Dimitar Bechev
Ara 13 2017

Atina’da kaçan fırsat


Kaçan bir fırsat. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta Yunanistan’a yaptığı ziyareti açıklamanın başka bir yolu yok.

Ege ülkeleri arasında ekonomik ve siyasi bağları güçlendirmek için mükemmel bir adım olabilecekken, görüşmeler Tayyip Erdoğan’ın büyüdüğü Kasımpaşa’ya layık bir mahalle kavgasına dönüştü.

1923 Lozan Antlaşması’nın değiştirilmesine gerek olup olmadığı Ankara gündeminin üst sıralarında olmamalı.

Aynı şekilde Yunanistan için de olmamalı fakat bunlardan bağımsız olarak egemenlik konusu da hasır altı edilemez.

Türkiye ve Yunanistan’ın ellerinde çok daha acil konular cevap bekliyor: Kıbrıs’ta birleşme görüşmelerinin çöküşü ve mülteciler konusu, iki örnek vermek gerekirse.

İşin ilginç tarafıysa, imzalandığı dönemde Lozan Antlaşması Türkiye’ye temiz bir sayfa açmayı amaçlıyordu. 

Kesin sınırların çizilmesi, nüfus mübadelesi (o tarihe kadar görülmemiş düzeyde), İstanbul’da yaşayan Yunanların, Müslüman Türklerin, Pomakların ve Rumların haklarını karara bağlamak, Yunanistan’ın Batı Trakya’daki topraklarında yaşanan sorunları kökünden çözmeliydi ve iki devlet hayatlarına devam etmeliydi.

Fakat, çok iyi bildiğimiz gibi, Türkiye ve Yunanistan’ın birbirlerinin boğazına yapışması uzun sürmedi.

Geçen hafta yaşananları geçmişin üzücü mirasına yorarsak asıl konuyu atlamış oluruz.
Bu bir liderlik yanlışıdır. Tarihten kalan bir gölge değil. İki taraf da suç ortağı.

Bir yıldan uzun bir süre önce Erdoğan ülkedeki laik muhaliflerine zarar verebilmek için Lozan Antlaşması’nı gündeme getirdi.

Kemalistlerin Kurtuluş Savaşı sonucunda kazandığı siyasi ve askeri bir zafer olmasından ziyade, Erdoğan bu antlaşmayla Yunanlılara toprak kaybedildiğini savundu.

Bunlar Eylül 2016’da yaşandı. Erdoğan’ın Yunan günlük gazetesi Kathimerini’ye verdiği röportajda Lozan antlaşmasını tekrar gündeme getirmesine hiç gerek yoktu.

Söyledikleri yüzünden Başkan Prokopis Pavlopoulous’un basın toplantısı sırasında sert cevaplar vermesi kaçınılmaz hale geldi. 

Bu da beklenildiği gibi olumsuz bir devr-i daim başlattı. Erdoğan Yunan Başbakanı Alexis Tsipras’ı Osmanlı’ya ait tarihi yerlere ilgi göstermemekle, Müslümanların haklarını gözetmemekle ve Türk azınlığıyla Yunan çoğunluğu arasındaki ekonomik eşitsizlik hakkında bir şey yapmamakla suçladı.

Bu açıklamalara karşın Tsipras, Türk jetlerinin Ege Denizi üzerinde yaptığı hava sahası ihlallerini gündeme getirdi.

Daha kötüsüyse, 15 Temmuz 2016’da yaşanan başarısız darbe girişimi sonrası Yunanistan’dan iltica talep eden sekiz Türk subayıyla ilgili hiçbir görüşme olmadı.
Yunan hükümeti sorumluların iadesi konusunun mahkemeler tarafından verilmesi konusunda kararlı.

Uzun lafın kısası, Erdoğan kendi oy tabanına oynamanın Yunanlarla işbirliği yapmaktan daha mantıklı olduğuna karar verdi. Karşılık olarak da Tsipras Türkiye’ye karşı yumuşak görünmemek için cevap vermek zorunda kaldı.

Bu bozgunda Yunan tarafının zayıf hazırlığınının da payı elbette var. Tsipras ve çevresindekiler ziyaret sırasında yaşanabilecek bir sözlü kavgaya hazır olmalıydılar. Belki hazırdılar bile ama belki de şanslarını denemek istediler.

Diplomatik olumsuzlukların aksine Yunan-Türk siyasi ilişkileri aslında çok kötü durumda değil.
Erdoğan ziyaretinin ikinci gününde Gümülcine’deki Türkler tarafından bir kahraman gibi karşılandı. Ziyaret sakin ve skandalsız geçti.

Cumhurbaşkanı Gümülcine’de son zamanlarda görülen tek lider değil. Başbakan Binali Yıldırım da Haziran ayında yaptığı ziyarette “Sizler Yunan vatandaşlarısınız” demişti. Yardımcısı, Gümülcine doğumlu Hakan Çavuşoğlu da yanındaydı.

Türkiye ve Yunanistan arasındaki ekonomik işbirliği de ayrıca gelişiyor. İki tarafı bir araya getiren Üst Düzey İşbirliği Konseri halen aktif; Mart 2016’da İzmir’de dördüncü toplantıları gerçekleşti ve önümüzdeki yıl Selanik’te toplanacaklar.

Yunanistan’ın yaşadığı ekonomik kriz yüzünden ticari hacmi son beş yılda yarıya yakın azalsa da, Türk ihracatı hatırı sayılır seviyede büyüme kaydetti.

2019-20 yıllarında TANAP ve TAP boru hatları aktif hale geldiğinde Yunanistan ve Türkiye Hazar Denizi ile AB’yi bağlayan Trans-Adriyatik Gaz Koridoru’nun parçası olacak.

1999 yılında Türkiye ile Yunanistan arasında barışma denemelerinin temeli olan AB üyeliği bakış açısı artık işin içinde olmasa da ekonomik birleşme devam ediyor.

Ama ne yazık ki iş dünyasındaki fırsatlar sihirli çözümler değil. Türk-Yunan ilişkilerini onlarca yıldır zorlaştıran konular siyasi irade gerektiriyor. Azınlık hakları veya Ege’deki egemenlik tartışmaları olsun, şu anda  bu konularla ilgili herhangi bir irade görünmüyor.