Burak Tuygan
Haz 09 2019

Türkiye ve Katar: Diplomatik ilişkiden de öte

Gazeteci Tufan Türenç, 'Erdoğan, ailesi ve kurmayları 12 yılda tam 56 kez Katar'a gitmiş. Katar Emiri ve adamları da 45 kez Türkiye'ye gelmiş. Bu ne muhabbet böyle?' diye Twitter'dan paylaşım yaptığında tarih 25 Mart 2015.

Türkiye'nin büyük bir riski göze alarak Katar'ı Körfez ülkelerinin saldırısından korumak için asker göndermesinden iki yıl üç ay, Katar Emiri'nin 500 milyon dolarlık özel jetini Erdoğan'a hediye etmesinden üç buçuk yıl, daha sonra bir yangınla kül olan Trabzon'daki ormanları Erdoğan'ın Katar Emiri'ne helikopterle gezdirmesinden bir buçuk yıl önce atılan bir tweet.

Daha doğrusu Türkiye kamuoyunun Erdoğan'ın Katar'a olan sevdasını çok da fark etmediği bir tarihte o tweeti atmış Türenç.

Sonra neler mi oldu? Bazen Katar Emiri ayda iki kez Türkiye'ye geldi. Erdoğan'ın en çok yurt dışı gezisini yaptığı ülke, en çok telefonla konuştuğu lider oldu Katar ve lideri. Ama 15 Ağustos 2018'de kamuoyu ile öyle bir fotoğraf paylaşılmıştı ki, belki de iki ülke ilişkilerini tam da özetleyen bir kareydi:

Erdoğan, damadı Berat Albayrak, Katar Emiri Şeyh Tamim el Sani ve ailesinden Maliye Bakanı aynı masa etrafında oturmuştu. Tıpkı iki aile arasındaki iş görüşmesi gibi. Toplantıdan sonra da Katar Emiri, Türkiye'ye 15 milyar dolarlık yatırım sözü verdi. Ama neye karşılık olacağı hiçbir zaman açıklanmadı.

2 milyon 600 bin insanın yaşadığı, ancak 313 binin vatandaş olduğu Basra Körfezi'nin bu küçücük ülkesi, bir doğalgaz okyanusu üzerinde bulunuyor.

Katar'ı göz önünde tutan diğer bir özelliği ise ABD'nin Ortadoğu'yu kontrol ettiği El Udeyd Üssü'ne ev sahipliği yapması. Suudi rejiminin bu üssü alabilmek için nasıl bir çaba içinde bulunduğu Batı medyasında sık sık konu oluyor.

Türk ve dünya kamuoyu, Erdoğan ve Katar Emiri Şeyh Tamim arasındaki 'olmazsa olmaz' boyutuna gelen ilişkisini 5 Haziran 2017'de net bir şekilde gördü.

Başını Suudi Arabistan'ın çektiği Körfez ülkeleri ve Mısır'ın saray darbesine hazırlandıkları Katar'ın yardımına gözü kara bir şekilde koşan tek ülke Türkiye, daha doğrusu Erdoğan oldu.

Erdoğan adeta Tamim'i ipten aldı. Hatta havuz medyası akabinde “Darbeyi zamana karşı yarışıp Şeyh Temim’in sarayını korumaya alan Türk birlikleri durdurdu” manşetleri dahi attı.

Peki, Katar Türkiye için neden bu kadar önemli? İddia edildiği gibi Erdoğan ve Katar Emiri arasında bir kirli para trafiği mi var? Yoksa her şey bölgede rol kapmak için yapılmış bir ittifakın gerekliliği mi?

Her gün dengelerin değiştiği, ittifakların kurulup bozulduğu, bir ülkede düşman olanların başka bir ülkede birlikte hareket ettiği bir coğrafyada Türkiye ve Katar eşine ender rastlanır bir işbirliği içinde.

Suriye'den Sudan'a, Libya'dan Mısır'a hemen her noktada eşgüdüm içinde hareket edebiliyorlar.

Aysbergin küçük bir kısmını ilk olarak Arap Baharı sırasında gördük.

Mübarek'in gitmesi gerektiğini en fazla vurgulayan iki ülkeydi Türkiye ve Katar. Mübarek'in devrilmesinde Katar merkezli El Cezire'nin rolü en az blucinli Facebook gençliğinin mücadelesi kadar etkiliydi. Tahrir'den 24 saat yayın yaparak dünya televizyonculuk tarihinde bir ilke imza attı.

