Türkiye’nin Libya’da ne işi var?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın klasik sözüdür ve sık sık tekrarlar; 'Eyy Amerika senin ne işin var Suriye'de?' Sonra da ABD'nin Suriye'de olmasını gerektirecek bir akrabalık, coğrafik ya da komşuluk bağının olmadığını ekler. 

Şimdi aynı argümanı Libya Ulusal Ordusu Komutanı General Halife Hafter ve en büyük destekçisi Mısır dile getiriyor:

"Türkiye Libya'da ne arıyor? Libya'da üslenen terör örgütleri Türkiye'yi mi yoksa Mısır'ı mı tehdit ediyor? Ya da Libya'daki istikrarsızlık Türkiye'ye problem olarak mı yansıyor?"

Türkiye, Suriye ile birlikte Libya'da da artık cephenin gerisinde değil en ön safta yer alıyor. Desteklediği gruplar üzerinden vekâlet savaşı yürütmekten vazgeçti, bizzat ortaya çıkarak savaşı koordine ediyor.

Libya Ulusal Ordusu'nun sıklıkla Türk yapımı dronları imha ettiğine dair haberler paylaşması, Türkiye'den gönderilen zırhlı araçların görüntülerinin sosyal medyadan paylaşılması, Türkiye'den gelen gemilerde silah yakalanması, son olarak Trablus merkezli Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti'ni askeri ve istihbari anlamda destekleyen, aralarında üst düzey general ve istihbaratçıların da bulunduğu 24 kişilik bir uzman grubunun pasaport bilgilerinin paylaşılması, Türkiye'nin savaşı aktif olarak yürüttüğünün en bariz birkaç örneği.

Türkiye'nin Libya macerası, Kaddafi güçlerini bombalayan NATO'ya karşı Erdoğan'ın, 'NATO'nun Libya'da ne işi var?'  sözü ve Kaddafi muhaliflerinin silahlandırılmasına karşı çıkmasıyla başladı. Ancak çok geçmeden Türkiye'nin Bingazi Başkonsolosluğu önünde toplanan yüzlerce Libyalı, Erdoğan'ın kararını protesto etti, Türk bayrağını indirmeye çalıştı. 

Ve Türk şirketlerinin yaklaşık 19 milyar dolarlık bitirilemeyen projesi, yaklaşık 2,5 milyar dolarlık alacağı ile kayıplarını tahsili ve 20 bin Türk işçisinin haklarını savunmak amacıyla bu tür bir açıklama yaptığı öne sürülen Erdoğan aradan 24 saat geçmeden NATO operasyonlarına destek vermek amacıyla bu ülkeye savaş gemileri gönderdi.

Sonra Libya'da sonu gelmeyen hükümet krizleri, ardından ülkenin fiili olarak ikiye bölünmesi takip etti.

Türkiye ismi 2014'ten itibaren ağırlıklı olarak telaffuz edilmeye başlandı. Türkiye'den gelen gemilerin Libya'nın farklı limanlarına silah taşıdığına dair haberler görünür oldu medyada.

Libya iç savaşının başladığı 2011'den itibaren bu ülkede aktif bir oyuncu olmaya çalışan Türkiye'nin neden bu ülkede bulunduğuna dair pek çok iddia ve senaryo bulunuyor.

Birinci senaryo; Müslüman Kardeşler: 'Tavuk mu yumurtadan yoksa yumurta mı tavuktan çıkar' sorusunun bir benzeri 'Ortadoğu'da Türkiye mi Müslüman Kardeşleri, yoksa Müslüman Kardeşler mi Türkiye'yi kullanıyor?' şeklinde sorulabilir.

Suriye'den Sudan'a, Filistin'den Mısır'a Türkiye'nin pek çok Ortadoğu ülkesi ile ilişkilerde Müslüman Kardeşler’in etkisi inkâr edilemez.

Libya'da ise iki güç omuz omuza savaşıyor. Her ikisi için de 'kazan kazan' durumu söz konusu. Müslüman Kardeşler mi Türkiye'yi getirmek için zorladı, yoksa Türkiye mi bu hareketin etkisini kullanarak ülkede söz sahibi olmak istiyor, sorusunun cevabını bilmiyoruz, zaten çok da önemli değil.

Önemli olan biri olmadan artık diğerinin Libya'da barınamayacak olması. Kısacası her iki güç birbirinin arkasını kolluyor.

