Cengiz Aktar
Ara 13 2017

Lozan’dan sonra

Saray tarafından uydurulan sunî gündemin son örneğiydi Lozan.

Şu anda bile unutuldu gitti muhtemelen. Lozan’ın yeri, anlamı, tarihinden tamamen bihaber yığınlar tarafından.

Geriye hamaset tortusu kaldı, bunu da “Yunan işgâlindeki 18 adayı geri alamadın ki” diye tepinen Kılıçdargil bozmaya çalıştı. Ama dışarıda bu revizyonist duruş illâki not edildi.

İster antlaşmanın doğrudan muhatabı olan ülkeler ister diğer komşular tarafından.

Not edilen, rejimin eline fırsat ve imkân geçse cebren barış antlaşmasını yırtabileceği ve sınırları kendi bildiği gibi değiştirebileceğiydi.

Tıpkı rol modeli Putin Rusyası gibi Erdoğan Türkiyesi tehditkâr bir ülke olarak bölgede var olmaya devam edecek. Diğer ülkeler de bunu bilerek pozisyon alacak.

İç politika ile dış politikanın böylesine iç içe geçtiği, rejimin bekasının dış politikayı böylesine belirlediği bir dönem herhalde olmamıştır.

Lozan hurafelerini uzmanlar yine çürüttü. Bunları hatırlattıktan sonra birkaç not da biz düşelim.

Baskın Oran Lozan masalları konusunda, kitabında ve sayısız makalesinde defalarca ifade ettiğini bir kez daha hatırlatmak zorunda kaldı. Maddi hatalar dâhil Lozan’la ilgili tüm yanlış ezberler konusunda yakın zamanda yazdığı bu makaleye de başvurulabilir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin gayriresmî kuruluş belgesi olan bu antlaşmanın revizyonun, imkânsız olsa da, nasıl muazzam sorunlar yaratabileceğini kavramak için Oran’ın madde madde izahatına bakmak kâfi.  

Diğer taraftan Turgut Tarhanlı medyascope.tv’de, o da daha önce defalarca ifade ettiği gibi, Lozan’ın uluslararası anlaşmalar hukukuna binaen “objektif statü” yaratan çoktaraflı bir sınır anlaşması olduğunu, yani doğrudan taraf olmayan ülkelerce de sözkonusu devletlerarası sınırların tanındığı anlamı taşıdığını ve bu nedenle üzerinde herhangi bir ameliyat yapılamayacağını hatırlattı.

Tabii ki ameliyat yukarıda belirttiğim gibi, kalemle değil ama silâhla yapılabilir, sıkıyorsa…   

Buna Lozan’dan iki yıl sonra 1925’te Yunanistan diktatörü Pangalos iktidarda kaldığı 14 ay boyunca Lozan’da akdedilen sınırı Doğu Trakya’yı ve Ege kıyılarını cebren almak hedefiyle yeltenmiş.

Lozan’ın taraflarından Mussolini İtalyası’nda destek aramış ve bulmuş. Ne var ki bu ikili İngiltere’nin muhalefetiyle karşılaşınca bu sevdadan vazgeçmişler.

İşin trajikomik tarafını da Yetvart Danzikyan aziz milletin pek sevdiği bir revizyonist şehir efsanesiyle hatırlattı. 2023’te Lozan bitecek, antlaşmada Türkiye’nin petrol çıkarmasını önleyen gizli madde kadük olacak ve zengin olacağız. Nasıl ama?  

Altını çizmek istediğim hususlara gelince: Lozan’ı delmek, uygulamamak veya kendi kafasına göre uygulamak konusunda Yunanistan Türkiye’nin eline su dökemez.

Bazı uluslararası antlaşmalar için olduğu gibi bir tahkim ve fikr-i takip mekanizması olsa Türkiye rezil olur. Kurusıkı sallayanlar politikacıların ve danışmanlarının bunu bilmemesi mümkün değil, ama böyle bir mekanizma olmadığı için sallamakta bir sakınca görmezler.

İkincisi, antlaşmanın gayriresmî kurucu vasfı, pek dillendirilmeyen bir konuyu daha içerir: Lozan, Ermeni Soykırımının üzerine çekilen uluslararası süngerdir aynı zamanda. İnkârcı güruhun hiç farkında olmadığı bir konudur.

Lozan’da düşünülen herhangi bir ameliyat, ister istemez bu kapıyı da açma potansiyeli taşır.  

Üçüncüsü, ister antlaşmadaki Gayrimüslim ve Gayrihıristiyan haklarının teminatı konusundaki çarpık uygulamalar, ister sınırlarla ilgili iddialar tüm bunları çözmek için Lozan’ın revizyonuna değil karşılıklı siyasî iradeye ihtiyaç vardır.

Taraflar, Lozan imzalandığında siyasete ve toplum yaşamına tam anlamıyla mal olmamış “insan hakları” ve “eşit vatandaşlık” gibi temel kavramları uygulamak istiyorlarsa Lozan’a ihtiyaçları yoktur. Lozan’dan daha ileri modern mevzuat ve müktesebat iradelerine amadedir.

Sınırlara gelince, bu son derece tehlikeli bir retoriktir ve şakaya gelmez.  

Bununla bağlantılı olarak dördüncüsü, yurtdışında hamaset gemisi bir zaman sonra lafla yürümeyebilir. Şaha kalkmış yığınlar yurtdışında somut Osmanlı tokadı isteyebilir.

Yani, sağa sola çekilen Eyyyler, Dağlık Karabağ, Rohingalar, Lozan, Gazze, Kudüs, Kürdistanlardaki Türkmen kardeşler hakkında atılıp tutulan boş lakırdı kesmeyebilir.

Rejimin önünde potansiyel somut eylem olarak Afrin’e müdahale, Ayasofya’nın Sünni ibadetine açılması ve KKTC’nin ilhakı var.

İlki için önce ABD ile Rusya’yı ikna edebilmek sonra da Kürt ordusunu yenmek gerekiyor. İmkânsız.

Geriye kalıyor kolay lokma Ayasofya ile KKTC, üstelik bir kurşun dahi sıkmadan.

İhtimale hazır olalım.   

İçeride sıkışmış otoriter rejimlerin fıtratında vardır. Bakınız 1974 Yunanistan Albaylar Cuntası ve Kıbrıs darbesi, 1978 Arjantin Cuntası ve Malvinas/Falklands işgali…

Sonuçları o cuntalar için çöküş ve o ülkeler için büyük tahribat olsa da…