Sahadaki diğer bir isim ise şüphesiz Erdoğan'dı. Göstericilerin Tahrir Meydanı'nda kamp kurup 'milyon yürüyüşleri' düzenlemeye başladığı sırada Mübarek'e seslenen Erdoğan kibar bir dille git diyordu:

“Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’e çok samimi tavsiye, çok içten bir uyarıda bulunmak istiyorum. Bizler faniyiz, kalıcı değiliz. Müslümanlar olarak hepimizin gideceği yer, iki metreküp çukurdur. Bizler halk için varız, halkımız için bu görevleri yapıyoruz.  Yarın öldüğümüzde seninle beraber gelen sadece kefen olacak. Onun için diyorum; halkın haykırışına son verecek insani taleplerine kulak verin.”

Bölgede hangi emirlik, şeyhlik, krallık gitse en büyük alternatif Müslüman Kardeşler'di. Mısır'da da düzenlenecek ilk demokratik seçimleri bu hareketin kazanması içten bile değildi.

Gelişmeler tahmin edildiği gibi oldu ve Muhammed Mursi liderliğindeki İhvan 2012'de iktidara geldi. En büyük ve güçlü destekçileri Türkiye ve Katar'dı.

Ortaya çıkan manzara şeyhler, emirler, krallar, onlarca yıllık diktatörler için tam bir kıyamet senaryosuydu.  Kısa sürede beklenen hamleler geldi. İhvan'ın Mısır'da darbe ile görevden uzaklaştırılması bir anda Arap dünyasında beklenen baharı kışa çevirdi. Ardından Libya, Yemen, Suriye kana bulandı. Yüzbinlerce insan hayatını kaybetti ve hala da her gün yüzlercesi ölüyor. Tunus ise bu sert kışı en hafif atlatan ülke oldu.

Mısır'da, Mübarek'ten çok daha katı bir Sisi rejiminin gelmesi, Türk-Katar ortaklığını da etkiledi. Ankara ve Doha'nın üzerinde oyun kurguladığı Müslüman Kardeşler, rejimleri tepe taklak etmeyi umarken, bir anda darbe üstüne darbe yemeye başladı.

Mısır kısa sürede hareketi terörist ilan etti. En büyük destekçisi Katar dahi, Körfez ülkeleri ve Mısır'ın artan tehditleri ve büyükelçilerini geri çekmesi üzerine hareket liderlerinin ülkeyi terk etmesini istedi. Daha güçlü durumdaki Türkiye bu liderlere kapılarını açtı. Hatta daha da ileri giderek İhvan ve diğer muhaliflerin büyük bir medya ağı kurmasına da öncülük etti.

Mısır'da İhvan'ın devrilmesi iki ülkeyi daha da yakınlaştırma gereği doğurdu. Daha önce temelleri atılan askeri işbirliği 19 Aralık 2014'te imzalanan anlaşma ile Katar'da bir askeri üs açılmasını öngörecek şekilde genişletildi. İlk 100 kişilik Türk birliği de 2015'de Türkiye'ye tahsis edilen El Rayyan Üssü'nde konuşlandı. 5 bin kişilik bir güce ev sahipliği yapacak olan üsse Türkiye zaman zaman zırhlı araç takviyesi yapıyor.

İki ülke 2014'te oluşturulmasına karar verilen Yüksek Strateji Komitesi'nin ilk toplantısını Katar'da, bir yıl sonra ikincisini ise Trabzon'da gerçekleştirdi. İlişkilerin ekonomik alanda hızla gelişmesinin sembolik bir anlamı olarak Katar Emiri, 2015'teki ziyareti sırasında Türkiye’nin en pahalı evi olarak bilinen Erbilgin Yalısı’nı 100 milyon euroya satın aldı.

Türkiye ve Rusya arasında aynı yıl yaşanan uçak krizinden sonra Moskova'nın doğal gaz vanalarını kısma endişesi üzerine Katar devreye girerek, açığın likit gazla kapatılacağı garantisi verdi.

Türkiye'deki şirketleri almaya devam eden Katarlılar Finansbank ve Digiturk gibi Türkiye merkezli iki büyük şirketin yanı sıra Boyner mağazalarına ortak oldu. İstinye Bayırı’nın ismi Katar Bayırı olarak değiştirildi.

15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminde de Erdoğan'ı arayan ilk isim Katar Emiri el Sani oldu. Hatta Katar'ın 50 saray muhafızını, Erdoğan'ı korumak için Türkiye'ye gönderdiği öne sürüldü.

