Hafter'in ateşkesi reddi Türkiye'nin hamlesini boşa mı çıkardı?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Libya Ulusal Ordusu Lideri Halife Hafter’in dün Moskova’da Libya’da ateşkes sağlanması için düzenlenen görüşmeleri apar topar terk etmesine çok sert tepki gösterdi. Erdoğan, "Önce evet dedi, sonra kaçtı" diye konuştu.

Rusya’nın öncülüğünde sağlanan ateşkes ve akabinde Moskova’da kurulan barış masasının bir anda dağılması Türkiye’nin Libya’da aktif oyuncu olma hayallerini de şimdilik suya düşürdü.

Rusya, Hafter’i ikna etmek için son ana kadar mücadele edeceğini açıklasa da Hafter’in aniden masayı terk etmesi taraflar arasında çok ciddi görüş ayrılıkları bulunduğunu gösteriyor. Daha önce medyaya sızan bilgilere göre Hafter’in ön şartlarından birinin Türkiye’nin Libya’yı derhal terk etmesi olduğu yönündeydi. Bugünkü konuşmasında Hafter’i hedef alan Erdoğan, "Sürdüğü şartlar gerçek yüzünü gösteriyor. Ateşkesi reddetmesi bizi hiç şaşırtmadı" dedi.

Erdoğan’ın konuşmasında ağırlıklı olarak Misrata’da yaşayan ve kendilerini Köroğlu olarak adlandıran halklarla ilgili de ilk kez konuşması dikkat çekti: "Osmanlı'nın önemli bir parçası olmuş Libya ile derin tarihi ve sosyal bağlarımız vardır. Kimse bizden ülkemizden yardım isteyen Libyalı kardeşlerimize sırtımızı dönmemizi bekleyemez. Bu ülkede darbeci Hafter'e tabi olmayan kardeşlerimiz var. Hafter onları yok etmek istiyor. Hafter'in etnik temizliğe tabi tuttuğu Osmanlı bakiyesi Köroğlu Türkleri de var. Hafter onları da yok etmenin peşinde." 

Son gelişmeler, sahip olduğu yeraltı kaynakları ve konumu ile Libya’nın bu yıl dünyanın en önemli gündem maddelerinden biri olacağını gösteriyor. Ortadoğu’da tabi cevabı merakla beklenen başka pek çok soru da var. Bölge kaynayan bir kazan. Birkaç kez sokaklara inen ama her defasında kanlı bir şekilde bastırılan göstericiler İran’da beklenen değişimi sağlayabilecek mi? Devlet otoritesinin kalmadığı ve yönetimin geçtiğimiz günlerde öldürülen Kasım Süleymani tarafından Şii gruplar arasında bölüştürüldüğü Irak iyice kaosa mı bürünecek? Suriye, Yemen, Doğu Akdeniz, İsrail-Filistin, Katar-Körfez ülkeleri krizi, Sudan’da yeşeren demokrasi ümitleri, Cezayir ve Lübnan’da devam eden gösteriler vs. hangi yöne evrilecek? Bu soruların hiçbirinin kesin cevabı yok. 

Ancak tüm bu ciddi olaylara rağmen Türkiye’nin bu yıl en fazla konuşulacak ülke olması kuvvetle muhtemel. Türkiye fiilen iki cephede birden savaşıyor. Ve her ikisinde de karşısında dost görünümlü bir düşmanı var; Rusya.

Erdoğan’ı bu iki ülkede ayakta tutan, ab-ı hayat veren Rusya. Moskova da her iki ülkede fiilen savaşıyor ancak barış görüşmelerinin mutlak hakimi. Bunun aksine Türkiye ise sadece savaşıyor ve Rusya’nın gölgesinde barış gülücükleri dağıtıyor.

