Rusya ve Türkiye: Normale döndüler

Erdoğan ve Putin her buluştuğunda kesin olan tek bir şey var: Her ikisi de Rusya ve Türkiye arasındaki sorunların geçmişte kaldığını beyan etme cesaretini gösteriyorlar.

Pazartesi günü Sochi’de gerçekleşen tekektek buluşma da buna bir istisna değildi. Putin “Görüşmemizin başında belirtmek isterim ki, ilişkilerimizin tamamen onarıldığını söyleyebiliriz,” dedi.

Aslında Putin, Erdoğan’la 3 Mayıs’ta Sochi’de gerçekleşen bir başka buluşmada da aşağı yukarı aynı açıklamayı yine yapmıştı.

Gerçekteyse, yeniden bazı çatlaklar ortaya çıkıyor. Tabii ki Moskova ve Ankara arasındaki anlaşmazlıklar, Kasım 2015’te Rus jet uçağının vurulmasını takip eden gergin aylardaki gibi sürüp gitmiyor.

Ekonomik bağlar yeniden kuruldu, ve büyük enerji projeleri derin dondurucudan çıkarıldı. Putin ve Erdoğan, Suriye konusunda sıkı bir pazarlığa oturdu. Ama bunlar sadece, bir takım ihtilafları ve devam eden sürtüşmeleri maskelemek için kullanılan bir paravan.

Görünüşte Sochi konuşmalarının ana konusu olan Suriye’den başlayalım. Ortak basın toplantısında Putin ve Erdoğan, anlaşmazlığa siyasi çözümler getirilmesinin olası olduğunu belirten genel yorumlar yaptılar ve Türkiye ile Rusya’nın yapılan şiddeti durdurmak için ortak çaba içinde olduğunu belirttiler. Bir diğer deyişle, kesin bir şey söylenmedi.

Türkiye ve Rusya, karşıt amaçlar için uğraşmıyor tabii ki. Günün sonunda, Erdoğan Ruslarla işbirliği yapmayı, ilerde Türkiye’nin kendi emniyeti açısından merkeze outran bu komşu ülkenin akıbetiyle ilgili söz sahibi olmasını garanti edeceğini düşünüyor.

Fırat Kalkanı Operasyonu, Ağustos 2016’da Rusya’nın üstükapalı desteğiyle başlatılmıştı. Bu senenin Ocak ayında, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Özgür Suriye Ordusu’ndan müttefiklerinin, DAEŞ’i stratejik el-Bab şehrinden püskürtebilmelerine Rus hava saldırıları yardımcı oldu.

Ankara üzerine düşen ise, işgal altındaki doğu Halep’in Esad’a devredilmesini hızlandırmak oldu. Astana’daki barış konuşmalarının ortak destekleyicisi olan Rusya ve Türkiye, şimdi İdlib şehrinin içinde ve etrafında, çatışmayı azaltacak bir bölge kurmak için işbirliği yapıyor, bölgenin kontrolü ise El Kaide’den sürülen Suriyeli Hay’at Tahrir el-Sham’da olacak.

İşte burada Türkiye ve Rusya’nın yolları ayrılıyor.

Ankara, İdlib operasyonunu, yasadışı PKK’ya bağlı bir Suriyeli Kürt örgütü olan YPG’nin kontrolü altındaki korunaklı bir yerleşim bölgesi olan komşu şehir Afrin’i ele geçirmek için bir basamak olarak görüyor.

Öte yandan Moskova, Türklere açık kart vermek konusunda pek istekli değil. YPG ve onun siyasi kanadı olan PYD’ye (Demokratik Birlik Partisi), bir tehdit gibi değil, bir ortak gibi davranıyor. Kendi bağımsızlığını ilan eden Rojava’nın Moskova’da bir temsilci ofisi var.

Rus otoriteler, ABD ve Avrupa Birliği’nin aksine, PKK’yı bir terörist örgütü olarak karalisteye almadılar. Ocak ayında Türk hükümeti, Ruslar Astana’daki barış konuşmaları sırasında, Kürtlerin kendini yönetmesini de içeren bir anayasal taslak sunduğunda çok şaşırmıştı.

Ağustos sonunda, Rus ordusundan askerler Afrin’de görevlendirildi. Moskova, 18 Kasım’da yine Sochi’de gerçekleşecek, Suriye’deki karşıt grupları bir araya getiren buluşmaya PYD’yi de davet etmeyi düşündü. Konferans ertelendi, ama Türkiye ve Rusya arasında Suriyeli Kürtler konusundaki sürtüşmeler baki.

İşte bu yüzden Erdoğan gitgide daha da huzursuzlanıyor. Afrin’e karşı İdlib pazarlığı pek de beklendiği gibi işlemedi. Ne de Rusya, Türkiye’nin YPG kontrolü altındaki yerleşim bölgesine tek taraflı harekat yapacağı tehditlerine karşı tutumunu değiştiriyor.

Moskova’nın, Suriyeli Kürtlerin bir numaralı müttefiki olan Washington’a görüşme teklifi göz önüne alındığında, Türkiye oyundışı kalıyormuş gibi bir his var. Vietnam’da gerçekleşen APEC Zirvesi’nde Putin ve Donald Trump arasındaki kısa karşılaşmanın hasılatı, güneybatı Suriye’deki Quneitra ve Deraa için yapılan ateşkes anlaşması oldu.

Bölge, Türkiye sınırından çok uzakta, ama Suriye için, Rusya ve ABD tarafından beraber yürütülen bir siyasi anlaşma, geniş etki alanı olan sonuçlar doğurabilir. Örneğin, YPG kontrolünü, 900 km’lik Türkiye sınırının büyük bölümüne ve doğu Suriye’deki petrol zengini bölgelere yayarak pekiştirmek gibi.

Bu yüzden Sochi buluşmasında Erdoğan, sadece ABD’ye değil (ikili ilişkilerin soğukluğu düşünülürse, bu bir sürpriz değil tabii) Rusya’ya karşı da sert konuşmayı seçti. Rusya ve ABD’nin Suriye’deki varlığına ince bir referans göndererek şöyle dedi Erdoğan: “Eğer askeri bir çözüm mümkün değilse, o zaman bunu söyleyenler  birliklerini bölgeden çeksin.”

Putin ve Erdoğan’ın, çok tartışılan, Rus S-400 uçaksavarların Türkiye’ye satışını aradan çıkardıkları da göze çarptı. Anlaşma, Ankara’nın NATO “ekseni”nden uzaklaşıp savunma politikasını Moskova’ya göre hizalayacağı konusunda spekülasyonlara yol açtı.

Ama 11 Kasım’da Savunma Bakanı Nurettin Çanaklı, Fransız-İtalyan konsorsiyumu EURASAM ile paralel konuşmaların ilerlediğini doğruladı. Çanaklı ayrıca “S-400” anlaşmasının “tamam” olduğunu söyledi.

Rus uçaksavarlarının sonunda Türkiye’ye gelip gelmeyeceği, Ankara’nın ortak üretim ve teknoloji transferiyle ilgili isteklerini ne kadar hafifleteceğine bağlı. Görülen o ki, zaten satış için çok hevesli olmayan Ruslara, bu da bir mazeret sağlıyor.   

Ekonomik bağları yeniden canlandırma yolunda bazı engeller duruyor. Rus otoriteler, Türk tarım ihracatıyla ilgili kısıtlamaları kaldırmakta biraz yavaş davranıyorlar.

Sebepler çeşit çeşit: Moskova’nın ticareti siyasi çıkarları için kullanma alışkanlığından, yabancı rekabete kapıları kapamak isteyen Rus Federasyonu’nun çıkarlarına kadar. Ziraat Bakanı Aleksandr Tkachev ve ailesinin sektörde önemli ticari çıkarları var.

Başbakan Yardımcısı Arkady Dvorkovich, Rusya’nın, bu yılın sonuna doğru Türk domateslerinin piyasaya girmesine izin vereceğini açıkladı, ama belli bir kotaya tabi olarak. Türkiye’nin, Rus buğday ve mısır ithalatına kısıtlama getirerek karşılık vermeye çalışması da bir değişiklik yaratmadı.

Moskova, 2015-2016 jet uçağı krizinden beri kaldırılmış olan, Türk vatandaşlarına vizesiz giriş hakkını geri vermek konusunda son derece isteksiz. Bu Türkiye’nin inşaat sektörü için gerçekten çok can sıkıcı, çünkü 1990’lardan beri ikili ticari ilişkileri zora sokan yapısal açıkları azaltmaya yardım ederek, yakın zamana kadar Rus piyasasından milyarlarca dolar kazanıyorlardı.

Türkiye ve Rusya’nın büyük bir gelişme olarak gösterebilecekleri tek alan enerji. Sochi’de Erdoğan Putin’i, Akkuyu Nükleer Enerji Santrali inşaatının resmi açılışına davet etti. Ne zaman olacağı belli değil. İlişkilerin bozulmasının sonuçlarından birinin, Türk pazarlık pozisyonunun zayıflaması olduğunu da unutmamak gerek.

Bağları kuvvetlendirmeye istekli olan Ankara hükümeti, mega projenin başındaki şirket olan, Rus devletine ait Rosatom’a vergi indirimi vermeye razı oldu. Akkuyu sonunda ruhsat alabildi. Dahası Türkiye masrafların da bir kısmını üstlenmeyi kabul etti.

Haziran’da Rosatom, girişimin yüzde 49’unu, açıklanmyan bir meblağ karşılığında Cengiz-Kolin-Kalyon’a sattı. Ruslar için Akkuyu öncelikli bir konu, çünkü burası elindeki teknolojiyi Ortadoğu’daki ve diğer bölgelerdeki müşterilere sergileyebileceği bir vitrin. Ama Rosatom’un, İran ve Hindistan’daki santrallerde teslimat konusundaki ünü hiç de iyi değil.

Rus-Türk ilişkilerinin normale döndüğünü söylemek abartılı olmaz. Ama “normal” kabul edilen, aslında Erdoğan ve Putin’den çok daha öncesinden beri bildiğimiz eski  işbirliği ve rekabet karması. Bu ikisi artık düşman değiller, ama arkadaş da olmadılar.