Bir yıl sonra 5 Temmuz 2017 ise Katar açısından çok sıkıntılı bir gündü. Günlerdir medya üzerinden Katar'ı sert bir dille eleştiren Suudi Arabistan liderliğindeki Körfez ülkeleri ve Mısır, kara, hava ve denizden abluka uygulamaya başladı.

Amaç, El Sani ailesi içinde bir saray darbesi yapmaktı. Krizin ilk günü Erdoğan Suudi Arabistan ve Katar arasında arabuluculuk girişimlerinde bulundu. Ancak girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine açıkça Katar'ın yanında yer aldığını ilan etti.

Katar Emiri'ni ilk arayan isim olan Erdoğan, sert bir dille eleştirdiği ambargoyu 'İslami değerlerle bağdaşmayan bir idama mahkûmiyet kararı' olarak adlandırdı. Gerektiğinde bu ülkeye ek asker gönderebileceğini ilan etti.

İran üzerinden kargo uçaklarıyla Katar'a gıda yardımında da bulunan Türkiye, ülkedeki rafların Türk ürünleriyle dolmasını sağladı. Türkiye Büyük Millet Meclisi ise ablukadan iki gün sonra Katar'a asker konuşlandırılmasını kabul eden yasayı onayladı.

Türkiye'nin Katar'ın yanında yer alması Suudi Arabistan, Mısır, Emirlikler ve Bahreyn blokunu oldukça rahatsız etti. Birkaç gün sonra yayınladıkları 13 maddelik deklarasyonda, Katar'a ablukanın kaldırılması için şart koştukları maddeler arasında bu ülkedeki Türk üssünün kapatılması da bulunuyordu.

Katar, Türkiye'nin yardımı ve Batılı ülkelerin de sessiz kalmasıyla ablukadan ciddi bir yara almadan kurtuldu. Bunda şüphesiz İran'ın da payı büyüktü. Tıpkı Türkiye gibi, krizin ilk gününden itibaren hava ve denizden Katar'a gıda yardımında bulunan Tahran'ın bu jestine Doha da anında karşılık verdi ve bir ay sonra, İran'la tüm diplomatik ilişkilerine normalleştirme kararı aldı.

Türkiye'deki darbe girişimi ve Katar'a abluka, iki ülke ilişkilerinin daha da derinleşmesine yol açarken, 2017 itibariyle iki ülke arasındaki ticaret hacmi her ne kadar göz kamaştırıcı olmasa da, Türk şirketlerinin Katar'da aldığı ihalelerin miktarı 11.6 milyar dolara, Katarlı şirketlerin Türkiye'deki yatırımı 20 milyar dolara ulaştı.

2018'de Türk Lirası'nda görülen hızlı düşüşe çare olarak yine Katar devreye girdi.

Erdoğan, Berat Albayrak, Kral el Sani ve Katarlı maliye bakanlarının yaptığı dörtlü görüşmeden sonra Erdoğan yaptığı açıklamada, Türk Lirası'na yönelik saldırıların püskürtülmesi için Katar'dan 15 milyar dolarlık yatırım geleceğini duyurdu.

Ancak Katar'ın, gecikmeli olarak yardım paketini açıklaması anında havuz medyasının tepkisini çekmiş, AHaber ve Takvim gazeteleri yaptıkları yayınlarla Katar'ın Türkiye'ye yapılan ekonomik saldırılara karşı sessiz kalmayı tercih ettiği öne sürüldü. Kısa süre sonra gelen yardım açıklaması üzerine her iki yayın kuruluşu bu yöndeki haberlerini anında yayından kaldırdı.

Yardım kararı hükümet yanlısı medyada bu kez adeta bayram havası estirdi. Katarlıların dolarlarını bozdurup Türk Lirası aldıkları yönünde haberler yapılırken, AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar ise Twitter’dan yaptığı paylaşımda, “Katar 15 milyar dolarlık yatırım kararı aldı, ABD borsası çöktü, dolar çakıldı, geceniz hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.

Libya ve Sudan'da tam bir birliktelik sergileyen iki ülkenin Halife Haftar liderliğindeki güçlere karşı bizzat sahaya inerek Trablus hükümetine drone ve zırhlı araçlarla yardım etmesi, Mısır, Suudi Arabistan ve Emirliklerin sert tepkisini çekiyor.

Ancak Sudan'da Ömer Hasan el Beşir yönetiminin devrilmesi Türkiye ve Katar cephesinde derin bir endişe ile takip ediliyor. Benzer bir yenilginin Libya'da da yaşanması durumunda sıranın Somali'ye geleceği belirtiliyor. Somali'de Türkiye'nin büyük bir askeri üssü bulunuyor.

Katar'ın yıllardır büyük bir destek verdiği Müslüman Kardeşler’i aslında Türkiye ve Erdoğan çok yakından tanımıyordu.

Tanışıklık Arap Baharı ile birlikte başladı. Hatta Türk gazetecilerle bir görüşmesinde dönemin Müslüman Kardeşler Lideri Muhammed Mehdi Akif, Erdoğan hükümeti içinde çok fazla tanıdıkları olmadığını, dolayısıyla Erdoğan'ın ideolojisi hakkında net bir bilgiye sahip olmadıklarını belirtmişti.

Ancak Katar için durum çok farklı. Muazzam bir sermayesi ve geliri olmasına rağmen çok az bir nüfusa sahip Katar'ın bölgesel ve küresel çapta bir güç haline gelme hayalleri bulunuyor. Bunun için de Müslüman Kardeşler gibi Ortadoğu, ABD ve Avrupa'da çok iyi örgütlenen bir hareket üzerine stratejiler kurdu.

Demoklesin kılıcı gibi yanı başında duran iki bölgesel güç Suudi Arabistan ve Emirliklerin tüm baskı, ambargo ve siber saldırılarına karşı İhvan’ı hiçbir zaman tam anlamıyla yüzüstü bırakmadı.

Hatta ambargoya maruz kaldıkları 2017'de, Kahire'de vefat eden Müslüman Kardeşler’in eski liderlerinden Muhammed Mehdi Akif'in gıyabi cenaze namazının tüm Katar camilerinde kılınmasına izin verdi. Cenaze törenine, İsrail'in en çok aradığı isimlerden olan Halit Miş'al de katıldı.

Katar ve Türkiye'nin Müslüman Kardeşler konusunda geri adım atmaması, karşı cephede zoraki bir yumuşamaya sebep olmuş görünüyor.

Bu yumuşamanın izleri geçtiğimiz Mayıs ayı sonunda Mekke'de yapılan İslam Konferansı Teşkilatı ve Körfez İşbirliği Teşkilatı zirvelerinde de görüldü. Ev sahibi Kral Salman bin Abdulaziz, Katar'ı zirveye davet etti.

Davete icabet eden Katar, zirvede başbakan tarafından temsil edildi. Her ne kadar Türkiye, düşük profille zirvede temsil edilse de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Kral Salman'la telefonda görüşmesi, gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetiyle zor bir dönemece giren iki ülke ilişkilerinin zor dönemi geride bıraktığı yorumlarına sebep oluyor.

Yukarıda saydıklarımız, iki ülke ilişkilerinin görünen bazı noktaları. Mesela iki ülke ilişkilerinin aslında 2009'daki Katar doğalgaz boru hattının Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınması fikriyle yeni bir dönemece girdiği yönündeki iddialar kamuoyunun çok iyi bildiği bir konu değil.

Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan krizin Avrupa'ya doğal gaz sevkiyatını sekteye uğratması üzerine konunun gündeme geldiğini belirten Robert Kennedy, Şubat 2016'da Politico dergisinde yazdığı bir makalede Katar ve Türkiye'nin 2009'dan itibaren Katar doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaşmasını sağlayacak bir boru hattı döşenmesini tartıştıklarını ancak Suriye'deki savaşla birlikte bu planın suya düştüğünü belirtiyor.

Suriye'deki savaşın başlarında Suudi Arabistan'la birlikte aktif olarak muhaliflere destek veren Türkiye ve Katar, 2013'ün başlarında Şii milislerle aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 2 bin 130 kişi arasındaki esir değişiminde de önemli bir rol oynamış, Katar daha sonra yine Suriye'de Şii milislerce kaçırılan bazı vatandaşlarının serbest bırakılması için 1 milyar 150 milyon dolarlık fidye ödeyince başta Körfez ülkeleri olmak üzere dünyada büyük bir tepki çekmişti.

Türkiye'deki muhalefet partilerince 'bir devlet, iki millet' sözüyle eleştirilen Türkiye-Katar ilişkilerinin bölgede devam eden olayların gölgesinde daha ne kadar ileri gideceğini kestirmek güç. Ancak şu rahatlıkla söylenebilir ki, iki ülke liderlerinin kurduğu ilişki ağını sadece siyasi konjonktüre göre değerlendirmek kesinlikle yanlış. Özel uçaklarla sık sık yapılan karşılıklı ziyaretlerin içeriğinin bir şekilde net olarak ortaya çıkması gerekiyor.

*Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

© Ahval Türkçe