Yunan adaları ve Türkler: Nereden nereye…

Türkiye’nin Ege kıyılarının karşısındaki Yunan adaları bu yıl da Türk turistlerle dolup taşıyor.

Günlük vize uygulamasından yararlanan orta gelirli Türk turistler, günlük seferler yapan Türk kıyıları karşısındaki Sakız, Midilli, Samos, Kos ve Rodos gibi adalara akın ederken; daha varlıklı olanlar; kıyılara daha uzak kalan Patmos, Santorini, Mykonos, Nisiros, Naxos, Sifnos, Serifos, gibi Orta Ege’deki adalara özel ya da kiralanan lüks yatlarla geliyor.

Bu yıl yalnız Ege değil; Yunanistan’ın batısında İtalya’ya bakan İyonya denizindeki Korfu, Kefalonya gibi adalarda da birçok Türk bandıralı yata rastlanıyor.  Bu yatlar, Ege Denizi’nden Atina yakınlarındaki Korent Boğazı’nı geçerek Mora Yarımadası üzerinden İyonya Denizi’ne ulaşabiliyor.

Yunan adalarına çıkan Türk turistlerin daha çok guruplar halinde gezdikleri; yemek sofralarında uzo, balık, meze, kavun ve peyniri eksik etmedikleri ve aynı Yunanlar gibi yüksek sesle konuşarak, şakalaşarak ve kahkahalar atarak eğlendikleri görülüyor.

Türk turistlerin dikkati çeken bu rahatlıklarını gördükçe, insanın aklına Yunan adalarına Türklerin ayak basamadığı 80’li ve hatta 90’lı yıllar geliyor.

 

 

Türk-Yunan ilşikilerinin en kötü dönemlerine denk düşen bu yıllarda ne Türkler Yunan adalarına gelme “cesaretini” gösterebiliyor ne de “Türk tehditi” korkusuyla aşılanan ada sakinleri Türklerle alışveriş yapmak istemiyordu.

Es kaza adalara gelen birkaç “cesur” Türk turist; adeta “casus” gibi görülür ve en yakın karakola haberler salınırdı. O dönemlerde adanın resmi makamları, Türk turistlerin nereye gittiklerini, ne yaptıklarını, kiminle ne konuştukları sıkıca takip ederdi..

Türk ve Yunanların birbirlerine karşı duydukları bu kuşkular, 1999’de, ilk önce Türkiye’yi ve hemen ardından Yunanistan’ı vuran ölümcül depremlerin yaşanmasına kadar sürdü.

Depremlerde Türklerin yardımına ilk koşan Yunan halkı; Yunanların yardımına ilk koşanlar ise Türk halkı olmuştu. Halklar, sürekli düşmanlık körükleyen siyasetçilerin önüne geçmiş ve halk diplomasisi ön plana çıkmıştı.

O gün bugündür, hem Yunanlar Türkiye’yi hem de Türkler Yunanistan’ı daha rahat ziyaret edebiliyor ve internetin “keşfinden” sonra insanlar arasında daha sıkı bağlar kuruluyor, arkadaşlıklar hatta evlilikler yaşanıyor.

Patmos Adasına kiralık bir yatla gelen bir Türk turist gurubu içindeki Ayşe ile Doğan çifti, yakın bir zamana kadar Sakız ve Midilli gibi adaları gezdiklerini ancak bu kez Ege’nin ortasındaki adaları da görmek istediklerini söylüyorlar. Yunan adalarındaki denizin temiz suyundan, uzun sahillerinden, yemeklerin lezettinden ve o kadar da pahalı olmayan fiyatlarından son derece memnun olduklarını dile getiriyorlar.

 

 

Yunanistan’ın ekonomik kriz dönemlerinde Ege’deki Yunan adalarını ayakta tutan da Türk turistlerin katkısını da unutmamak gerekiyor. Ada halkı Türk turistleri o denli benimsemiş ki; Anadolu’dan göç etmiş dedelerinden kalma çat pat Türkçe konuşabilenlerin yanı sıra, Türk turistlerle anlaşabilmek için Türkçe öğrenen garsonların sayısı artıyor.

