Erdoğan’ın sözleri Moskova Anlaşması’nın tuzaklarla dolu olduğunun kanıtı - El Habib el Esved

Moskova’daki Libya krizi ile ilgili toplantıdan bir sonuç çıkmadı. Halife Hafter Ruslar ve Türkler tarafından hazırlanan anlaşmaya imza atmadan Bingazi’ye döndü.

Akan bunca kan, kaybedilen hayatlardan sonra Türkiye’nin müdahalesi bir oldubittiyle meşrulaştırılamazdı.

Suriye’deki modele benzer bir şekilde Türk ve Rus liderler tarafından hazırlanan ateşkesin kabul edilmesi için Hafter üzerinde büyük bir baskı oluşturuldu.

Hafter güçlerinin Sirte’yi alması ve Misrata üzerine yürümesinden sonra Berlin Konferansı’ndan önce geçici bir çözüm bulunması amacıyla Hafter Roma’ya davet edildi ve burada üst düzey Amerikan ve İtalyan delegasyonu ile görüştürüldü. Aynı durum Serrac için de gerçekleştirildi. Ancak Türkiye ve Rusya, onların rolünü almak için harekete geçti.

Moskova’daki anlaşma ile Türkiye ve Rusya’nın müdahalesi meşrulaştırılmak isteniyordu. Erdoğan ve Putin, Libya’daki gelişmeler karşısında ciddi endişeli olduklarını belirttiler. Göstergeler Rusya’nın resmi olarak Libya’da bulunmadığını, ancak Türkiye’nin ise silah, paralı askerler, uzmanlar, siyasi ve diplomatik baskı ve Libya halkına yönelik açık tehditlerle Libya’da bulunduğu yönünde.

Feyyaz’ın milisleri, Türk ve Suriyeli paralı askerler ve diğerleri kendilerini tanınmış bir güç olarak ilan ettiklerinden, milis güçlerinin lağvedilmesi yönündeki bir karardan etkilenmeyecekler.

Ateşkesteki ilk ciddi problem milli bir ordu ile yasadışı milisler, ırkçılık, radikalizm ve kabilecilik yanlısı grupların eşit tutulması. Ayrıca anlaşma ülke topraklarının yüzde 90’ından fazlasını kontrol eden ordu ile sosyal ve politik olarak başarısız Trablus’ta halkı tarafından reddedilen bir hükümet arasında yapılmak isteniyor.

Anlaşmanın perde arkasında ülkenin parçalanarak dış güçlerin kontrolüne verilmesi, batısının da Türkiye’ye bırakılması var.

Bundan hareketle Türkiye müttefikleri Müslüman Kardeşler ve militanlarla işbirliği içinde hedefine ulaşmaya çalışıyor.

Siyasi bir çözüm beklenirken, ellerinde Libyalıların kanı bulunan özellikle Misrata’dan savaş baronları, milis güç liderleri, terör savunucuları ve onların Moğol İmparatorları durumlarını iyileştirmeye çalışıyorlar.

Peki, Libyalılar krizden kurtulacak mı?

Kesinlikle hayır.

Zaten mesele esas olarak Libya halkı ve ordusu ile 2011’den beri miras ve yağma mantığıyla devletin kurumlarını ellerinde tutan, paralı askerler ve milisler ve teröristler tarafından savunulan, tüm sloganları Libyalıları bölmek olan güçler arasında yaşanmasından kaynaklanıyor.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Salı günü Hafter’e yönelik söylediği tehditler Moskova Anlaşması’nın ne tür tuzaklarla dolu olduğunu gösteriyor.

Doğruluk, adalet ve Türkiye’nin genişlemesine ve Arapların içişlerine karışmasına karşı çıkan bölgesel ve uluslararası aktörler Erdoğan’ın tehditlerini ve gerçekleştirmek istediği projeleri dikkate almalıdırlar.

Savaş alanında öfkeli bir boğa haline gelen Erdoğan, Hafter’in Moskova Anlaşması’nı reddetmesinden sonra Libyalılara karşı yeni bir suç başlatabilir.

(*) El Habib el Esved (Al Arab gazetesi yazarı)


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir