Türkiye'nin Trablus'taki çatışmalara müdahil olduğuna dair kanıtlar çoğalıyor – Arab Weekly

Arab Weekly’den Michel Cousins, Libya’da güncel duruma dair yazısında Türkiye’nin çatışmaya müdahalesine dair artan işaretleri özetledi. Cousins’e göre, Türkiye’nin askeri desteğini alan Ulusal Mutabakat Hükümeti güçlerinin bu sayede daha etkili saldırılar düzenlediği düşünülüyor. Libya Ulusal Ordusunun bu saldırılara yanıtıyla çatışmanın tırmandığının belirtildiği yazıda, siyasi çözümüne yönelik uluslararası girişimlere ve ABD’nin tavrına da değiniliyor. 

Yazı özetle şöyle:

“Libya Ulusal Ordusu, Trablus'un Mitiga Uluslararası Havaalanına, Misrata havaalanının askeri kısmına ve Sirte'ye yönelik saldırılarla hava taarruzunun seviyesini ciddi ölçüde artırdı.

Cephede yaşanan son gelişmeler ışığında, Trablus'un güneydoğusunda Trablus'taki Ulusal Mutabakat Hükümetine bağlı militanlar ile Libya Ulusal Ordusu arasındaki çatışmanın kısa sürede dinmesinin beklendiği söylenemez.

Türkiye'nin çatışmalardaki rolünün arttığına dair de haberler var.

Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Türkiye'nin UMH destekçisi güçlerin faaliyetlerindeki rolü konusunda sessiz kalsa da, Batılı diplomatlar Türk subayların UMH operasyonlarına komuta ettiğini kayıt dışı kalmak koşuluyla kabul ediyorlar. Onlara göre, önceden amatörce hareket eden UMH savaşçılarının daha iyi koordinasyonla hareket etmesini de açıklıyor bu durum.

Libya Ulusal Ordusu’ndan (LUO) bir subay da 16 Eylül'de Sirte'nin güneyindeki Gardabiya Hava Üssü’ne düzenlenen saldırının amacının, bir önceki gün LUO'nun Al Jufra Hava Üssü’ne yapılan saldırıda kullanılan Türkiye'ye ait insansız hava aracı tesislerini yok etmek olduğunu belirtti.

Daha önce, LUO'nun 9. Tugay komutanları Abdülvahab al-Migri ile Moshen al-Kani UMH'nin düzenlediği bir insansız hava aracı saldırısında öldürülmüştü. Aynı saldırıda Kani'nin kardeşi Abdül Azim de öldürülmüştü.

Bu olayın sarsıcı sonuçları oldu. Kani ailesinin hâkimiyetinde bulunan ve LUO'nun Trablus'u UMH'den geri alma çabasındaki ana harekât üssü olan Tarhuna'da intikam saldırıları yaşandı. LUO'dan bir kaynak "dört veya beş" UMH ajanının ordu tarafından değil, yerel halk tarafından öldürüldüğünü belirtti.

LUO, Trablus’da halen kapalı Mitiga Uluslararası Havaalanı’na, şehirdeki bazı başka noktalara, Misrata Havaalanı’nın askeri kısmına ve Sirte’ye düzenlenen peş peşe saldırılarla hava taarruzunu ciddi ölçüde tırmandırdı. 

Migri ve Kani’nin öldürülmesini bu kadar önemli kılan 9. Tugayın Trablus’u ele geçirme çabasında LUO’nun en etkili birlik olmasıydı. Migri bu güçlerin komutanıydı, fakat Kani daha da önemliydi. Birliğin omurgasını teşkil eden 3000 kişilik “destek güçleri”nin başındaydı.

LUO Mareşali Halife Hafter 9. Tugayın başına Bani Walid bölgesinden Albay Al-Şerif al-Buzidi’yi atadı, Abdülrahim al-Kani de kardeşinin yerini aldı. Ancak tugayın yeni koşullara ayak uydurması biraz zaman alacaktır. 

Saldırının tam da LUO’yu savunmaya geçmek zorunda bıraktığı ve Tarhuna’ya doğru bastırdığı sırada UMH güçlerini zayıflatmaya yönelik eşgüdümlü bir girişimin parçası olduğu açık. LUO’nun cephe harekât üssü olarak Tarhuna şehri LUO için hayati önemde.

LUO’nun hava saldırıları UMH güçlerini Tarhuna’da uzaklaştırmayı amaçlayan taktik bir hamle olarak değerlendiriliyor. Belli ölçüde başarılı olmuş görünüyor, özellikle de Sirte’ye yönelik saldırıların. En az bir Misrati birliğinin buradaki savunmaya destek vermek üzere buraya doğru hareket ettiğine dair haberler yayıldı.

Cephe hattının uzağında, Berlin’de toplanması önerilen uluslararası konferans öncesinde, hem Libya’da ne yapılması gerektiği konusunda daha fazla eşgüdüm sağlamak hem de sahada bir ateşkes gerçekleştirmek yönünde çabalar da devam ediyor. 

17 Eylül’de Berlin’de konferansa yönelik bir hazırlık toplantısı yapıldı ve Arap Birliği, Avrupa Birliği, Mısır, Fransa, İtalya, Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri, Birleşik Krallık, ABD ve BM Libya Özel Temsilcisi Ghassan Salame katıldı. 

Ertesi gün, uzun süredir anlaşmazlık yaşayan Fransa ve İtalya Libya politikalarını koordine etmek için anlaştıklarını duyurdu. 18 Eylül’de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Roma’da yaptıkları toplantının ardından İtalya Başbakanı Giuseppe Conte, Libya’daki farklı grupları bir araya getirecek bir toplantı için “ortak girişim” düzenlemek için anlaştıklarını belirtti. Libya’da yakın bir ortak çalışma içinde olacaklarını belirten Macron da iki hükümet arasında “gerçek bir uyuşma” olduğunu söyledi.

Conte ile Macron’un buluşması, Conte’nin UMH’nin başındaki Fayez Serraj ile Libya’yı görüşmek üzere buluşmasından bir kaç saat sonra gerçekleşti. 

ABD Büyükelçiliğinin bir Twitter mesajında belirtildiğine göre, ertesi gün ABD’nin Libya büyükelçisi Richard Norland, “Libya’daki mevcut durumu ve Libya çatışmasına bir siyasi çözüm bulunması imkânını tartışmak üzere” Hafter ile Abu Dabi’de buluştu.

İki toplantı da tesadüfi değildi. LUO yetkilileri ve destekçileri Washington’un kendilerine meylettiği düşüncesine sarılsa da, ABD’li yetkililer kendilerinin ve diğer ülkelerin Libya’daki tek olası çözümü, yani siyasi çözümü gerçekleştirmek üzere çalıştıklarını giderek daha yüksek sesle ifade ediyor. Norland’ın Hafter’e diyalog masasına geri dönmek zorunda olduğunu söylediği düşünülüyor.

Bunun Hafter’in hoşuna gitmeyeceği kesin. Eylül başında sözcüsünün ifade ettiği gibi, Hafter’e göre diyalog zamanı geçti, artık siyasi değil askeri bir çözüm şart.”

Yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz