May 10 2018

'AKP'nin ekonomideki büyüme arzusu AB ve ABD'nin tek kozu'

AKP iktidarı yönetiminde ekonomik göstergeler tehlike sinyalleri veriyor. 2019 Kasım ayındaki seçimlerin, 24 Haziran 2018'e alınmasında, olası bir ekonomik krizin sarsıcı etkilerinden kaçınma motivasyonunun rol oynadığını söyleyen yorumcuların sayısı hiç de az değil.

Bu şartlar altında, Ankara'nın yumuşak karnının ekonomi olduğunu söylemek zor olmasa gerek.

Ortadoğu ve Türkiye uzmanı Aaron Stein'e göre, bu durum Türkiye için handikap iken, AB ve ABD'li liderlerin aslında en önemli kozu.

"Gerçek şu ki, Türk siyasi liderlerinin ekonomik büyümeyi sürdürme ve en üst seviyeye ulaştırma arzusu, Ankara’nın sürüklenişinden endişeli AB ve ABD’li liderlere sunulan yegâne kullanılabilir faktör" yorumunu yapan Stein'in, Atlantic Council'de kaleme aldığı yazının satırbaşları şöyle:

Türkiye'deki demokratik kurumların zayıflaması birçok Batı ülkesinde, Ankara'nın transatlantik toplumundaki yeri ve Türkiye’nin politika oluşturma süreçlerinin geleceği hakkında tartışma başlattı. Karadeniz'e güç aktarımı ve rövanşist (intikamcı) Rusya'nın kısıtlanması konularında Türkiye’nin önemi hakkında çok az tartışma var.

Ancak, Ankara'nın ABD ve birçok Avrupa ülkesi ile ilişkileri zayıflarken Suriye’de Moskova ile yakın ilişkiye girmesi, Ankara'nın politika oluşturma faktörleri konusunda soru işaretleri oluşturuyor. Erdoğan liderliğindeki AKP, Türkiye’nin bölge ülkeleriyle olan ilişkilerini derinleştirirken transatlantik toplumu ve güçleriyle ilişkileri koruyan dengeli bir dış politika izlemişti.

Batılı hükümetlerin zorlanması, Türkiye'nin komşularıyla ilişkileri derinleştirme çabalarından kaynaklanmıyor. ABD ve Avrupa için sorun, Türk siyasetçilerin dış politikayı popülist politik kazanç için bir araç olarak nasıl kullandıkları ve bu eğilimin Türkiye’nin Avrupa ve ABD ile ittifakına olan kamuoyu desteğini nasıl zayıflattığı.

Türk siyasetindeki bu eğilim, Temmuz 2016'daki başarısız darbe girişiminin ardından Türkiye'nin demokratik kurumlarının yıkılması ​​ve Suriye'deki iç savaşla bağlantılı eş zamanlı terör saldırısı dalgasıyla ilişkili. Örneğin, darbe girişiminin ardından Ankara, darbenin planlayıcısı olarak suçladığı Fethullah Gülen'in iade edilmemesi ve YPG’ye silah desteğinden dolayı ABD’yi eleştirdi.

Buna paralel olarak, Türkiye’nin değişik Avrupa ülkeleriyle ilişkileri, PKK bağlantılı faaliyetler, AKP'nin Avrupa başkentlerinde yürüttüğü seçim kampanyaları ve AKP'nin AB politikasına karışmasıyla ilgili kaygılar nedeniyle kötüleşti.

Türkiye’nin politika oluşturma süreci ile kamuoyu görüşü arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamak için Atlantik Konseyi'nin Rafik Hariri Merkezi, Türk anket firması Metropoll ile birlikte bir araştırma yaptı.

Genel olarak veriler, Türk kamuoyunun Avrupa'daki müttefiklere karşı şüpheyle yaklaştığını gösteriyor. Türk siyasetçiler, özellikle de Ankara ve transatlantik müttefikleri arasındaki politika anlaşmazlıklar süresince, bunu kullanma dürtüsüne sahip.

NATO konusunda, Türk vatandaşlarının büyük bir kısmı (% 46,7) hâlâ İttifak'ın Türk güvenliği için önemli olduğuna inanıyor. NATO’nun Türkiye için önemli olduğu inancı CHP’li (% 56,7) ve HDP’li (% 50) seçmenlerde, AKP’li (% 48,2) ve MHP’li (% 47,8) seçmenlere göre daha yüksek.

AB katılım sürecine yönelik Türk algısı ve Avrupalı ​​müttefikler hakkındaki Türk bakış açısı hakkında aynı şey söylenemez. Türkiye’nin AB’ye üye olabilecek mi sorusuna, her partiden kişiler büyük çoğunlukla (% 66) “Hayır” cevabı verdi. Evet diyenlerin oranı ise sadece % 20.

Türk vatandaşları, Avrupa hakkında olumlu bir görüşe sahip değil. Ankete katılanların % 34.7’si Avrupa’da müttefikimiz yok derken, bu konuda fikir beyan etmeyenlerin oranı daha da fazla. Türklerin gözünde en dost ülke olan Almanya’nın oranı ise sadece % 8,3.


 

Anket verileri, Türk seçmenlerin terör ve ekonomi konusunda endişeli olduklarını gösteriyor.

Terör endişesi, AKP-MHP ittifakının PKK’ya karşı sertlik yanlısı bir tutum izlemesine neden olabilir. Bu durum, sorunu askeri yöntemlerle yaklaşan ve PKK ile siyasi uzlaşmayı benimsemeyen MHP’nin tarihi yaklaşımı ile uyumlu.

Ankete katılanlar terörü Türkiye’nin en önemli sorunu görürken, kendileri açısından en büyük endişenin ekonomik durum (% 52,1) olduğunu söylüyor. Buna karşılık terörü bireysel olarak karşılaştıkları bir sorun olarak görenlerin oranı sadece % 2,4.

Kendi ekonomik refahı ve ülke ekonomisi hakkında endişeli olan Türk seçmenleri, Avrupa ile ekonomik ilişkileri olumsuz yönde etkilemediği sürece Batı karşıtı söylem ve politikalara çok az tepki veriyor. Bu, Türk politikacılar için tuhaf bir dinamik oluşturuyor. Bu dinamik, ABD ve Avrupa’ya yönelik benzersiz bir meydan okuma fırsatı sağlıyor.

Yine de bu söylemlere rağmen Türk dış politikası, ekonomik anlamda dış baskılara karşı savunmasız. Örneğin, 2015’de uçağı düşürülen Rusya, Türkiye’nin Suriye’deki politikasını değiştirmek için ekonomik yaptırımları kullandı. Aynı şekilde, Almanya da Türkiye’de tutuklu olan vatandaşlarının serbest bırakılması için ekonomik baskı uyguladı.

Politikadaki hızlı değişimler, Türkiye'de dış olaylardan etkilenen ve onlara tepkisel olan, ancak nihayetinde ekonomik ve güvenlik çıkarlarına yönelik bir politika oluşturma süreci olduğunu göstermekte.

Ankara bir müttefik. Ancak, AB üyelik süreci ya da liberal olmayan yönetimin ortak kınanması gibi geleneksel mekanizmalar, Türk politikalarında değişikliğe yol açmada etkisiz kalıyor. Üstelik, ekonomi tehdit edilmedikçe, politikacıların kararlarını etkileme konusunda yeterince içsel, aşağıdan yukarıya bir baskı oluşmadığı görülüyor.

Türkiye ile siyasi uzlaşmaya varmaya çalışacak müttefikler için, Türk ekonomisini tehdit eden zorlayıcı politikalar uygulanmadığı sürece kullanılabilecek araçlar sınırlı. Ancak, bu tür eylemler popülist tepkiye neden olmakta ve Türk halkının geleneksel müttefikleri hakkındaki olumsuz tutumlarını artırmakta.

Veriler, mevcut statükoyu sürdüren politik dürtülerin devam ettiğini gösteriyor. AKP, Batı karşıtı dilin tonunu azaltmak için aşağıdan yukarıya bir baskıyla karşılaşmıyor ve AB üyelik sürecinin çöküşü karşısında seçmenlerden az bir tepki görüyor.

Aynısı, Washington'la ilişkilerin bozulması için de geçerli. Yine de, Türkiye ekonomisi AB ekonomisine büyük ölçüde entegre olmuş hâlde. Ankara, Avrupa ile ciddi bir kırılma riskini göze alamaz, aksi takdirde ekonomisi zayıflar ve sonuç olarak siyasi desteği azalır. Gerçek şu ki, Türk siyasi liderlerinin ekonomik büyümeyi sürdürme ve en üst seviyeye ulaştırma arzusu, Ankara’nın sürüklenişinden endişeli AB ve ABD’li liderlere sunulan yegâne kullanılabilir faktör.

Ancak bu avantajdan yararlanma, transatlantik ittifakın değerlerine uymayacak ve önemli aktörler tarafından çekici bir politika aracı olarak görülmeyecektir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar