Mısır Libya’da pazularını gösterdi, Erdoğan şimdi ne yapacak?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Libya politikası bölgeyi büyük bir savaşın eşiğine getirdi. Erdoğan’ın emriyle Trablus merkezli Ulusal Anlaşma Hükümeti’nin (UAH) Sirte ve Cufra’yı almadan barış masasına oturmayacağını açıklaması üzerine Mısır’dan beklenen hamle geldi. Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah el Sisi, tıpkı Erdoğan gibi Sirte ve Cufra’nın kırmızı çizgileri olduğunu belirterek Libya’ya askeri müdahale tehdidinde bulundu. 

Libya sınırındaki Sidi Barrani Askeri Üssü’nde açıklamalarda bulunan Sisi Sirte ve Cufra’ya saldırılması durumunda bunun Mısır için “kırmızı çizgiyi aşmak“ anlamına geleceğini söyledi. 

“İstikrarı sağlamak ve batı sınırlarını korumak için' Libya'ya askeri müdahalede bulunabileceklerinin altını çizen Sisi, ayrıca, 'ülkelerini savunmaları' için, Libyalı kabilelere silah ve eğitim desteği vermeye hazır olduklarını da kaydetti.

Türkiye için Suriye ne ise Mısır için de Libya o anlama geliyor. Libya’da hem El Kaide ve benzeri radikal grupların aktif olması, hem de Müslüman Kardeşler Hareketi’nin UAH içinde güçlü bir pozisyonda bulunmasını Mısır güvenliği açısından büyük bir tehdit olarak değerlendiriliyor. 

Türkiye’nin geçtiğimiz yıl 27 Kasım’da UAH ile deniz ve güvenlik anlaşmaları ıimzalaması Mısır’da endişe ile karşılandı ancak Türkiye ile karşı karşıya gelmemek için hassas bir diplomatik kullanmaya özen gösterdi. 

Geçtiğimiz yıl Nisan ayında General Halife Hafter’in Trablus’u ele geçirmek için emrindeki birliklere emir vermeden önce hem Sisi ve hem de ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesi her iki ülkenin de Hafter’i desteklediği şeklinde yorumlanmıştı. 

Ancak Mısır, Rusya, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan ile birlikte Hafter’i açıkça desteklemesine rağmen bu desteği Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi sahaya çok fazla yansıtmadı. 

Koronavirüs krizi tüm dünyada dengeleri sarstığı gibi Libya’da da yaşanan kilitlenmeyi darmadağın etti. Türkiye koronavirüs krizini kullanarak Libya’ya yaptığı askeri yığınakla Mart ayından itibaren Hafter güçlerine karşı üstünlük kurmaya başladı. 

Önce Trablus’un batısındaki sahil kentleri ele geçirildi, akabinde de Tunus sınırındaki irili ufaklı köy ve kasabalar Hafter güçlerinden temizlendi. Vatiye Üssü’nün ele geçirilmesi Hafter güçleri için ciddi bir darbe oldu. Son olarak Tarhuna kenti ve Trablus’ın dış mahallelerinden çekilen Hafter ve onu destekleyen Rus Wagner şirketi Cufra Üssü ile Sirte’de direniş hattı kurmaya başladı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan petrol ve doğal gaz zengini bölgelerin ele geçirilmeden elinin güçlü olmayacağını hesaplayarak bu iki stratejik noktayı hedef gösterdi. Önce Misrata’nın dış mahallelerinden Hafter güçlerini atan Türkiye destekli UAH güçleri Trablus’un yaklaşık 450 km doğusundaki Sirte’ye doğru hızla ilerlemeye başladı. UAH birliklerinin kente yakın bir noktada olduğu tahmin ediliyor.

UAH güçlerinin ilerleyişi karşısında tedirgin olan sadece Mısır değildi. Aynı şekilde Fransa ve Rusya da bu iki noktayı kırmızı çizgi olarak tayin etti. Hatta Ankara’ya Türk mevkidaşlarıyla grüşmek için yola çıkan Rus Dışişleri ve savunma bakanları Türkiye’nin Sirte ve Cufra konusunda geri adım atmaması üzerine yarı yoldan geri döndüler. Benzer bir şekilde Fransa da arka arkaya Türkiye’yi sert ifadelerle kınayan açıklamalar yaptı. 

Peki Mısır’ın beklendiği gibi Libya’da pazularını göstermesi ne anlama geliyor? Türkiye Mısır’la bir savaşı göze alabilir mi? İki ülke savaşırsa, hangi taraf zararlı çıkar?

İran ve İsrail dışında Ortadoğu’daki Sünni dünyanın en güçlü iki ülkesi durumunda Türkiye ve Mısır. Ve pek çok konuda da birbirine oldukça benziyorlar.

Her iki ülkenin de komşularıyla ciddi sıkıntıları bulunuyor. Türkiye için PKK, Mısır için ise Nil en büyük tehdit. İki ülke için de Suriye ve Libya sorunları Arap Baharı ile birlikte ortaya çıktı. 

Türkiye’nin Suriye’de izlediği politika her ne kadar Kahire’de rahatsızlık oluştursa da, Ankara’ya yönelik rahatsız edici bir politika izlenmedi. 

Aynı şekilde Türkiye’nin 2014’ten itibaren Libya iç savaşına müdahale etmesine de Kahire’den gelen tepkiler genellikle tehdit sınırında olmadı. 

Fakat Erdoğan’ın Suriye’den sonra Libya’da aktif bir savaş başlatması, akabinde Yemen’de zemin yoklaması, Etiyopya ile yakın ilişkiler içine girmesi ve son olarak da Kuzey Irak’ta başlattığı fiili işgal tüm bölge ülkelerinde olduğu gibi Mısır’da da bardağı taşıran damla oldu. 

Her ne kadar ekonomik olarak Mısır Türkiye’nin gerisinde bulunsa da, sahip olduğu insan gücü ve askeri kapasite ile Türkiye ile eşit bir güce sahip. Muhtemel bir savaşta Mısır Libya ile karadan sınırdaş olduğundan havadan ve karadan Libya’ya istediği gibi müdahale etme avantajına sahip. 

Buna karşın Türkiye’nin ise sahip olduğu oldukça eskiyen F-16 filosunun Libya’ya ulaşıp bombardıman gerçekleştirmesi ve geri dönmesi çok zor. Aynı şekilde Türkiye’nin deniz gücü de çok eski savaş gemilerinden oluşuyor. Mısır ise son dönemde deniz kuvvetlerine yaptığı takviyelerle Türkiye’ye karşı üstün durumda. 

Ancak bölgede şartlar ne olursa iki ülkenin karşı karşıya gelme ihtimali çok düşük. Çünkü bu tür bir savaşta her iki ülke de kazanan olmayacak. Tıpkı sekiz yıl süren İran-Irak Savaşı gibi…

Fakat Mısır’ın caydırıcı gücünü kullanması durumunda Erdoğan’ın geri adım atması kuvvetle muhtemel, çünkü sadece dronlarla Mısır’la bir savaşın sürdürülmesi mümkün değil. 

Erdoğan’ın her ne olursa olsun Sirte ve Cufra’yı ele geçirmek istemesi durumunda devreye sadece Mısır değil, Fransa ve Rusya’nın girmesi de mümkün. Bu tür bir senaryoda Erdoğan’ın Trablus’u dahi kaybetme ihtimali gündeme gelebilir. 

Fakat Sirte’yi ele geçirememiş bir Erdoğan’ın Libya’da bulunmakla ne elde edeceği ciddi bir soru. Petrol kaynaklarına ulaşamayan Erdoğan'ın Libya savaşını uzun süre devam ettirmesi pek kolay değil. 

Mısır’ın hamlesinden sonra Erdoğan barış masasını mı tercih edecek yoksa herşeye rağmen Sirte’nin üzerine yürüyecek mi göreceğiz. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.