum: 'Erdoğan, Trump’ı Osmanlı tokadıyla tehdit ediyor'

Türkiye, Ankara’nın Washington ile ilişkisinin kritik bir şekilde “düzeldi” ya da “tamamen yok oldu” seviyesine geldiği konusunda uyarıyor. ABD de Rusya’yı uzak tuttuğu sürece Türkiye’nin bu “küstahlığını” yutmaya hazır.

Efsaneye göre acımasızlığı ile bilinen Sultan 4. Murad, 1634’te Sadrazam’ı aşağılayan iki yeniçeriyi bir tokatla öldürmüş. Osmanlı askerlerinin eğitimini aldıkları Osmanlı tokadı işte bu olaya dayanıyor. Söylenenlere göre, böylesi bir tokay bir erkeğin kafatasını çatlatabilir, hatta bir atı öldürebilirmiş. 

Yaklaşık iki hafta önce Osmanlı tokadı siyaset sözlüğüne geri döndü. ABD yönetiminin eğer Suriye’nin Kürt bölgesindeki birlikleri saldırıya uğrarsa ateşle karşılık vereceklerini açıklamasa Recep Tayyip Erdoğan kendince bir tehditle cevap verdi. Türk Cumhurbaşkanı “Karşılık veririz diyenler Osmanlı tokadını hiç tatmamışlar” diye uyardı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da birkaç gün önce Ankara’nın Washington ile ilişkisinin çok “kritik bir noktaya” geldiğini,  ya işlerin “düzeltileceğini” ya da “tamamen bozulacağını” söylemişti.

“Osmanlı tokadı” konuşmasından iki gün sonra, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı ile üç buçuk saatlik bir görüşme yapmak için başkente geldi. Tillerson’ın “Osmanlı tokadı” terimini anladığı şüpheli çünkü protokolden farklı olarak kendi çevirmenini getirmedi ve Çavuşoğlu’nun çevirmenliğine güvendi. 

Ama Ankara ve Washington arasındaki husumet o kadar zehirlenmiş ki, geçen hafta da Erdoğan, Trump yönetimine parmağını sallayarak ABD'nin sözlerini değil eylemleri beklediğini söyledi. Sanki Türkiye, bağımlı bir devlete nasıl davranacağını söyleyen bir süper güç gibi  görünüyordu.

Bununla eşzamanlı olarak ABD Kongresi, Ankara’nın Washington’a yönelik tutumuna karşı yaptırım uygulanması planlarıyla çalkalanıyor. Capitol Hill’in [ç.n. Washington’da yönetim binalarının olduğu tepenin adıyla parlamento kastediliyor] Türkiyeli üst düzey yetkililere vize yasağı getirmeyi ve Türkiye’nin yıllık gelirinin 100 milyon dolarını oluşturan Türk-yapımı tabanca ithalatını yasaklamayı planladıkları yönünde söylentiler var. 

Erdoğan, Washington’ın ikilemini anladığı için hakaretlerini sürdürüyor. Geçen hafta, BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye’de 3o günlük ateşkes ve bombardıman altındaki 300 bin doğu Guta’lıya yardım kararının ardından Erdoğan, bu kararın Türkiye’nin Kürtlerin kontrolündeki Afrin anklavında sürdürdükleri harekatı kapsamadığını deklare etti. Buna karşılık ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert “Türkiye’ye dönüp BM kararını yeniden okumayı tavsiye ettiklerini” söyledi. Erdoğan belli ki böylesi bir ihtarı bekliyordu: Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, Nauert’in yorumlarının “temelsiz” olduğunu, “kararın odak noktasını anlayamadığını ya da bunu bozmak istediğini” söyleyerek “Türkiye’nin Afrin’de BM Şartı’nın 51. maddesinde yer alan kendini koruma hakkını kullandığını” savundu. 

Türkiye, Suriye'deki gelecekteki varlığına ilişkin net bir politika üzerinde henüz karar vermeyen ABD yönetiminden - özellikle ABD güçlerini Suriye dışına sürmek için Ankara'yı kullanan Rusya ile ittifakı nedeniyle - taleplerde bulunabileceğine inanıyor. Bununla birlikte Rusya, hem Suriye’deki Türk varlığının Esad rejimi tarafından kontrol edilen birleşik bir devletin kurulmasına müdahale edeceği hem de Suriye’deki krizin çözümüne ilişkin Moskova liderliğinde yürütülen siyasi sürecine Kürtlerin katılımına verdiği önem nedeniyle Türkiye'yi tamamen desteklemek için hiç acele etmiyor. Rusların cevabı, Moskova'nın yalpalamalarına açıkça vurgu yapıyordu. 

Esad ile pazarlık etmeyi şiddetle reddeden Türkiye, Rus tutumu karşısında küçüldü. Suriye'de güvenli bölgeler oluşturmaya karar veren Rus-İran-Türkiye ekseninin bir tarafı ve ülkenin geleceği konulu müzakerelerin bir ortağı olan Ankara, Moskova ile kafa kafaya gelme ihtimalini göze alamaz. Türkiye Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Rusları rahatlatmak için geçtiğimiz hafta televizyonda yaptığı konuşmasına kelime oyunlarına başvurarak Türk istihbarat yetkililerinin “olağanüstü koşullardaki bazı problemleri çözmek için doğrudan veya dolaylı olarak temas kurabileceğini” söyledi: ne Esad’ı tanıdı, ne de tamamıyla görmezden geldi. 

Türkiye’nin Suriye’deki eylemleri Erdoğan’ın son birkaç haftada yürüttüğü siyasi stratejiden ayrı düşünülemez. Türkler, Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleriyle ilgili Erdoğan’ın erken seçim çağrısında bulunacağına inanıyor, seçimler belki belirlendiği tarihten bir buçuk yıl erken, Temmuz ayında gerçekleşecek. Spekülasyonlar, Devlet Bahçeli liderliğindeki aşırı milliyetçi muhalefet partisi Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile ittifakıyla alevlenmiş durumda. Geçen hafta gerekirse Zeytin Dalı Harekatı’nda canını vermeye hazır olduğunu açıklayan Bahçeli’nin Erdoğan’a ihtiyacı, Erdoğan’ın seçimlerde çoğunluğu kazanmak için aşırı milliyetçilere olan ihtiyacından az değil. 

Afrin’deki askeri harekat Türkiye’de geniş bir destek topladı ve bu destek sadece Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin destekçileriyle sınırlı değildi. Muhtemelen, ABD yönetimi ve Avrupa Birliği üye devletlerine karşı güçlü duruşu -Erdoğan, Türkiye'nin sınırlarını gevşetirse İslam Devleti üyeleri tarafından Avrupa'da terör saldırıları gerçekleşebileceği tehdidini kullandı - Erdoğan’ın popülaritesine katkıda bulundu. Hükümeti, Temmuz 2016’daki başarısız darbeye karıştıkları iddiasıyla her hafta düzinelerce vatandaşını tutuklamaya devam eder ve Kürt hareketi yanlısı partiyi yok etmeye çalışırken Erdoğan, insan hakları ihlalleriyle ilgili uluslararası cezalardan pek de etkilenmiş değil. 

Ünlü yazar ve gazeteciler Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazl Ilcak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı; yedi Kürt milletvekili Türk parlamentosundan atıldı; Kürt hareketi yanlısı partinin lideri Selahattin Demirtaş, yargılama öncesinde 18 ayını hapiste geçirmek zorunda kaldı, devletin yayın kuruluşu, içeriği nedeniyle 208 Türk ve Kürt pop şarkısı nedeniyle yasakladı,  bu şarkıların çoğu tanınmış şarkıcılar tarafından yıllarca icra edilmişti. Bunların hepsine ek olarak, gazete ve diğer medya organlarına yönelik soruşturmalar devam ediyor. 

Erdoğan, sadece bir olayda, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in, bir yıl önce tutuklanmış bir Almanyalı Türk gazeteci olan Deniz Yücel'i serbest bırakmaması durumunda, Türkiye’nin Leopar tanklarının yenilenmesi için yapılan anlaşmayı iptal etmekle tehdit ettiğinde geri adım attı. 

Kuzey Carolina’lı Hıristiyan papazı olan Andrew Brunson ise o kadar şanslı değildi. Ekim 2016’da tutuklanan Brunson, darbe girişimine katılmakla suçlanıyor. Erdoğan, Brunson’ı Fethullah Gülen ile, ABD’de yaşayan ve Erdoğan’ın darbe girişiminden sorumlu tuttuğu Müslüman imam ile değiş tokuş etmeye istekli olduğunu söyledi. 

Her durumda, Türkiye'nin iç cephesi, ordunun Suriye'deki eylemleri karşısında heyecanlı ve Erdoğan’a döneminde Atatürk’e verilen yetkileri tanıyacak bir erken seçime hazır.