Erdoğan dondurmayı yedi, İdlib’i Putin’e verdi. Suriye’de örtülü ricat başlıyor

16 Eylül’de Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılacak Erdoğan-Putin-Ruhani zirvesine iki hafta varken, İdlib’te patlak veren şiddetli savaş ve ardından yüz binlerce Suriyelinin Türkiye sınırına yığılması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı programında olmadığı halde apar topar Moskova’ya gitmek zorunda bıraktı.

ABD ile Fırat’ın Doğusunda Güvenli Bölge mutabakatına imza atıp sınırlarını Kürtlere karşı muhafaza altına almayı hesaplayan Erdoğan tam muradına eremeden Fırat’ın batısında Putin ve Esad’ın hamlesiyle sınırda cihatçı terörü ve milyonlarca mülteci tehdidiyle karşı karşıya kaldı.

Suriye ordusunun Han Şeyhun’u ele geçirip cihatçıları püskürtmesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) üç gözlem noktası birden Esad’ın askerlerinin kuşatması altına girdi. 

Gerçekte Suriye ve Rusya’nın İdlib’e yönelik harekâtını ve cihatçıların tasfiyesini önlemek, Türkiye sınırında ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya yönelik yeni bir göç dalgasını dizginlemek üzere alelacele Soçi’de Putin ile buluşup 17 Eylül 2018’de Soçi Mutabakatı’na imza atan Erdoğan’ın yaklaşık bir yıl önce yaşadıkları da bugünü andırıyordu.

Yine Rusya’nın ev sahipliğinde Suriye konulu üçlü zirve gerçekleşmiş ancak İdlib hareketlenince yine Erdoğan alelacele Putin ile buluşup, Soçi’de imzayı atmıştı. Putin ikiletmeden ve Erdoğan’ı kırmadan “okey” dediği mutabakatın Türkiye tarafından uygulanamayacağını, sonunda kendisine ve Esad’a daha büyük bir koz olarak geri döneceğini biliyordu.

İdlib’te ılımlı muhaliflerle radikal cihatçıları ayrıştırma, radikalleri silahsızlandırıp tasfiye etme, M4-M5 otoyollarını 2018 sonuna kadar güvenli şekilde ulaşıma açma, İdlib çevresinde 15-20 kilometrelik güvenli tampon bölge oluşturma vb. sözlerinin hiç birisini tutamayan Erdoğan için Soçi Mutabakatı şimdi daha ağır bir bedelin bahanesi haline geldi!

Putin ve Esad İdlib’e saldırıp, mültecileri ve cihatçıları kuzeye doğru sürüp Türkiye sınırlarına yığarken aynı gerekçeyi dillendirdiler; “Türkiye Soçi mutabakatıyla taahhüt ettiklerinin hiç birisini yerine getiremedi. Aksine güvenlikli çatışmasızlık bölgesi, TSK’nın gözetimi altında radikal cihatçıların konumlarını güçlendirip, etkinliklerini artırdığı bir hale döndü. Burayı temizlemeye, teröristlerden arındırmaya mecburuz. Yoksa sadece Suriye için değil Türkiye, Avrupa ve tüm dünya için ciddi bir terör tehdidi söz konusu”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Moskova’daki ortak basın toplantısında söylediği “Rejim güçlerinin İdlib’teki saldırıları Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmektedir. Gerekirse sınırlarımızda meşru savunma hakkımızı kullanırız”

Putin, Türkiye’nin sınırlarını savunmasının meşru hakkı olduğunu onayladıktan sonra, Suriye yönetiminin ülkesini, halkını, topraklarını terör örgütlerinden, işgalcilerden, teröristlerden kurtarma mücadelesi verdiğini, bunun egemenlik ve meşru hakkı olduğunu söyledi ve ekledi;

“Türkiye ile ABD arasında imzalanan güvenli bölge mutabakatını destekliyoruz. Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü açısından da çok olumlu buluyoruz”

Aslında ortak basın toplantısının en can alıcı cümlesi Putin’in bu sözleriydi. Son ana kadar Rusya’nın resmi açıklamaları Türkiye-ABD mutabakatının kabul edilemeyeceği, egemen bir ülkenin topraklarının bir kısmı üzerinde başka ülkelerin varlığının söz konusu olamayacağı şeklindeydi. Ankara kulislerinde Putin’in bu açıklamayı Erdoğan’ın ricasıyla yaptığı, en azından Moskova ziyaretini önemli-anlamlı kılacak, bir kazanım olarak sunmasına olanak sağlamasına yardımcı olma talebini geri çevirmediği ileri sürülüyor.

Fırat’ın batısında ortaya çıkan sıcak gelişmelerle İdlib’te sıkıntısı büyüyen Erdoğan’ın İdlib’i Rusya ve Esad’a bırakmayı kabul etmesinin karşılığında yapılan bu jestin devamını Mevlüt Çavuşoğlu getirdi.  Çavuşoğlu, “Rusya İdlib’teki TSK gözlem noktalarına saldırı olmayacağının güvencesini verdi” diye Rusya’yı övdü. Oysa bir gün önce “Gözlem noktalarındaki askerlerimize gelecek en ufak bir saldırı karşılıksız kalmaz, bedeli ağır olur” diyordu.

TSK gözlem noktalarının yakınına kendi gözlem noktalarını kurmaya başlayan Rusya’nın bu eylemi, aynı zamanda TSK’nın usul usul Fırat’ın batısından, İdlib’ten çekileceğinin, gözlem noktalarının Rusya’nın güvencesinde kuzeye, Türkiye sınırına doğru taşınarak geri çekilmenin tamamlanacağının işareti. Böylece Putin, Erdoğan’a İdlib’te yenilgi ya da başarısızlık görüntüsü vermeden bölgeyi terk etme olanağını sundu.

Putin’in Erdoğan’a ABD ile Güvenli Bölge mutabakatına destek açıklamasının bir başka anlamı da, TSK’nın Fırat’ın doğusuna girmesinin ve bölgede bir harekât başlatmasının bu yolla önlenmiş olması, bunun da Rusya’nın politikalarına ve çıkarlarına uygun bulunmasıydı. Fırat’ın doğusunda ABD, batısında Rusya, Erdoğan’ı dizginleyerek kendi sınırlarında tutarken, Putin ile Trump arasında “zımni bir anlaşmadan, Türkiye’yi ikili kıskaç ve kontrole alma uzlaşısının hayata geçirilmiş olmasından” söz edilebilir.

Putin, İdlib kozuyla Erdoğan’a şantaj yaparak SU-57’leri pazarlarken, Trump da Fırat’ın doğusunda mülteci akını ve cihatçı sızması tehdidiyle köşeye sıkıştırılmaya çalışılan Erdoğan’dan daha fazla taviz isteyebilir. Nitekim Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın “ABD ile pazarlığı, karşılıklı parmaklarımızı ısırarak sürdürüyoruz” sözleri, işlerin pek de Türkiye’nin istediği gibi gitmediğinin işareti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan her ne kadar müzakerelerde istenen sonuç alınamazsa harekâtın başlayacağını, TSK’nın Fırat’ın doğusuna gireceğini söylemeyi sürdürse de İdlib’te ortaya çıkan şantaj tablosu eş zamanlı olarak iki cephede birden askeri harekât zorunluluğunu dayatırsa sorun sarpa sarabilir. O nedenle Erdoğan Putin’in dondurmasına karşılık İdlib’i vermeyi kabul etmiş görünüyor. 

Ancak İdlib’i nihai olarak kontrolüne almak isteyen Şam ve şehirdeki Rusya kökenli Dağıstanlı, Çeçen, Özbek cihatçıları imha etmeyi hedefleyen Putin’in masasında, gerekirse üç milyon mülteciyi sınırlarımıza yığmak pahasına İdlib’i dümdüz edip, cihatçılardan temizlemek planı aynen yerini koruyor.

Şayet ABD’ye rağmen TSK Fırat’ın doğusuna girerse, aynı anda Rusya destekli Esad güçlerinin de İdlib’e saldırması ve milyonlarca mülteciyle, silahlı cihatçıları Kuzeye, Türkiye sınırlarına sürmesi beklenmedik bir gelişme olmaz.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.