Bizim masallarımız halen var…

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın “Biz masalları olan bir coğrafyanın çocuklarıyız. Bize yüz elli yıldır modernleşme adı altında başkalarının hikâyeleri anlatıldı. Artık kendi hikâyemizi yazma zamanıdır” dedi.

Masal, sözlü anonim halk edebiyatı ürünüdür. Kahramanları arasında olağanüstü şahıs veya yaratıklar bulunabilir. Anlatılan olaylar tamamen gerçek dışıdır. Yer ve zaman ögesi belirsizdir.

Hikâye ise gerçek ya da gerçeğe yakın bir olayı aktarır. Hikâyede kişiler, olay örgüsü, mekân, zaman gibi temel yapı unsurları vardır.

Yani masal ve hikâye birbirinden farklı şeylerdir. İbrahim Kalın “Biz masalları olan bir coğrafyanın çocuklarıyız. Bize yüz elli yıldır başkalarının masalları anlatılıyor” deseydi, konu benim için bu kadar karmaşık bir hal almazdı.

Öyle ya… Bizim Bin Bir Gece Masalları’mız, ‘Dede Korkut’larımız, Keloğlan’larımız varken yüz elli yıldır bize La Fonten, Ezop, Grimm masalları anlatılmasına itiraz edilebilir. Milli ve yerli masalımızı korumak, sihirli lambalı Alâeddin’i, uzun saçlı Rapunzel’e ezdirmemek vs. kaygılarımız olabilir. 

Benzer kaygıları sanayi veya ticari mallarda taşıdığımızda gümrük vs. önlemler alıyoruz. İbrahim Kalın’ın endişesi başkasının masalına karşı kendi masalımızı korumak endişesi ise anlarım.

Veya “Biz hikâye yazan bir ecdadın ahfadıyız, bize başkalarının hikâyelerini dayattılar” deseydi yine anlardım. 

Ama kendi coğrafyamızın masalına karşılık, başkasının hikâyesine itiraz etmek, elma ile armudu toplamak gibi bir şey olmuş. Benim kolay anlayabileceğim bir şey değil.

***
Doğrusunu isterseniz masal yazmaya devam ediyoruz. Alâeddin’inin uçan halısını herkes duymuştur. Ama kimse görmemiştir. 

Bizim yerli ve milli uçağımız da öyle.

Yıl 2015. Dönemin başbakanı ve üst düzey devlet yetkilileri, son derece heyecan verici bir projeye imza attılar. Gerekli çalışmalar yapılacak, Türkiye 4 yıl sonra ilk yolcu uçaklarına kavuşacaktı. Yani 2019yılında göklerde olacaktı. Ben göremedim. 

Yerli ve milli otomobilimiz masal mı kalacak, hikâyeye mi dönüşecek… Şimdiden bilmiyoruz.

*** 
Hikâyeye dönüştürdüğümüz masallarımız da var. 

Bin bir gece masallarında hükümdar kendince haklı sebeplerden dolayı kadınlara öfkelidir. İntikam alma düşüncesindedir. Önce karısını öldürtür, Her gece yeniden evlenen hükümdar, geceyi karsıyla geçirdikten sonra tan vakti kadını idam ettirir. Bir süre bu böyle devam eder. 

Dünün masallarında var olan bu durum bugünün hikâyesidir. Bugün bu hikâyeye “Kadın cinayetleri” diyoruz. 

Bu kötü gidişata son vermek için bir plan yapan vezirin akıllı kızı Şehrazat bir sonraki eş olmaya aday olur. İlk geceden başlayarak hükümdara her gece bir hikâye anlatır. Şafak vakti en heyecanlı yerinde hikâyeyi keser. Hikâyenin sonunu merak eden hükümdar o gün idamı erteler. Bu böyle bin bir gece sürer.

“Bir kişi daha eksilmeyeceğiz” veya “kadın cinayetlerini durduracağız” diye pankart taşıyan kadınlar bugünün hikâyesindeki Şehrazat’tır. 

Dünün bir başka masalı Deli Dumrul da bugünün hikâyesidir.

Susuz derenin üzerine kurduğu köprüden "geçenden beş akçe, geçmeyenden on akçe" alan Deli Dumrul dünün masal kahramanıdır. Geçmediğim köprüye ödediğim köprü geçiş ücreti bu günün hikâyesidir. 

Bu bayram günü evimde otururken geçmediğim köprülerden payıma düşen köprü ücreti kaç akçedir, bilmiyorum.

***
Yüz yıllık, bin yıllık masallar “kendi hikâyemiz” diye önümüze sürülmedikten sonra 
“Artık kendi hikâyemizi yazma zamanıdır” arzusuna kimsenin itirazı olmaz elbette…

Yeter ki “Kendi hikâyemiz” diye kimse bize masal anlatmasın.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.