Haz 26 2018

'Batı artık Türkiye’ye müttefik olarak bakamaz'

Türkiye 24 Haziran’da yapılan seçim cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri sonuçlarıyla ilgili değerlendirmeler devam ediyor. Sonuçlarla ilgili analizlerden biri de Ross Clark tarafından yapıldı. Express.com sitesinde yer alan yazıda Batı dünyasının Türkiye’ye artık müttefik olarak bakamayacağına dikkat çekildi.

Analiz yazısının tamamı şöyle:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri geçen 95 yılda Türkiye, İngiltere Dışişleri Bakanlığı için sorun yaratan ülkeler listesine nadiren girdi. 1952’den beri NATO müttefiki olan Türkiye, onlarca yıldır Avrupa ve sorunlu Orta Doğu arasında tampon bölge görevi yaptı.

Ülkenin laiklik temelli anayasası yıllardır İran’ı etkileyen kökten İslamcılığa karşı kalkan görevi yaparken, Batı’dan etkilenen demokratik kurumları da Saddam Hüseyin ve Başar Esad gibi liderlere karşı koruma görevi yaptı.

Ancak Pazar gününün seçim sonuçları gösteriyor ki, İngiltere ve Avrupa’nın diğer ülkeleri artık Türkiye’nin Orta Doğu üzerindeki olumlu etkisine ve arkadaşlığına güvenemez hale geldi.

Tam aksine, Recep Tayyip Erdoğan’ın tekrar Cumhurbaşkanı seçilmesiyle Türkiye Avrupa’da istikrar için potansiyel bir tehdit haline geldi. Erdoğan’ın elde ettiği güçler diktatörlüğün sözlükteki tanımıyla aynı.

Erdoğan’ın iktidardaki ilk 10 ayında kimse endişelenmedi, Mugabe veya Putin için endişelenmedikleri gibi. Ama 10 yıllık iktidar öyle görülüyor ki otokrat düşünceye sahip liderlerin tüm mantığı elden bıraktıkları zamana işaret ediyor.

Erdoğan zaten 2003 yılında ilk defa seçildiğinden beri otoriter eğilimler gösteriyordu ama en büyük dönüm noktası iki yıl önceki başarısız darbe girişimi oldu. 

Kendilerini “Yurtta Sulh” olarak adlandıran ordunun bir bölümü Ankara’yı bombalayarak meclisi ve devlet yönetimini ele geçirmek istedi.

Erdoğan’ın hükümeti düzeni sağlamadan önce 300’den fazla vatandaş hayatını kaybetti. Hiç bir hükümet darbe girişimlerine karşı kayıtsız kalamaz.

Ancak devamında yaşananlar darbe girişimiyle doğru orantılı olmadı - Stalin tarzı bir hamleyle tüm muhalifler yerlerinden oldu. Darbe girişiminden günler sonra ilan edilen OHAL hala devam ediyor.

O günden beri aralarında ordu mensupları, polis memurlar ve yargıçlar bulunan 100.000’den fazla görevli pozisyonundan oldu ve yarısından fazlası hapse atıldı.

Erdoğan rejimi altında gazeteler, radyolar ve tv kanalları kapatıldı, gazeteciler hapse atıldı ve Erdoğan’ı eleştiren tüm akademisyenler ve öğretmenler görevlerinden alındı.

Dört yıla kadar potansiyel hapis cezası taşıyan yeni geçirilen bir kanuna göre sadece Cumhurbaşkanı’na hakaret etmek ceza getiriyor. Pazar günkü seçimlerde muhalefet partilerin gözlemcilik yapmasına izin verilse de, özgür bir basın veya bağımsız yayıncıların yaklaşmasına izin verilmedi ve seçim adil olmaktan çok uzak kaldı.

Aynı zamanda, ilk sonuçların sayımlardan önce açıklanmasıyla ilgili hile suçlamaları da yaşandı.

Bu seçim zaferi Putin’in defterinden birebir kopya gibi. Tıpkı Putin gibi Erdoğan da anayasayla oynayarak daha fazla iktidarda kalabilmek ve daha fazla güce sahip olabilmek için gerekenleri yaptı.

Geçtiğimiz sene düzenlenen referandumun sonuçlarına göre, Başbakanlık makamı artık var olmayacak ve böylece Erdoğan’ın rakibi kalmayacak.

Gelecekte Erdoğan kendi kendine OHAL ilan edebilecek ve şu anda var olan koşulları geri getirebilecek.

Mayıs ayında İngiltere’ye geldi, doğru. Türkiye Brexit sonrasında İngiltere’nin ticari ilişkilerini geliştirmek istediği bir ortak.

Ama o zaman Theresa May neden Erdoğan’ın cakasına oynayarak onu Downing Sokağı’na davet etti? Görünen o ki Bayan May de David Cameron’un Erdoğan hakkındaki cahilliğini paylaşıyor.

Eski Başbakan 2010 yılında Ankara’yı ziyaret ederek Türk Meclisi’ne AB üyeliğinin hızlandırılmasını istediği yönünde bir konuşma yapmıştı.

Bu konuşma son zamanlarda yaşanan görevden almalardan önce yaşanmış olsa da, Erdoğan o zamanlarda bile insan hakları ihlallerine başlamıştı. Türkiye’ye artmakta olan otoriterlik, ülkenin Avrupa’ya olan yakınlığı yüzünden rahatsız edici bir hale geldi.

Türkiye halihazırda Suriye, Afganistan, Somali ve başka ülkelerden gelen 400.000’den fazla mülteciye ev sahipliği yapıyor.

Mültecilerin Akdeniz üzerinden Avrupa’ya girmeye çalışarak hayatlarını kaybetmesini önlemek adına 2016 yılında AB ile Türkiye arasında mültecilerinn kendi ülkelerine döndürülmesi için bir anlaşma yapıldı.

Bu anlaşma çerçevesinde Türkiye’ye dönüp iltica talebinde bulunan mültecilere karşı AB Türkiye’deki kamplardan mülteciler almayı kabul etti.

Ama Erdoğan’ın görevden almaları sonucunda şu anda Türklerin kendileri Avrupa’ya kaçıyor ve Kuzey Afrika ve ya Orta Doğu’ya kıyasla daha büyük bir göç ile karşı karşıyayız.

Tüm bunlara ek olarak, Putin’in Avrupa’nın koordine ve güçlü bir defans sağlamasını gerektirdiği bu günlerde, Türkiye NATO’dan atılma riski yaşıyor.

Türkiye hiç bir zaman Batı demokrasi standartlarına uymadı. Erdoğan bile 1998 yılında ülkenin laik kanunlarına karşı gelmek suçundan hapse girdi.

Şu andan itibaren Türkiye iş gören bir demokrasi olduğunu iddia edemez durumda. Bunun hepimiz için ciddi sonuçları olacaktır.”