Adalarda eskiden Türkçe konuşmak, neredeyse “suçmuş gibi” algılanırken; şimdilerde lokanta ve cafelerde Türkçe menü’ler basılıyor ya da “Burada Türk kahvaltısı vardır” gibi Türkçe levhalar asılıyor.

Kefalonya Adası’nda rastladığımız bir gurup Türk turist ise Ege adalarını yıllarca ziyaret ettikleri için, bu kez batıdaki Yunan adalarını görmek için uzunca bir deniz seyahati yapmayı tercih etmiş.

Ege adalarına kıyasla daha yeşil; denizleri daha sakin ve yemeklerinin ve kültürlerinin daha “İtalyanvari” olduklarını gözlemlemişler. Bunun nedeni de İtalya’ya yakın olmalarından başka; bu adaların yıllarca Venediklilerin hâkimiyeti altında olmasından kaynaklanıyor.

Kefalonya Adası’nın kuzeyindeki, daha çok İtalyan ve İngiliz turistlerin tercih ettiği Korfu Adası’na da bu yıl oldukça fazla Türk turistin geldiğini öğreniyoruz.

Türkiye’nin Yunanistan ile arasındaki İpsala Sınır Kapısı’ndan, kuzey Yunanistan’ı enine kesen yaklaşık 700 km uzunluğundaki geniş oto yolu sayesinde, isteyen Türk turistler kendi otolarıyla, İpsala Sınır Kapısı’ndan altı saat içinde batıdaki İgoumenitsa Limanı’na ve oradan feribotlarla Korfu Adası’na geçebiliyor.

Yunan adaları, yabancı turistlerin gözdesi haline gelmeden önce, haftada bir seferler yapan –o da fırtına yoksa- gıda maddelerini, elektrikli eşyaları, inşaat malzemeleri getiren eski tip yolcu gemilerini dört gözle beklerdi.

Yunanistan’ın 1980’de AB üyeliği ile gelişmeye başlayan Yunan adalarının beyaz ve bodur evleri ise  “mimarisi aynen korunması” şartıyla ayrılan AB fonları sayesinde tadilatlardan geçirildi. Böylece eski tip yolcu gemileri dev feribotlarla yer değiştirecek; adaların yaşam kalitesi aşamalı olarak üst seviyelere gelecekti.

Orta halli turistlerin “ayak basmaktan kaçındıkları” iki Yunan adasından biri Mikonos, diğeri Santorini adası. Pahalı oldukları kadar çekicilikleri de büyük olan bu iki Yunan adasına dünya jetset’inin uğrak yerleri olmuş durumda.

1970’lerde ne elektriği ne de suyu olan bu iki fakir adanın bu denli büyüyerek zenginleşmesi gerçekten takdire şayan. Bu adaların dar ve beyaza boyanmış sokaklarında, sırf dünya evine girmek için binlerce kilometre uzaklıktan gelen yüzlerce zengin Çinlinin yanı sıra Sharon Stone, Mickey Rourke; Kate Moss, Sara Jessica Parker, Oprah Winfrey, hatta Ronaldo gibi ünlülere rastlamak mümkün. Bazı ünlülerin adalarda mülk sahibi oldukları da biliniyor.

Ancak bu adalar, son yıllarda zengin Türk yatırımcıların da hedefine girmiş durumda. Ünlü Türk firmaları, ayda 6 ila 9 bin euro arasında değişen dükkân kiralarıyla Mikonos ve Santorini de şubeler açıyor.

Bazıları ise yüzbinlerce euro değerinde lüks villalar satın alarak bir taşla iki kuş vuruyor. Hem satın aldıkları villayı binlerce euro karşılığında kiralayabiliyor; hem de AB ülkelerine serbestçe seyahat etme fırsatı tanıyan ve “Golden Visa” adı verilen oturma izni alabiliyorlar. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.