Ara 28 2017

'S-400 alımı ve Suriye masalları, Türkiye’nin zayıflığına işaret ediyor'

 

NATO'dan uzaklaşan ve Rusya ile her geçen gün yaklaşan Türkiye'nin, Batı ittifakından adım adım kopmasının gerçekte kimin zararına olduğu konusu tartışılmaya devam ediyor. 

Türkiye'nin NATO'dan uzaklaşmasını, ABD ve AB ile köprüleri atmasını ve Rusya ile askeri, siyasi ilişkilerin tepkisel bir biçimde geliştirilmesini eleştiren Aaron Stein, bu durumun Türkiye'nin zayıflığına işaret ettiği görüşünde.

War on The Rocks'taki yazısında Stein, Türkiye'nin kararlarının tepkisel olduğunu ve bölgeyle ilgili kapsamlı bir stratejisi olmadığını savunuyor.

Rusya ile derinleşen ilişkiler nedeniyle Türkiye'nin yaptırımlarla karşılaşma ihtimaline dikkat çeken Stein, bunun da karşılıklı ilişkilere ciddi şekilde zarar verebileceğini kaydediyor.

Türkiye ve Rusya’nın liderleri, geçtiğimiz yıl içinde Suriye’deki iç savaşla ve iki ülke arasındaki karşılıklı ilişkilerle ilgili sık sık görüştüler.

Bununla beraber, Türkiye’deki kanun uygulamalarıyla ilgili anlaşmazlıklar ve Washington’ın Suriye’yle ilgili politikaları sebebiyle, Türkiye’nin Batılı müttefikleriyle ilişkileri kötüye gitmeye başladı.

Bir yandan da Rusya ve Türkiye arasında, Rusya’dan Türkiye’ye yapılan doğalgaz ihracatı, turizm ve Türk inşaat firmalarının Rus piyasasındaki aktif yeri göz önüne alındığında, güçlü ekonomik bağlar var.

 

erdoğan putin

 

Soğuk Savaş bittiğinden beri Ankara, Türkiye’nin Rusya’daki bariz ekonomik çıkarlarını ve Rus ordusuyla yeniden karşı karşıya kalma endişelerini birbirinden ayırarak, Rusya ve NATO ile olan ilişkisini ayrı tutmanın peşinde.

Türkiye’nin 2005’ten beri katılmak için pazarlık halinde olduğu Avrupa Birliği’nin aksine Moskova, Türkiye’nin insan haklarıyla ilgili zayıf geçmişi ve ülkedeki demokratik durumun kötüye gidişiyle hiç ilgilenmiyor.

Türkiye’nin geleneksel, meseleleri birbirinden ayrı tutma politikası çatırdamaya başladı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD üzerinde politik avantaj elde edebilmek için veya Türkiye’nin geleneksel Batılı müttefikleri tarafından maruz kaldığı büyüyen izolasyondan kaçabilmek için yüzünü Rusya’ya döndü. 

Türk-Rus ilişkileri, yaşanan gerilimler ve Suriye’deki temsili savaşın ardından, Türkiye’nin Kasım 2015’te Rus SU-24 bombardıman uçağını indirmesini takiben, bugün hatırı sayılır derecede ilerledi.

Bu uzlaşma, Türkiye’nin Rus yapımı uzun menzilli hava ve füze savunma sistemi S-400 alımı ve bunun yanı sıra ilerleyen iki altyapı projesiyle – TurkStream boru hattı ve Türkiye’nin güneyinde Ruslar tarafından inşa edilip işletilecek olan bir nükleer reaktör—ilgili gerçekleşen konuşmalar, tartışmalara yol açtı.

 

S-400 füzeleri

 

Üst düzey görüşmelerin sıklığına rağmen, S-400 alımı ve Suriye masalları, Türkiye’nin zayıflığına işaret ederken, NATO’dan uzaklaşmasının planlanmış bir hareket olmaktan ziyade hatalı geliştirilmiş bir politika olduğunu gösteriyor.