Dün Rusya’da tarihi günlerden biri yaşandı. Rus Lider Vladimir Putin bir barış şov yapmaya çalıştı. Hem de bölgedeki iki aktif savaşın taraflarıyla. Şimdilik hedefini ıskaladı. Taraflardan Halife Hafter ateşkes masasına oturmadan apar topar ülkesine döndü. Türkiye’nin ayakta tutmaya çalıştığı Fayyez Serrac ise ateşkesi imzaladı, ancak bir hükmü kalmadı.

Dikkatlerden kaçan asıl önemli olay ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘terörist’ dediği ve hiçbir şekilde masaya oturmayacağını ilan ettiği Suriye Lideri Beşşar Esad’la resmen el sıkışması. Tabi bu el sıkışma şimdilik istihbarat şefleriyle. Büyük Patron Putin’in çizeceği yol haritasına göre Erdoğan’la Esad’ın da aynı karede görüntülenmesi hiç de uzak bir ihtimal değil.

Fakat ismi ister ateşkes veya barış anlaşması olsun Türkiye’nin üzerinde bulunduğu zemin her iki ülkede de çok kaygan. Daha ne kadar ayakta durabileceği kestirilemiyor. Sürekli düşüp kalkıyor, kenarlara vuruyor. Ama her kalkışında da küheylanlar gibi bağırıyor.

Suriye’deki gelişmelerin hangi yöne evrileceği bilinmiyor. Sahada Erdoğan ve Putin arasında sağlanan bir anlaşma var ama bu anlaşmanın ne için olduğu bilinmiyor.

Bugünkü konuşmasında Erdoğan, "Geçtiğimiz günlerde Rus muhataplarımızla görüşmelerimiz neticesinde İdlib'de yeni bir ateşkes ilanında başarılı olduk. Bundan önceki ateşkesleri bozan hep rejimdi" diyen Erdoğan, "Bu defa durum farklı. Siyasi sürecin ilerlemesini engellemeye çalışan rejimi kan döken eylemlerinden vazgeçirmek herkesin sorumluluğu. Gerekirse rejimin ateşkesi bozma girişimlerini bizzat önlemekte kararlıyız" ifadesini kullandı.

Ancak dün Rusya tarafından yapılan açıklamada varılan ateşkes çerçevesinde sivillerin İdlib’den çıkmaları için beş kontrol noktasının oluşturulduğu belirtiliyor. Bu ne anlama geliyor? Rusya ve Suriye rejim güçleri bölgeye topyekun bir saldırı başlatarak, muhaliflerin elindeki son bölgeyi de ele mi geçirecek?

İdlib’in düşmesinden sonra sıra sıranın Türkiye’nin işgal ettiği bölgelere gelmesinin önünde artık hiçbir engel yok.

Nasıl ki Türkiye, Libya’ya BM tarafından tanınan hükümetin talebiyle geldiğini belirterek Hafter’i terörist ilan ettiyse, benzer durum Suriye’de Türkiye için de geçerli. Suriye rejimi her ne kadar bazı Batılı ülkeler tarafından tanınmasa bile hala ülkenin meşru tek gücü. Ve bu meşru güç de Türkiye’yi işgalci ilan ediyor.

Suriye’de İdlib’in düşmesi ile birlikte dengeler tamamen değişecek. Binlerce militanın bulunduğu İdlib adeta bir arı kovanı gibi. Kovan patlayınca bu arıların nereye gideceği bilinmiyor. Pek çoğu belki Türkiye’nin işgali altındaki bölgelere kaçacak. Bu da rejim ve Rusya’nın peşlerinden gelmesi demek. Veya Türkiye’ye kaçacaklar. Bu daha da büyük bir bela…

Türkiye’yi bekleyen diğer bir tehlike ise mülteciler. Erdoğan’ın bugünkü konuşmasına göre en az 400 bin İdlib’li Türkiye’ye doğru yollara düşmüş durumda.

Kürt sorunu konusunda nihai bir anlaşmaya varılmış değil. Kürtlerle rejim güçlerinin karşı karşıya gelmesi ABD’yi tekrar bölgeye döndürebilir. Yeniden bir dönüş Türkiye için hiç de iyi olmaz. Çünkü ABD günah çıkarmak isteyecektir.

Erdoğan ve Esad’ın birbiri aleyhine sarf ettiği ağır sözleri ise tekrarlamaya dahi gerek yok. Gerçi Putin de Erdoğan’a Esad’dan hatta Trump’tan dahi geri kalmayan ağır sözler sarf etmişti ama sonuçta, Erdoğan için dış politikada ‘diklenme’ yok, ‘dik durma’ var. Sarf edilen sözlerin unutulduğunu, bir gün tekrar karşısına konacağını unutmuş gibi dik duruyor.

Erdoğan da Putin de Libya’da birbirini arzuluyor. Nasıl iyi anlaştıklarını Suriye’de gösterdiler. Birbirlerinin dilinden anlıyorlar. Ama Libya’da dengeler Suriye gibi değil.

Bir kere bu ülkede petrol var. Avrupa’nın hemen yanı başında. Kontrolsüz hareket eden onlarca kabile ve bunlara bağlı faaliyet gösteren militan gruplar sürekli saf değiştirebiliyor. Türkiye artık çok kötü bir imaja sahip; hem Osmanlı geçmişinden dolayı işgalci ve hem de IŞİD-El Kaidevari gruplarla yakın ilişkisinden dolayı İslamcı olarak adlandırılıyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz de cabası.

Tüm bunları kenara koyup Libya’da son birkaç günde yaşanan gelişmelere baksak dahi Türkiye’nin nasıl bir varta ile karşı karşıya olduğunu görebiliriz.

Bölgede Türkiye’nin karşısında güçlü bir ittifak oluşmuş durumda; Mısır-Yunanistan ve Mısır. ABD ve Rusya da bu ittifaka destek veriyor. Dolayısıyla Avrupa Birliği de Türkiye’yi bölgede istemiyor. Şu an Türkiye’yi kabullenebilecek iki ülke var; Rusya ve İtalya. Ancak her ikisi de gidişata göre pozisyon alabilecek ülkeler. Kaybedecek bir Türkiye’nin arkasından ağlamazlar. Ve hele hele Türkiye’nin üzerine hiç oynamazlar.

Erdoğan, Katar ve Müslüman Kardeşlerin gazıyla Libya’da bir şeyler tırtıklayabileceğini hesaplıyor. Belki bir süreliğine bunu başarabilir de, tıpkı Suriye’de şimdilik birtakım şeyler elde edebildiği gibi. Ama bu elde edilenler pamuk ipliğine bağlı. Veya Putin’in iki dudağı arasında. Putin Suriye’den sonra Libya’da da Türkiye’yi kullanarak ülkesini söz sahibi yaptı, pozisyonunu güçlendirdi.

Putin daha uzun süre Türkiye’den faydalanma yoluna da gidebilir. Neticede NATO’nun önemli bir ülkesi.

Sonuç olarak her iki ülkede de gelişmeler çok hızlandı. Ve yaşananlar Türkiye’nin çok da hayrına değil. Rusya’nın elde ettiği başarılara Türkiye de ortak olmaya çalışıyor. Ama herkes biliyor ki ortada varsa bir başarı bu Putin‘e ait. Süvari o. Ama ses veren, hamaset yapan Erdoğan.

Erdoğan’ın çaresizliği hafta sonu Berlin’de yapılması planlanan Libya Zirvesi ile ilgili sözlerine de yansıdı. Erdoğan, Pazar günü Berlin'de yapılacak zirvede bu meseleyi liderler düzeyinde değerlendireceğiz. Bu toplantıya ABD başta olmak üzere başka ülkelerden de alt düzeyde katılım olacak. Biz Tunus ve Katar'ın da masada olması gerektiğini ilgili taraflara bildirdik ama istediğimiz neticeyi alamadık" ifadelerini kullandı.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.