Alexander Clarkson
Mar 02 2018

Çar’la Sultan kavga ediyor, Ukrayna kazanıyor

Suriye İç Savaşı’nın en başından beri hangi devletlerin kazananlar arasında sayılabileceği ve hangi devletlerin kaybedenler olarak gönderilebileceği konusunda ateşli tartışmalar oldu.

2015 ilkbaharında İdlib’in ve Lazkiye bölgesinin çoğunluğunun Ankara tarafından destekelenen asi milislere düşüşüyle beraber, Suriye rejimine şartlar dikte edebilen bir pozisyondaki Türk devleti için yaklaşan zafer tahminleri yapıldı.

Cevaben gerçekleştirilen Rus müdahelesi Esad’ı kurtarmak, Aralık 2016’da asilerin elindeki Halep’in düşmesiyle birleşince, olayların gidişatını tamamen değiştirdi.

Ukraynalıların yanı sıra Kremlin'den uzak duran diğer hükümetlerin de kaygısına rağmen, takip eden aylarda Batıdakilerin çoğu Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i, Türkiye’nin tamamen aleyhine dönüşen çatışmanın galibi ilan ettiler.

Suriye’deki dinamikler, komşu devletler tarafından desteklenen bölgeler arası iç çatışma halinden uzaklaşıp, jeopolitik hedeflere ulaşmak için yerel vekilleri kullanan büyük güçler arasındaki tehlikeli nokta haline gelirken, analistler arasında da Rusların kazanmasının otomatik olarak Türklerin kaybı olarak varsayılma eğilimi sağlamlaştı.

Yine de gazeteciler ve politikacılar mücadelenin artık ‘Moskova Kuralları’yla belirlendiğini öne sürmeye devam ederken, geçtiğimiz birkaç haftanın olayları Kremlin’in Suriye’yi ne kadar sıkı bir şekilde avucunda tuttuğuyla ilgili epey soru gündeme getirdi.

Güney Suriye'de İran kontrolündeki hedefler üzerine yapılan İsrail hava saldırıları, Rus diplomatları ihtilafa sürüklenen rakipler arasında arabuluculuk yapma baskısna soktu. Üstelik, Doğu Suriye'deki sözleşmeli Rus askerlerinin, şüpheli koşullar altında Amerikan özel kuvvetleri tarafından imha edilmesi, Moskova'nın bölgedeki sözde egemen konumunu sürdürmekte gitgide daha fazla zorlandığına işaret ediyor.

Rusların zorluklar yaşadığı bir dönemde, Türk ordusu Moskova'nın rızasıyla İdlib eyaletinde üsler zinciri kurdu ve Afrin bölgesindeki PKK'ya bağlı YPG milislerine karşı saldırı düzenledi. Ankara'da ölümcül bir tehdit olarak algılanan bir Kürt milliyetçiliğine dönüş, aynı zamanda Türkiye'ye daha fazla mülteci akını olmasını önleyecek ve yerinden edilmiş Suriyelilerin de yerleşebilecekleri, Türk kontrolü altında bir bölge olasılığını yarattı.

Türkiye'de devam eden kurumsal tasfiye karışıklığına rağmen, Suriye'deki bu artan kazançlar, Türk seçmenleri arasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve iktidardaki AKP'nin Türkiye'nin siyasi muhalefetinden arda kalanları da kutulamasına yardımcı olan, aşırı milliyetçi bir ortam yaratıyor.

Talihin bu hızlı değişimleri, Türkiye'nin aniden kazanan olduğu ya da Rusya'nın sürekli bir mağlubiyetle karşı karşıya kaldlığı anlamına gelmiyor. Daha çok, her iki devletin de, uzun vadeli hedeflere ulaşma şansını sürdürmek için, sürekli manevra gerektiren karmaşık yerel çatışmalara nasıl girdiklerini gösteriyor.

Hızlı kazanç sağlamak için başlatılan müdahaleler, Ankara ile Moskova'nın giderek birbirlerine bağımlı hale geldiği uzun vadeli taahhütler haline dönüştü. Başka bir mülteci dalgasını durdurma veya YPG'yi yok etme çabasındaki Ankara, Esad rejimini dizginlemek ve İranlıların Türk askeri operasyonlarını engellemesini önleyebilmek için Rus yardımına ihtiyaç duyuyor.

Kremlin için, Türklerin İdlib eyaletindeki ve Kuzey Halep'teki milisleri kontrol altına alma gayreti, İdlib eyaletine pahalı ve zorlu bir askeri kampanyaya ihtiyaç duymadan Esad rejiminin Suriye'nin geri kalanında da güvence altında olmasını sağlıyor. Aksine, eğer Moskova, Ankara'nın etki alanına saygı göstermezse, Türk istihbarat servisleri, vekillerini kullanarak, Rus ve karadaki rejim birliklerine zaiyat verdirebilirler.

Buna karşılık, Türkiye'nin Kremlin'in alanına saygısızlık eden herhangi bir hareketi, İdlib'e komşu Türk vilayetlerine sınırdan başka bir mülteci dalgası çekme riski taşıyan tam bir rejim saldırısı başlatabilir.

Kasım 2015'te Türk Hava Kuvvetleri, Rus jetini vurduğunda gerçekleşmesi beklenen yüzleşme yerine, Türkiye ile Rusya arasında Suriye üzerinden yaşanan etkileşimler, karşılıklı bağımlılık dinamiğiyle şekillenmiş ve her iki tarafa da birbirlerinin kırmızı çizgilerine saygı duymaktan başka seçenek bırakmamaıştır.

Dolayısıyla, bu Suriye çıkmazında kaybeden ve kazananlardan net olarak bahsetmek, Rusya ve Türkiye'nin, kendi Suriyeli hamilerini yönetirken karşılaştıkları güçlükleri yanlış anlamaktır.

Bununla birlikte, Suriye'deki bu çoklu Rus-Türk çıkmazından galip çıkan tek bir devlet var.

Vladimir Putin'in Yakın Doğu macerasıyla dikkati dağıldığı müddetçe, Suriye savaşı Ukrayna için, askeri becerilerini yeniden inşa etmek üzere kullandığı geniş bir alan sağladı.

Askeri tedarikçilerini çeşitlendirmek isteyen bir Türk hükümetiyle Ukraynalı üreticiler tarafından sağlanan silahlı anlaşmalar da Kiev için çok yararlı oldu. Bu oldukça tuhaf zafer en eski Ukraynalı bir deyişle özetlenir:

"Çar ve Sultan tartışıp kavga ederken, Kazak arkasına yaslanıp piposunu tüttürür."