Türk hükümetinin Rusya’yla pazarlık yapmaktaki esas hedefi, bir hava savunma sistemi elde etmek gibi gözüküyor. Öncelikli olarak ihtilalden koruyacak bir güvenlik sistemi, özellikle de Temmuz 2016’da olduğu gibi, yoldan çıkmış bir Hava Kuvvetleri komplosuna karşı korunmak için.

Ancak, yönetimdeki AKP’nin bu başarısız ihtilal girişimi için ABD’yi suçlamaktaki ısrarı, normlardan ciddi şekilde uzaklaştığını ve Washington’la ilişkileri hafife aldığını temsil gösteriyor. Türk hükümeti, anti-Amerikan duyguları köpürterek dış mihraklardan saldırı senaryosunu idame ettiren bir politika gütmeye devam ediyor.

Bu yaklaşım Türkiye’nin, Ankara’daki savunma politikasının belkemiği olan ve Rusya gibi önemli bir düşmana karşı koruyucu görevini üstlenen NATO’daki duruşunu da tehlikeye atıyor. Bu ittifakın dış çeperini test etmekteki bu ısrar, AKP elitleri arasında gerçekten bu büyük komploya inananların varlığına işaret ediyor. 

 

nato türkiye

 

Fakat Türkiye’nin Rusya’yla arasındaki bağların ısınması, diplomatik üstünlüğü Moskova’ya teslim eden çelişkilerle sarılı.

Gelişmeye başlayan Türk-Rus ilişkileri, şu anda Ankara’nın Washington ve Brüksel’le olan ilişkilerine zarar verme riski taşıyor, daha uzun vadede bu, Rusya’nın çıkarlarına yarayacak bir sonuç.

Türkiye’nin Rusya politikalarının kökü, Ankara’nın Suriye iç savaşında kendini konumlandırışı ve çatışma sonrası oluşturulan barış anlaşması çerçevesinde, merkezi yönetimin dağılmasını önlemek için atmaya hazır olduğu adımlara bağlı olarak, Türk karar verme düzeneğindeki radikal değişimlere dayanıyor. 

Türk karar verme mekanizması bu yakın tarih sürecinde, tepkisel oldu ve bölgeyle ilgili daha geniş bir stratejisi yoktu.

Ancak Ankara’nın tepkisel politika üretme sürecinin daha derinlerine inmekte fayda var, çünkü Türkiye’nin kuzey Suriye’deki yenilgisini ve Ankara’nın yüzünü Moskova’ya dönüp Batı’yı kötülemeye teşvik eden Türkiye iç politikalarındaki eşzamanlı değişimleri, eksiksiz olarak doğru bir şekilde konumlandırabilmek çok önemli.

 

suriye iç savaşı

 

Türkiye’nin Suriye politikalarının yıkılması, Rusya’nın savaşa müdahele etmesi ve ABD’nin eş zamanlı olarak Suriyeli Kürtlere destek vermesi, Türk yaklaşımında 180 derecelik bir değişime yol açtı. Şu anda konu, Rusya’nın sunduğu anayasa konusundaki anlaşmazlık, ki bu durum, federal bir sistem kurulması sonucunda Suriyeli Kürtleri güçlendirebilir – neticede Türkiye’nin çıkarlarıyla çakışan bir hedef.

Türkiye’nin Rusya’yla yakınlaşması ve Moskova ve Tahran ile işbirliği, 2015 ve 2016’da gerçekleşen bazı olaylara bağlı.

 

putin erdoğan hamaney

 

Türkiye Suriye’nin kuzeyinde her zaman şimdiki gibi zayıf bir oyuncu değildi.

Savaşın büyük çoğunluğunda Ankara, Suriye’deki muhalefetin ana destekçelerindendi. Bu muhalefet, Ankara’yı direct olarak Rusya’yla –İran’la beraber Assad’ın ana müttefiki-- karşı karşıya getiriyordu. 

