Batı, Erdoğan‘a baskıyı artırıyor - Angelos Stangos

Geçen salı Yunanistan Başbakanı'nın Libya ziyareti de dahil uluslararası cephede gözlemlediğimiz tüm faaliyetler bizi yakından ilgilendiriyor.

Aynı gün İtalya Başbakanı Mario Draghi'nin aynı ülkeye neredeyse eş zamanlı ziyareti ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel’in Ankara gezisi vardı.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’nin resmi askeri tedarik dairesi ve dört üst düzey yetkilisine yönelik yaptırımları açıklamasından bahsetmiyorum bile. Bu arada Donbass cephesinde Ukrayna, Rusya ve ABD arasındaki da ciddi bir gerilim artışına şahit olduk.

Bütün bu gelişmeler birbiriyle ilişkili mi? Evet. Hepsi Washington'daki politika değişikliğinin bir parçası. Biden yönetimi Batı dünyasının dizginlerini tekrar ele alma ve bu kampa ait olduğuna inandığı tüm ülkeleri ABD‘nin arkasına hizaya getirme, Avrupa, Ortadoğu ve dünyanın diğer bölgelerindeki varlığını yeniden canlandırma işareti verdi.

Bu hareketlenme açıkça şunları hedefliyor: a) jeopolitik ve ekonomik rakipler Çin ve Rusya ile uğraşmak ve b) bu ülkelerin diğer ülkelerle (Almanya veya başka herhangi biri) veya bloklarla (Avrupa Birliği gibi) bağlarını bozmak.

ABD bu yeni "soğuk savaşta" insan hakları ihlallerini kınama, Çin, Rusya ve Türkiye gibi aynı oyun alanında bulunan diğer ülkelerdeki demokratik eksikliklerin altını çizme taktiğine geri döndü. Bu, Carter yönetimi tarafından (aynı zamanda ulusal güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski ile birlikte) uygulanan, SSCB'yi açmaza sürükleyen ve çöküşüne katkıda bulunan denenmiş ve doğrulanmış bir reçetedir. Bu taktiğe geri dönüş, Türkiye ile ihtilafları açısından şu ana kadar Yunanistan'ın lehine çalışıyor.

Washington, Türkiye'nin Batı kampına sıkı sıkıya bağlanmasını istiyor ve bunu gizlemiyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Rus mevkidaşı Vladimir Putin’le  S-400 füze savunma sisteminin alınmasından ve Türk egemen çevrelerinin ileri geri hareketlerinden İsrail gibi komşulara yönelik tehditkar duruşuna (çok önemli bir faktör) kadar çeşitli düzeylerdeki yakın bağları ciddi şekilde endişe kaynağı oluşturuyor. 

İnsan hakları ve demokratik taleplerin bastırılmasını gerekçe göstererek ve yaptırımlar uygulayarak Washington ayrıca, Almanya'dan herhangi net bir tepki almaksızın Avrupa'yı Ankara'ya karşı duruşunu sertleştirmeye “zorladı”.  Bu, von der Leyen ve Michel'in Erdoğan'la görüşmelerinin ardından yaptıkları açıklamalardan da anlaşılıyor.

Batı kampının Türkiye ve Rusya'nın etkisini azaltmaya çalışmakla meşgul olması şüphesiz ki Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis’i Libya'ya gitmeye cesaretlendirdi. Şimdi Erdoğan'ın ne yapacağını görmemiz gerekiyor, özellikle de pek çok hayati alanda altında bulunduğu baskı göz önüne alındığında.

 

Yazının, Kathimerini'de yayımlanan İngilizce orijinal metnine buradan ulaşabilirsiniz.