İkinci senaryo; Katar: Körfez'in bu küçücük ülkesi Türk dış politikasında belki de adından en fazla söz ettiren ülkesi durumunda. 2000'li yıllarda bu ülke ile kurulan yakın ilişkiler Arap Baharı ile birlikte zirve yaptı.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile girdiği rekabette öne çıkabilmek ve az olan insan gücünü tahkim etmek için Müslüman Kardeşler’i kullanan Katar için, Türkiye ise büyük askeri gücü, bölgesel etkisi, tarihi bağları, dini ve mezhepsel yakınlığı ve Erdoğan gibi farklı hırsları olan bir lideri ile bölgesel hedeflerine ulaşması için muazzam bir ortaktı. İran ile de flört eden Katar için Tahran ile kurulan ilişkinin asıl sebebi 'düşmanlığından emin olmak' içindi.

İki ülke ilişkileri şüphesiz karşılıklı çıkarlara dayanıyor. Türkiye belki büyük ağabey olarak Katar'ı koruyup kollayabilir, ama Katar da yeraltı kaynaklarından elde ettiği muazzam geliriyle Ankara'nın ekonomik sıkıntılarına bir nebze derman oluyor.

Bundan dolayı Libya'da Türkiyesiz bir Katar'ın tek başına Müslüman Kardeşleri denklemde tutması mümkün değil. Kısacası silahlar Türkiye'den, para Katar'dan...

Üçüncü senaryo; Erdoğan'ın Sisi saplantısı: Mısır'ın seçilmiş ilk ve tek lideri Muhammed Mursi Müslüman Kardeşler mensubuydu. Mursi devrildiğinde Erdoğan uzun süre, Sisi yönetimini tanımadığını söyledi.

Seçim meydanlarında, Sisi rejiminin Müslüman Kardeşler’e ağır bir darbe vurduğu Rabia Meydanı'na izafeten Rabia (dört) işareti yaptı. Belki de Mursi'nin devrilmesi Erdoğan'ın kafasında canlandırdığı yeni Ortadoğu'nun tamamen karanlığa gömülmesi anlamına geliyordu.

Dördüncü senaryo; petrol ve ekonomik gerekçeler: Libya, Afrika'nın en zengin petrol kaynaklarına sahip ülkesi. Az nüfusuyla neredeyse ürettiğinin hepsini ihraç edecek potansiyelde bir ülke. Kabile yapısının canlılığı, demokrasi geleneğinin olmaması Erdoğan'ı, 'bu ülke üzerinde kolay bir hegemonya kurabilirim' düşüncesine itmiş olabilir.

Ya da en azından destekleyeceği birtakım gruplar üzerinden ülkedeki pastadan bir pay alma sevdasına düşmüş olabilir. Rusya ile yaşanan uçak krizinden sonra Moskova'nın ortaya koyduğu belgelere göre Irak ve Suriye'de etkili olan IŞİD, üzerine konduğu petrolü Türkiye üzerinden uluslararası piyasalara satıyordu ve satış işinde de Erdoğan bizzat rol oynuyordu.

Benzer bir durum şu an Libya için de geçerli olabilir. Çünkü her ne kadar Halife Hafter petrol kaynaklarının büyük bir kısmını kontrol etse de, Trablus hükümetinin de kontrolünde rafineriler ve bazı yataklar bulunuyor.

Beşinci senaryo; Doğu Akdeniz doğal gaz yatakları: Son yıllarda dünya gündemine oturan Doğu Akdeniz hidro karbon yatakları konusunda, Türkiye tüm bölge ülkelerini karşısına almış durumda. Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan'ın oluşturduğu platforma diğer bölge ülkeleri de dâhil olmuş durumda.

Erdoğan'a yakın medya kuruluşlarına göre Türkiye Libya'da söz sahibi olması durumunda Doğu Akdeniz'deki yalnızlığını kırmış olacak.

Fransa, İtalya, ABD, Çin ve Rusya gibi bölgesel ve küresel güçlerin de mücadele ettiği Libya'da, Türkiye'nin daha ne kadar ileri gidebileceği bilinmiyor. Bilinen tek gerçek, Türkiye'nin Suriye'de olduğu gibi Libya'da da gittikçe daha fazla radikal gruplarla isminin anılması.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.