Türkiye’nin Rusya’yla yaşadığı gerilimleri,ABD politikalarındaki değişime paralel olarak ilerledi. Mayıs 2016’da ABD’den destek alan Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Fırat’ın batısındaki, Türkiye sınırının 20 km güneyinde kalan IŞİD kontrolündeki Menbic’i ele geçirmek üzere ilerlemeye başladı.

Saldırı direk olarak Türklerin bir kırmızı çizgisini ihlal ediyordu: Fırat’ın batısında silahlı Kürtlerin bulunması. Mencib atağı 29 Mayıs’ta başladı, şehir 11 gün sonra 9 Haziran’da kuşatıldı. Erdoğan o ay içerisinde Putin’den özür diledi, ve ilişkileri normale döndürmek isteği konusunda sinyaller verdi. 

 

sdg

 

Bu çabalar, Erdoğan’ın 9 Ağustos’ta Moskova’ya yaptığı ziyaret ve ardından 1 hafta sonra Dışişleri Bakanı Mevlüt  Çavuşoğlu’nun Tahran’a ziyareti ile yinelendi.

Rus ve İran desteğini alan Türkiye, 24 Ağustos’ta askeri güçlerini, Fırat Kalkanı adlı bir operasyon altında Suriye sınırından geçirdi. Niyeti, SDG’nin batıya doğru ilerlemesini engelleyip IŞİD’i sınırdan uzaklaştırmaktı.

Türkiye’nin, Fırat Kalkanı Operasyonu öncesinde Rusya ve İran’a uzanmasının ardından, Ankara ve Moskova ikinci bir bir anlaşma için görüşmelere devam ettiler: Konu, Aralık 2016’da Türkiye’nin desteklediği tüm figürlerin Halep’ten tahliyesiydi.

Tahliye birkaç gün içinde tamamlandı ve Türkiye’nin desteklediği muhalefet iki bölgeye sıkıştırıldı: İdlib ve Fırat Kalkanı Operasyonu’nda Türkiye’nin ele geçirdiği bölge.

Türkiye için, uzlaşmılamayan temel konu, çatışma sonrası Suriye’de birleşik devletin devam etmesi ve Fırat Kalkanı bölgesinde bağımsız kurumlar oluşturabilmekti.

Bu ikisi aslında, kendi içinde birbiriyle çelişen durumlar. Türkiye aktif olarak Assad sonrası merkezi bir hükümeti güçlendirmek isterken, bir yandan da Suriye’nin Türk ordusunun kontrolü altınd olan kısımlarında bağımsız idari yönetim kuruluşları  oluşturmak istiyor. 

Suriye’de olanların ötesinde, bir de Türkiye’nin Rus yapımı füze sistemleri satın almayı düşünmesi, Türkiye’nin NATO’yla olan savunma birliğini riske atıyor.

Heyecan verici görüşmeler çerçevesinde Erdoğan ve Putin, Rus yapımı S-400’lerle ilgili konuşmalarını ilerlettiler. Ankara, teknoloji paylaşımı ve ortak yapım çalışmaları doğrultusunda, bazı kilit konularda uzlaşabileceklerinin sinyallerini verdi.

Tabii ki risk çok yüksek: Eğer Türkiye ve Rusya bir anlaşmaya ulaşırlarsa, ABD, NATO’da müttefiki olan Türkiye üzerinde bazı yaptırımlar uygulayabilir, bu da karşılıklı ilişkilere ciddi şekilde zarar verebilir.  

Yine de, tüm bu gerilime rağmen, Türkiye NATO üyesi bir ülke, ve Rusya’nın en gelişmiş teknolojik sistemini satın alması, ABD’nin bu teknoloji hakkında bilgi toplamasını ve bilgiyi zayıflıklarını öğrenmek üzere kullanmasını sağlayabilir. 

İlk S-400 teslimi için Türkiye ve Rusya’nın 2019 senesinde anlaştıkları söyleniyor. Hatta Türk hükümetinin sistem için bir ön ödeme yaptığı bile söyleniyor, ama bu ödemenin kime ve ne zaman yapıldığı hakkında bir bilgi yok.

Yaklaşım Seçenekleri: Yeni Türkiye’yi Yakalamak ve Hava Savunmasında bir Konsensus
Türkiye’deki iç politika durumu, ABD için emsalsiz bir problem teşkil ediyor.

Türk hükümeti yandaş medyayı ve propogandacılarını kullanarak, Temmuz’daki başarısız ihtilal girişiminden ABD’nin sorumlu olduğu konusunda yanlış bildirimler yaptırıyor. 

ABD’nin kabul etmesi gereken ise, Türk liderliğinin paranoyak ve içe dönük olduğu ve Rusya’yla yüzyüze tutarlı bir politika takip etmediği. Fakat yine de Ankara’nın, Moskova’nın küçük ortağı haline gelmesi ABD’nin işine gelmeyecektir.

Sessiz kalmak ise Batı’nın pasif bir izleyici olarak kalacağına işaret edebilir, Ankara kendisini köşeye sıkıştırıyor ve elde edeceği sınırlı çıkarların, ortak bir düşmana karşı NATO dayanışmasının tersine gelişmesine izin veriyor.

ABD’nin Türkiye’ye ulaşmak istemesinin temeli Kürt meselesine dayanıyor. ABD, SDG’ye destek verse de, Türk hükümetinin PKK’yla olan mücadelesine desteği artırmak için de uğraştı.

İzole edilen bir Ankara’nın Moskova ve Washington’a ulaşamaması, SDG’nin tuttuğu bölgede Türkiye’nin istilası veya dahası Türkiye’nin oradaki rejimle bir yan anlaşma yapması riskler arasında.

Bu ihtimalden bahsetmenin bir yolu, sınır boyunda SDG’siz bir hat yaratmayı istemek de dahil olmak üzere, Ankara’ya PYD-PKK politikaları hakkında baskı yapmak olabilir. 

ABD’nin en hızlı gerçekleşmesini beklediği konu, Türkiye’nin ABD diplomatik personeline tacizci tutumunu bırakıp, halka hitap eden konuşmalarda Amerikan karşıtı söylemlerin son bulması. Bu çok zor.

ABD-Türkiye ilişkileri için süregelen zorluklardan biri de elitlerin komplo teorilerini kucaklamış olması ve ABD hükümeti ögelerinin AKP’yi devirmek üzere çalıştığı fikrini benimsemiş olmaları. 

ABD-Türkiye ilişkisindeki bu yeni sabit, ABD’nin AKP’yle başa çıkabilme düşüncelerini değiştirmelidir. Washington’ın müttefikleri idare etmek üzerine yaptığı vurgu ve Türkiye’ye tek taraflı taviz verme yaklaşımı, Türkiye’nin oluşturduğu politikalarda değişiklik yaratmıyor.

Onun yerine tek taraflı taviz cebe atılıyor, ve elitler iç politik kazançlar uğruna Batı kapitalini kötülemeye devam ediyor. Türk elitlerinden bazılarının ABD hükümetinin gizlice hükümeti devirmeye çalıştığına inandığını, ABD’nin de kabul etmesi gerekiyor.

Bu kolayca üstesinden gelinebilecek bir zorluk değil. Bu çarpık bakış açısı, Ankara’nın Rusya politikalarını da etkiliyor. Türkiye’nin Moskova’ya uzanmasının getirdiği faydalar çok küçük.

Risk, tabii ki, Türk transatlantik ilişkileri açısından ve Ankara’nın Suriye’de, Moskova’nın küçük ortağı olması daha da sıkıntılı bir süreç, ve her ne kadar ABD-Türkiye ilişkileri zora girmiş olsa da, ABD çıkarlarıyla tamamen ters düşen bir politika gütmenin sonucu.

AARON STEIN

Yazının orijinalini buradan okuyabilirsiniz: